• Pazartesi, Temmuz 24, 2017

Ulusalcı Kemalist olur Tayyipçi olmaz

ali-ozsoy-yuruyus
Ali Özsoy
Temmuz17/ 2017

Ulusalcılık nedir?
AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından itibaren karşıdevrimin son aşamasına geçildi. Açıkça Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkma görevini üstlenmiş bir parti ilk kez tek başına iktidara gelmişti. AKP bu amaç için ABD, AB, İsrail ve daha sonra Rusya’nın da içinde bulunduğu çok geniş bir emperyalist kutup tarafından hep birlikte desteklendi.
İçte ise bu ihanet projesinin tek aktörü elbette sadece AKP değildi. AKP’nin baş ortakları PKK ve Cemaat’ti. Rum, Ermeni etnikçileri, liberaller, İkinci Cumhuriyetçiler çok geniş bir koalisyonun diğer eklentileriydi.
Ulusalcılık akımının ortaya çıkması eşzamanlıdır. Ulusalcı yukarıdaki gücün tam tersinde toplanan herkesin ortak adı oldu. Esas birleştiricilik neydi? Türkiye Cumhuriyeti devleti yıkılmasın, Türkiye’nin üniter yapısı parçalanmasın, Ege, Kıbrıs ve Güneydoğu’daki topraklarımız işgal edilmesin…
Çok açık. Ulusalcı, ulusal yapı korunsun isteyenlerin ortak adıdır. Karşı cephe ise “eski Türkiye tasfiye olsun” yani ulusal birlik ve bağımsızlık yok olsun isteyenlerin cephesidir. Bu yüzden ulusalcı dediğimiz bir tek AKP’ye karşı çıkamaz. Bir tek ABD karşıtlığı da yapamaz. Veya bir tek PKK’ya da karşı çıkamaz. Ulusalcı aynı anda hem ABD hem AB hem İsrail hem Rusya hem AKP hem PKK hem Cemaat’e karşı çıkan insandır. Bunların aynı anda hepsine karşı çıkmayan kişi ulusalcı değildir.
Ulusalcı öncelikle 
Atatürkçüdür
Bu yüzden ulusalcılarla çok da dalga geçildi, ulusalcı hep öcü gibi gösterildi. “Herkese karşılar”, “her şeye karşılar”, “yeni Türkiye’ye karşılar…”, “paranoyaklar”, “nereye baksalar Sevr’i görüyorlar”, “bütün zıt kutuplar nasıl yan yana gelmiş…”
Herkese karşı çıkma meselesine bakalım. Bu çok doğru… AKP ile kurulan gerici-bölücü ve işbirlikçi yeni düzene ve faşist hegemonyaya ait her şeye karşıdır ulusalcı. Bu zaten onun “yeni Türkiye” dedikleri sömürü ve zulüm düzenine tek gerçek muhalif olmasından kaynaklanır.
Eskiden zıt kutuplarda bulunanların ulusalcı olarak birleşmesi meselesine gelince… Bu da çok doğru. Sosyalist, ülkücü, laik, İslamcı, sağcı, solcu her kesimden insan hiç beklenmedik bir şekilde ulusalcı oldu. Bu garip mi? Hiç de değil. AKP iktidara gelince birbiriyle hiçbir alakası olmayan bütün etnik gruplar ve Cumhuriyet karşıtı siyasi akımlar AKP etrafında sağ-sol, köktendinci-ateist demeden birleşmedi mi? Ortaklık Türklük ve Cumhuriyet karşıtlığıydı. “Yetmez ama evet” simge bir slogandı bu kesim için.
Ulusalcılığın da “yeter ve HAYIR” diyen herkesi çeken kutup olması kaçınılmazdı. Temel düşünce Türklüğe ve Cumhuriyet’e karşı olanlar ayrım gözetmeden birleşebiliyorsa biz de birleşmeliyiz düşüncesiydi. Türk Bayrağı, Atatürk ve ulusal birlik ortak paydadır.
2000’li yılların ulusalcısı ile 1919’ın Kuvayı Milliyecisi aynıdır bu anlamda. “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” denir. Tüm “milletin kuvvetini” Kuvayı Milliye olarak birleştirmeyi savunur. Kuvayı Milliye de Atatürk ve Kemalizmsiz olmaz. Bu yüzden Saadet Partisi veya Haydar Baş taraftarının da CHP’li Kemalist aydın veya MHP’den kopan ülkücünün de aynı tarihi figürü birleştirici olarak kabul etmesi şaşırtıcı değildir. Kimisi Gazi Mustafa Kemal Paşa der, kimisi Başbuğ, kimisi Ulu Önder Atatürk ama ulusalcı olmanın en temel koşulu Atatürk’e saygı duymak, O’nu esin kaynağı kabul etmektir.
