• Pazartesi, Aralık 11, 2017

Türkiye’nin ilk müzikal belgeseli: Orada Duruverseydi Zaman

billur
Özgür Billur
Kasım03/ 2017

Siz hiç, bir konser ya da tiyatro oyunundan çıktıktan sonra, elinize bayrağınızı alıp yanınızdakilerle birlikte marş söyleyerek yürümek istediniz mi?oradaduruverseydizaman1
Ya da yanınızda oturan arkadaşınıza (veya hiç tanımadığınız birine) sarılıp, “Evet, başaracağız; daha önce nasıl başardıysak yine başaracağız” demek istediniz mi?
Ben istedim.
Ve o salonu dolduran yüzlerce izleyicinin de aynı duyguları paylaştığını gördüm.
“Orada Duruverseydi Zaman”dan bahsediyorum. Pınar Ayhan’ın sahnelediği eser Türk sanatının en özgün eserlerinden biri. Tek kişilik tiyatro ya da müzikalden öte; hikâye anlatımlı konser ise hiç değil.
Gösteri 5 kişilik muhteşem bir orkestranın eşliğinde Pınar Ayhan’ın kendi eseri “Kimse yok mu?” şarkısıyla başlıyor. Sonra, Karadeniz Vapuru’nun güvertesinde buluveriyorsunuz kendinizi. Tarih Haziran 1926. Sahnenin gerisinde döneme ait fotoğraflar geçiyor. Az önce billur sesiyle salonu büyüleyen kadın bir anda bir tiyatro oyuncusuna dönüşüyor.
Anlıyorsunuz ki, farklı bir işle karşı karşıyasınız.

Atatürk, “Sanatkâr, toplumda uzun mücadele ve gayretlerden sonra alnında ilk ışığı hisseden insandır” diyor. İşte Pınar Ayhan, Ata’mızın tarif ettiği sanatçıdır.
“Orada Duruverseydi Zaman”ı izledikten sonra ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Çünkü bu eser çok ciddi bir tarih ve arşiv taraması sonucu ortaya çıkıyor. Pınar Ayhan, TRT kökenli Banu Mertyürek Güler ve Gülçin Onbaşıoğlu’nu yanına alarak 1915-1950 arası dönemle ilgili ciddi bir araştırmaya girişiyor. Sadece kitaplar karıştırılmıyor. Dönemin tanıklarına ulaşılıyor. Ve ortaya ciddi bir belgesel çıkıyor.
Ve “alnında ışığı hisseden” Pınar Ayhan, sahaf kitaplarının tozlarından ve dönemin tanıklarının gözyaşlarından “Orada Duruverseydi Zaman”ı yaratıyor. Türkiye’nin ilk müzikal belgeselini!..
Daha önce duymadığınız, okumadığınız pekçok bilgi ile tanışıyorsunuz sahnede. Atatürk’ün Çanakkale Savaşı’nda, çarpışma sürerken yüksek sesle “Carmen” çaldırdığını öğreniyorsunuz. Ya da İngilizlerin, Anzakları cepheye taşımak için Avustralya’da Noel’de yaptıkları ve Müslümanlara yıkılan provokatif tren saldırısını… Çanakkale Savaşı’nı halka anlatmak için Enver Paşa tarafından cepheye gönderilen şair ve yazarların şaşkınlığıyla tanışıyorsunuz.
Yıl 1926. Modern Cumhuriyet Türkiyesi’ni dünyaya tanıtmak için liman liman dolaşan Karadeniz Vapuru’nun güvertesine çıkıyorsunuz. Vapurda kimler yok ki? Anadolu Ajansı’nın kurucularından şair Kemalettin Kamu, İstiklal Marşı’nın bestecisi Zeki Üngör, ilk kadın milletvekillerinden Mebrure Gönenç bunlardan bazıları…
12 ülke ve 16 şehir gezen Karadeniz’de yaşanan aşklar ve hasretleri Pınar Ayhan’ın şarkılarıyla yaşıyorsunuz. Sonra zaman, birden Özbekler Tekkesi şeyhi Ata Efendi’nin Eyfel Kulesi’nde okuduğu ezanla duruyor! (Özbekler Tekkesi’nin Kurtuluş Savaşı’nda cepheye silah ve insan kaçırmadaki rolünü hatırlatalım.)
Atatürk’ün emriyle hazırlanan Özsoy Operası’nı bilir pekçoğumuz. Peki bu operanın hazırlanış öyküsünü, çekilen zorlukları, Atatürk’ün niçin operada ısrarlı olduğunu ve bu eserin Türk-İran ilişkilerindeki yerini? Sanıyorum pek bilmiyoruz.
Ve Köy Enstitüleri…
Yeni Cumhuriyet’in devrimci nesillerini yaratmak ve köyü aydınlatmak için yaratılmış eğitim projemiz.
“Orada Duruverseydi Zaman”ın ikinci perdesi Köy Enstitüleri üzerine… Bu bölümde zamanı kimler mi durduracak? Birkaç isim verelim: İsmail Hakkı Tonguç, Hasan Ali Yücel, Yaşar Kemal, Sabahattin/Bedri Rahmi/Mualla Eyüboğlu kardeşler, Orhan Veli, Ruhi Su ve elbette Aşık Veysel…
“Beni hor görme kardaşım
Sen altınsın, ben tunç muyum?
Aynı vardan var olmuşuz,
Sen gümüşsün. Ben sac mıyım?”
Aşık Veysel’in türküleri Pınar Ayhan’ın yorumuyla yeniden hayat bulacak bu bölümde.oradaduruverseydizaman23
Hasanoğlan öğrencilerinin pikniğine giderken sazı kırılan Aşık’ın gözyaşlarını yanaklarınızda görürken, Orhan Veli’nin Mualla Eyüboğlu’nun kapısında sabaha kadar bekleyip aşkını ilan edememesine gülümseyeceksiniz. İdealist mimar Mualla’ya siz de aşık olacaksınız belki… (Bu güzel Cumhuriyet kadınına aşık olan başka ünlüler de var ama onu burada yazmayalım, gösteride izlersiniz!)
Ve gururu yaşayacaksınız!
Nice zorluklarla atılan o devrimci adımın eserlerini görüp göğsünüz kabaracak. Amerikan istihbaratının raporlarını, toprak ağalarının rahatsızlıklarını öğrenecek ve bugünlere nasıl geldiğimiz daha net ortaya çıkacak.

