• Perşembe, Temmuz 19, 2018

Türk muhalefetine Malezya dersleri: Buyurun sandığa dikta yıkmaya!

kaya
Kaya Ataberk
Haziran13/ 2018

AKP’ye model olan Malezya “ılımlı İslam” modelinin çöküşürezzak-ayakkabi-kutusu
Malezya halkı seçimlerde UMNO Partisi’nin 61 yıllık “Ilımlı İslam” diktasını yendi. AKP’nin Türkiye’ye model olarak sunduğu Malezya rejimi bir gecede çöktü. Eski başkan Necip Rezak’ın yağma-sadaka ekonomisi, tek adam diktatörlüğü, yolsuzluk düzeni tarihe karıştı.
Dile kolay 61 yıllık dikta… Sanki hiç gitmeyecekmiş, dünya kurulduğundan beri orada duruyormuş ve yıkılana kadar da kalacakmış gibi. Ama işte öyle değilmiş. Malezyalılara “kutsal gelen bin yıllık çınar fiske vuruşuyla” yıkılıp gitti. Hem de bütün çürümüşlüğünü ve kofluğunu gözler önüne sererek.
Malezya modelinin çöküşünde Türkiye ve özellikle de bizler yani Türk muhalefeti için önemli dersler var. AKP’ye hem model hem müttefik olan Malezya Ilımlı İslam Modeli, yıkılışıyla bu kez ters anlamda model oluşturuyor.
Nasıl bir rejim?
“Ilımlı İslamcı” diktatör Rezak’ın UMNO Partisi 1957’deki bağımsızlıktan beri iktidardaydı. ABD ve diğer emperyalistlerle, küresel kapitalizmle uyumluydular. Hem “Ilımlı İslamcı” hem Batıcıydılar. 61 yılda ekonomideki yağma, siyasetteki baskı ile beraber arttı.
Rezak döneminde ülke yolsuzluğa batmış bir diktaya dönüştü. Daha önce aynı sistem içinde başbakanlık yapmış olan şimdiki galip muhaliflerin lideri Mahathir Muhammed bu gidişe dayanamayıp ayrılanlardandı.
Malezya’da hâkimiyet Rezak’ta gibiydi. Ama aslında ABD ve Suudiler olmadan bir hiçti. Ülkenin tüm kaynakları tüketilirken, karşılığında bu iki merkezden sıcak para akmıştı. “Ilımlı İslam” özenle ayakta tutulmuştu.
Malezya “Ilımlı İslamcılığın” kalesi ve modeli yapılmıştı. Kurdukları Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nden bizim sabık başbakan Ahmet Davutoğlu gibi nice dehalar çıkmıştı. Zaten bize Malezya’yı model gösteren oydu. Tabi ki tesadüf değil.
Malezya o kadar kaleydi ki bir gün gelir işler sarpa sararsa gidilecek son durağın orası olduğu dedikoduları yayılmıştı bir ara. Ama dedikoduları yapanlar artık susmak zorunda çünkü zaten ortada öyle bir Malezya kalmadı!
Malezya’nın AKP ile ittifakı
Malezya Ilımlı İslamcılığın üssü seçilmişti. Birçok AKP’li Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde Ilımlı İslamcılığın kadroları olarak yetiştirilmişti. AKP ile Malezya rejimi arasındaki ittifak ilişkilerinin gelişmesinde bu kadroların çok çabası oldu.
AKP’nin yeni müttefikler aradığı 2010’ların başında ilk bir araya geldiği rejim Malezya’ydı. AKP’liler Malezya’yı sadece bir müttefik olarak değil aynı zamanda model olarak da gördüler. İlişkilerin ısınması 2011’in Şubat ayında Necip Rezak’ın Türkiye’ye gelişiyle oldu. AKP ile Malezya arasında Ilımlı İslamcı bir eksen kuruluyordu.