Üstünde kalpaklı, Kuvvacı Atatürk’ün resmi bulunan Ay Yıldız Türk Bayrağı ulusalcılığın ve ulusalcı kitle eylemlerini bu yüzden simge bayrağıdır. O bayrak varsa ulusalcılık vardır.
Eylemde ulusalcılık
Siyasi kutup olarak ulusalcılık budur. Emperyalizm, AKP ve PKK’ya aynı anda karşı çıkmak, hiçbiriyle uzlaşmamak…
Peki eylem bazında ulusalcılık nedir? Bu da hep sokakta olmak ve protesto etmek demektir. Ulusalcılığın siyasi aksiyonunda 2002’den itibaren değişmeyen temel olgu, halka dayanarak kitlesel protestolarla kendini var etmektir.
Hiç değişmez bu kural. Sıralayalım. İlk olarak AKP’nin ABD’nin Irak’ı işgal için çıkarmaya çalıştığı ihanet tezkeresi için halk hareketi patlak vermişti 2003’te. Ulusalcılar buradaydı. Yanlarında sosyalist kesim de vardı ama ABD Irak’ta “Kürdistan”ı kurunca bunların Kürtçülüğe yakın kanadı sokak protestolarından çekildi. Fakat ulusalcılar kaldı.
Hemen daha bir yıl geçmeden sokaklar yine canlandı. Bu sefer protesto konusu Kıbrıs’tı. Annan Planı’na karşı Rauf Denktaş’ı desteklemek ve işbirlikçi AKP’yi protesto etmek için büyük yürüyüşler düzenlendi 2003-2004’te. Ülkücü taban ile daha çok sol milliyetçi tabandan gelen ulusalcıların kaynaşması bu süreçte oldu. Ulusalcılık ilk kez birleştirici bir muhalif akım oldu.
Bundan sonra 2007’de Cumhuriyet Mitingleri ulusalcılığın en büyük çıkışı oldu. Bu mitingler sadece AKP değil ABD egemenliği ve AB sürecine karşı da antiemperyalist bir şahlanıştı. AKP’nin Ergenekon ve Balyoz Operasyonlarına emperyalizm ve PKK bu yüzden bizzat ortak oldu.
Ergenekon ve Balyoz tutuklamalarıyla “ulusalcılığı” aştıklarını zannedenler ulusalcılığı bir devlet organizasyonu sanıyordu. Bir halk hareketi olduğunu göremiyorlardı. 2012’de ulusalcı kitleler bizzat Ergenekon davalarını protesto temelinde yeniden sokak protestolarına başladı. 29 Ekim 2012’de Genç Türk’ün yüz bin kişiyle Taksim’e çıkması ve hemen ardından “Akil Adamlara” ve “Açılım Sürecine” karşı başlattığı sokak gösterileri yeni bir kitlesel direniş dalgasının öncüsüydü.
Ve sonunda Gezi İsyanı patlak verdi. Bu isyanda herkes vardı. İsyanın hem içinde hem göbeğinde hem de önünde yine ulusalcılar yer aldı.
“Tayyipçi ulusalcılık” sahtekârlığı
Kısacası ulusalcılığın temel kıstası AKP iktidarına karşı halk hareketlerinin içinde kendini var etmesidir. 15 yıldır her büyük halk hareketinin içinde istisnasız yer alan tek kitle ulusalcı tabandır. Çünkü ulusalcı AKP’yi bir dış proje olarak görür. Arkasında ABD, AB, İsrail’i görür. Bazılarının söylediği gibi “Tayyip Erdoğan düşmanlığı onların gözlerini kör etmemiştir.” Tam tersine ulusalcı, gözlerini dört açar. AKP’nin arkasındaki gücü görür ve onların sahte Batı karşıtı söylemlerine inanmaz. Bütün esmelerine ve kükremelerine karşın nasıl Ege Adaları’nı, Kıbrıs’ı, İncirlik’i peşkeş çektiğini görür. Bu yüzden asla AKP ile uzlaşmaz. Çünkü AKP gitmeden ulusalcılık ve ulusal onur egemen olamaz.
Bu yüzden son Adalet Yürüyüşü ile Gezi İsyanı’ndan tam 4 yıl sonra milyonlarca insan tekrar sokaklara dökülünce bütün ihtişamıyla ulusalcı kitlenin geri döndüğünü gördük. Simge Atatürklü Türk Bayrağı her yerdeydi. “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganları, Türk Bayrakları, Atatürk posterleri ve Adalet dövizleri…
Ama kendine ulusalcı diyen bir kesim bu sefer bu kitlenin yanında değil karşısındaydı. Perinçek tüm yürüyüşçüleri “PKK’lı, HDP’li, FETÖ’cü” olmakla suçluyordu.