“Orada Duruverseydi Zaman”da devrimi ve karşı-devrimi göreceksiniz. Ve bu ikisinin savaşımının hep sürdüğünü…
Gösteriyi izleyenlerin çoğundan “Ah, keşke tarih bize böyle anlatılsaydı” sözünü duydum. Evet, tarih bize “Orada Duruverseydi Zaman”daki gibi anlatılsaydı, gerçeği görmek, doğru ile yanlışı ayırt etmek daha kolay olurdu.
Yaşadığımız sorunların kaynağı gerçekten kopmamız değil mi? Toplumu ve bireyi umutsuzluğa sürükleyen ve miskinleştiren şey, gerçeği görememektir. Körleşmedir. Topluma gerçeği göstermek ise aydının ve sanatçının görevi.
Sanat, sadece güzeli ortaya çıkaran ve besleyen estetik bir çaba değil, insanı uyandıran ve uyaran bir projektördür. Bakın Tolstoy bu konuda ne diyor:
“Sanatçının görevi, açık tehlikeyi sezen kişilere ölüm reçetesi yazmak değil, çıkış yolları göstermektir.”
Pınar Ayhan, “Orada Duruverseydi Zaman”da işte bunu başarıyor.
Kötümserliğin ve bedbinliğin kol gezdiği bir dönemde şafak gibi doğuyor. Tarihe bakarak neleri başarabildiğimizi gösteriyor. Bunu hamaset için değil, tekrar başarabileceğimizi göstermek için yapıyor.
Sözle, müzikle, emekle, aşkla..
Ne diyelim?
Aşk olsun sana Cumhuriyet kadını.
Yolunuz açık olsun!


Bu yazı 67 kez okundu.

Özgür Billur
SON EKLENENLER