2014 Şubat ayındaysa Tayyip Erdoğan Malezya’ya gitti. Erdoğan ve Rezak başkent Kuala Lumpur’da “Stratejik İşbirliği Eylem Planı” imzaladılar. Araya bir de serbest ticaret anlaşması sıkıştırılmıştı. Malezya’ya iltica söylentileri de tam bu sırada çıkmıştı.
AKP’nin bunu gerçekten düşünüp düşünmediğini bilmiyoruz. Ama Malezya’yı ve Rezak’ın Ilımlı İslam rejimini yarım asırlık geçmişi, ekonomik gücü ve etkisiyle bir model ve sırtını yaslayacak sağlam bir müttefik olarak gördükleri açıktı.
AKP ve Reis, Malezya’nın rejimine ve reisine çok güveniyordu. Ama olmadı. Rezak dünya çapında bir gürültüyle çöktü…
Peki, ne olmuştu da “Ilımlı İslamcı”, yağmacı ve baskıcı 61 yıllık rejim çöküvermişti?
Umut İttifakı’nın diktaya ve umutsuzluğa karşı seçim zaferi
Necip Rezak, son yıllarda tek adamlığın dozunu artırdı. Baskıyla iktidarda kalmayı seçti. Fakat bunun kaçınılmaz bir sonucu vardı: muhalefet birleşti. Umut İttifakı “Harapan Rakyat” çatısı altında bir araya geldiler.
Umut İttifakı’nın işi zor görünüyordu. 61 yıllık iktidar, tüm Müslüman ülkelere model gösterilen Ilımlı İslamcılık ve baskıcı tek adam rejimi sağlam gibiydi…
Tek adam Rezak seçim kaybeder miydi hiç? Hem kaybetse bile bir yolunu bulur gitmezdi. Katarlı değilse de Suudi dostları vardı. Onlar da yalnız bırakmazlardı Rezak’ı.
Ama öyle olmadı. Umutsuzların öngörüleri yanlışlandı. 9 Mayıs’taki seçimlerde Umut İttifakı hem diktatöre hem de umutsuzlara karşı zafer kazandı. Ve Rezak gitti.
Tabi beraberinde yolsuzluk, zulüm, baskı, tek adamlık, yağma ve talan ekonomisi de…
Umut İttifakı biraz bizdeki Millet İttifakı’nı andırıyor. İçinde farklı kesimler var. Sosyal demokratlar, Malay milliyetçileri, bazı İslamcılar, ülkedeki Çinli azınlığın temsilcileri, Rezak öncesi “eski Malezya”nın siyasileri bir aradalar.
Bu “benzemeyenlerin” çok benzedikleri bir nokta var: sömürü ve baskı rejimini durdurma ihtiyacı duymaları. O noktayı yaratansa Rezak’ın kendisi. Bu tek adamlar hep böyledir. Kudretleriyle olmazları oldurmanın peşine düşüyorlar. Sonra da muhaliflerini birleştirecek formülü bizzat icat ediyorlar. Fakat evde deney yaparken elini yakan çocuk gibi acılı sona ağlamasalar bir de keşke.
Umut İttifakı’nın zaferi gerçekten zaferdir. Tavrımız net olmalı.
Hele bu düzeyde bir sömürüye, zulme karşı!
Yağma-sadaka ekonomisi nasıl tükendi?rezzak-stalin
Malezya Rezak’la görülmemiş sömürüyü, hırsızlığı, zulmü gördü. Rezak kendisine “man of steel” yani “çelik adam” denilmesini severmiş. “Stalin” gibi bir şey yani! Tesadüf değil tabi. Diktatör diktatörün aynasıdır. Ama orada da bir orantısız zekâ varmış, “demir adamı” tutmuş “man of steal” yani “hırsız adam” yapıvermiş. Rezak da bu unvanı epey hak etmiş tabi.
