• Cumartesi, Haziran 24, 2017

Türkiye’de liderlik algısı

metehan
metehan özkün
Mart13/ 2017

Liderlik kavramı, 1920’li yıllarda bilime dahil olmuş ve bir çok düşünür tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır. Günümüzde ise hâlâ fikir birliğine varılmış bir tanımı mevcut değildir. Bu kavram zamanla kendi içerisinde kategorilere ayrılmış ve her biri farklı özellikler almıştır. Bunlardan bazıları; Otoriter, Destekleyici, Demokratik ve Katılımcı, Hümanist, Liberal, Karizmatik ve Doğal lider…
Türk siyasetinin son döneminde ise “lider algısı” yön değiştirmiş durumdadır. Cumhuriyet tarihinde Mustafa Kemal Atatürk ile başlayan ve 2000’li yılların başına kadar süren “Karizmatik lider” modeli, 2002 yılından itibaren Türk siyasal hayatında içeriğini kaybetmiş ve konumlandırılamamıştır.
Karizmatik lider modelinin en önemli özelliği vizyon sahipliğidir ama görüyoruz ki son dönemde, bırakın vizyon sahibi olmayı bu eksikliğin getirdiği negatif ivme ile prestij kaybeden bir ülke konumundayız.
O zaman biraz farklı düşünelim. “Demokratikleşme” kavramının çok sık kullanıldığı bu coğrafyada Demokratik ve Katılımcı lider modeli söz konusu mu acaba?
“Tabii ki de değil” dediğinizi duyar gibiyim.
Çünkü bu liderlik modelinde iki yönlü iletişim maksimum düzeydedir ve lider kontrolü elinde tutmak yerine denetime ağırlık verir. Kararları diğer üyelere danışır, tek başına almaz.
Evrensel olarak demokratikleşme ve demokratik lider böyle bir akım ve akıma yol veren kişi iken, ülkemizde bu kavram halka oldukça farklı aktarılmış ve algı farklı yöne kaydırılmıştır.
Halkın üzerinde egemen olan, özgürlükleri minimum düzeye çekmeye çalışan, güçler ayrılığını yok sayıp bu güçleri kendisinde toplayan, dikta söylemler ile baskıyı artıran, halkın manevi değerlerini siyasi arenaya araç eden, iletişimi sadece kendi yandaşları kanalıyla yapıp farklı fikirlere algılarını kapatan bir lider modeli düşünelim…
Böyle bir modeli liderlik sınıfında kategorize edebilir miyiz?
Biat etmeyi kendisine iman sayan kesim için ideal olarak görünene bu model, “birey” olarak evrimini tamamlamış kişilerden oluşan toplumlar için, “kölelik” ile eşdeğer anlama gelmektedir.
Ülke olarak, akılcı, kontrollü ve ılımlı politikacıları liderlik vasfından uzak olarak görüyoruz. Çünkü dediğim gibi tam zıddı olan bir lider algısı yaratıldı. İşin en garip tarafı zaman zaman bu sisteme muhalif olanlarda tuzağa düşüyorlar. Her siyasi oluşumun bir lider teması vardır, eğer bunun dışına çıkarsanız yapılan bu yanlış siyasi hamle parti tabanında ayrımlara yol açacaktır. Bu da puan kaybı demektir..
O yüzden oluşumlardaki marjinal yönetimsel değişiklikler her zaman büyük risk taşır. Siyaset Bilimine aykırı bir akım üretme çabası bir gün mutlaka yok olmaya mahkumdur, çünkü isminden de anlaşıldığı gibi siyaset bir bilimdir ve kurallarına uygun bir şekilde sisteme dahil edilmelidir.
Bir ülkenin lideri olmak ise; siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan milletin yaşam standartını maksimize etmekten geçer ve bunun için realist bir politika izlemesi gerekir. Şeffaf ve realist yönetim anlayışı halk ile olan iletişimi de güçlendirecektir. Bu iletişim olumlu yönde bir enerji doğuracak, ülke ilk olarak iç politikada ve daha sonra dış politikada pozitif bir ivme kazanacaktır.
Türkiye’deki lider algısı ve seviyesi; Mustafa Kemal Atatürk’ün çizmiş olduğu şablon baz alındığı takdirde standartların oldukça üzerindedir. Bu seviye kendisinden sonra gelen bazı liderler için aydınlatıcı bir yol, bazıları içinse ütopya olmuştur.
Farklı çerçeveler resmin anlamını değiştiremez, ama esas olan millet olarak ulu önderin eseri olan bu resme en yakışan çerçeveyi seçmek…


Bu yazı 97 kez okundu.

metehan özkün
SON EKLENENLER