Rezak’ın ekonomisi de pek tanıdık. Önce halkın, kamunun tüm kaynaklarını yağmalarsınız. Kepçeyle kasanıza, olmadı ayakkabı kutularına yığdıklarınızdan çay kaşığıyla seçmeninize sadaka dağıtırsınız. Onlar sadaka kesilmesin diye size oy vermeye devam ederken, hooop seçim zaferleri art arda dizilmiş.
İnşaat sektörü şişirilip, başkent Kuala Lumpur gökdelenlerle dolarken her balonun elbet patlayacağını düşünmemiş Rezak Reis. Bir gün gelmiş bakmış ki işler daha fazla bu yöntemlerle gitmeyecek; “1MDB”yi yani Malezya’nın Varlık Fonu’nu oluşturup ülkenin tüm ulusal birikimini, kurumlarını, varlığını buraya aktarmış. Fonu da Suudi dostları ile birlikte yağmalamışlar. Rezak ve aile çevresi Malezya’yı bir de böyle soymuş.
Tabi bunların ortaya bu açıklıkla dökülmesi seçimden sonra oldu. Bir Suudi prensinin Rezak’ın hesabına 681 milyon dolar aktardığı ortaya çıktı. Prens bunu Rezak sevgisinden yaptığını söyledi ama pek inandırıcı olmadı tabi.
Sonunda soruşturma kapsamında Rezak’ın evi arandı. Meğer Rezak ailesi evlerindeki kutularda ayakkabı filan saklamak yerine 28 milyon dolarcık küçük bir meblağ saklarlarmış! Ne Malezya modeliymiş, değil mi? Her diktaya, her hırsıza lazım…
Rezak diktayla kendi sonunu hazırladı
Rezak ve partisinin soygunu, talanı, sadaka ekonomisi, diktası tabi halktan ve muhalefetten tepki görmüştü.
Peki, buna karşı o ne yaptı? “Haklısınız, düzeltelim” demedi doğal olarak. “Ilımlı İslamcılığı” ağır Şeriatçı diktaya dönüştürdü. Basına sansür uygulattı ve büyük cezalar kestirdi. Muhalefeti darbeci ilan etti. Ülkeyi bilinçli bir şekilde kutuplaştırdı. Gerginliği tırmandırdı.
Her şey bir süre istediği gibi gitti. İnsanlar sustu. Ama bir gün susmakla bir şey olmayacağını anladılar ve birleştiler.
Kısacası diktatör yaptıklarıyla kendi sonunu hazırlamıştı. Her dikta gibi kendisini çöpe atacak güçleri farkında olmadan ve iradesi dışında birleştirmişti.
“Anlatılan senin hikâyendir” derler ya hem onun hem bizim hikâyemiz aslında.
Malezya başardı, Türkiye haydi haydi başaracak!
Evet, epey tanıdık bir hikâye ve epey benzerlik var.
Ama farklılıklar da var tabi. Bizde olan ama onlarda olmayan bazı şeyler mesela.
Türkiye’nin devrimci, milliyetçi bir geçmişi, birikimi var.
Yine bazıları şimdi burun kıvırmaya kalksa da çok yakın geçmişteki Gezi Direnişi’nin yarattığı bir ruh var.
Her şeyin ötesinde Türkiye’nin Kuvayı Milliye geçmişi var Atatürk’ü var.
Ve “Mustafa Kemal’in Askerleri” var burada.
Gidecekler.
Model aldıkları, işbirliği ettikleri Malezya’nın diktatörü Rezak nasıl gittiyse öyle gidecekler.
Hem de seçimle gidecekler.
Malezya çok daha kısıtlı tarihî birikimiyle 61 yıllık karanlığı aydınlattıysa Türkiye Atatürkçü, milliyetçi, ilerici birikimiyle 16 yıllık miadı dolmuş ampulü bu seçimde söndürecektir.
Evet, seçimle olacak.
Şimdi tek bir görev var ey muhalifler: Buyurun sandığa!


Bu yazı 168 kez okundu.

Kaya Ataberk
SON EKLENENLER