Maltepe Meydanı’na ellerinde Türk Bayrakları ile gelen 2 milyon insana “PKK’lı ve FETÖ’cülerle yürüyorlar” demek için ya deli, ya provokatör ya da AKP’li faşist olmak gerekir. Zaten Perinçek de bu tavrını ileriye taşıdı. Ona göre Tayyip Erdoğan’a karşı olmak ABD’nin yanında olmaktır. Yargı da altın çağını yaşıyordur. AKP’yi desteklemek ise gerçek ulusal tavırdır.
Bu tavır üzerine “Ergenekon bittikten sonra ulusalcılar Tayyipçi mi oldu” sözleri kasıtlı olarak ortaya sürüldü. Hayır, tam tersine. Perinçek kendini açığa çıkardı. O 2 milyonluk kitle zaten ulusalcıydı. Ulusalcı kitle de Perinçek’i içinden attı.
Perinçek bugüne kadar ulusalcıların içine sızıp, o cepheyi çökertmeye çalışan bir figürdü hep. Perinçek’in tavrı ulusalcılığı asla lekeleyemez çünkü Türkiye’nin en eğitimli ve aydın kesimini oluşturan bu muhalif cephe sonunda kendini Perinçekçilerden arındırdı. Ulusalcılık lekelenmemiş, bilakis üstüne 15 yıldır istihbarat örgütleri tarafından yapıştırılmak istenen Aydınlıkçılık lekesini nihai olarak silip atmıştır.
Gerçek antiemperyalizm AKP’yi yıkmaktır
AKP 15 Temmuz’dan sonra ulusalcı halk yığınlarının tekrar sokağa ağırlığını koymasından sonra çaresiz kaldı. Bu yüzden Perinçek ortağı AKP adına saldırdı. Kendisinin eskiden de sırasıyla Maocu, NATO’cu, Apocu her kılığa girdiği bilindiği için sözde ulusalcılık adına yürüyüşe saldırısı asla kabul görmedi.
Ancak eskiden ulusalcı cephede yer alan Metin Feyzioğlu ve Ümit Kocasakal gibi iki isim Perinçek’in tuzağına düştü. AKP’nin türettiği en adice iftira sanki çok solcu, ulusalcı bir tavır gibi ne yazık ki özellikle Kocasakal tarafından da yinelendi. Nedir bu? Yürüyüşçüler AKP’ye karşı çıkarken ABD ve PKK’dan yardım bekliyorlar.
Bu denklem Tayyip ve Perinçek’in denklemidir. Onlara göre Tayyip’e karşı olan ABD taraftarıdır. Oysa ABD Tayyip’i kullanmaya devam ediyor. Tayyip’e 15 yıldır “demokrasi şampiyonluğu” rolü veren ABD şimdi “diktatörlük” rolü veriyor. ABD işgal etmeden önce der ki “demokrasi getiriyoruz.” Bu diktatörün ABD karşıtı olduğunun değil tam tersine ABD’nin piyonu olduğunun göstergesidir.
Eğer bir kişi çıkıp “antiemperyalizm adına biz diktatörü destekleyelim” diyorsa aslında ABD’nin sözcüsüdür. Çünkü bağımsızlık ile demokrasinin bir arada var olamayacağı tezi bir numaralı emperyalist saldırganlık sloganıdır. Oysa Atatürkçü, Kemalist veya ulusalcı Atatürk’ün şu şiarını esas alır: “Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir.” Yani demokrasi olmayan bir ülkede bağımsızlık olmaz. O ülke esir olur. Yine bağımsız olmayan ülkede de demokrasi olmaz. Ancak kukla bir dikta var olabilir.
Perinçek denklemi şöyle kuruyor: Bağımsız olmamız için demokrasiye karşı çıkıp AKP’yi desteklemeliyiz. Bu tersinden Amerikancılıktır. Zaten ABD bunu istiyor. AKP yıkılmasın, Türkiye iç savaşa sürüklensin. Hep ABD’nin avucunda olsun.
Perinçek şunu öne sürüyor: ABD Tayyip Erdoğan’a şantaj yapıyor. Bu şantaja karşı durmayanlar da Amerikan’ın adamıdır. İyi de neyle şantaj yapıyor. Perinçek saklamıyor: “Reza Sarraf, kara para trafiği, MİT tırları, yolsuzluklar, suç dosyaları v.s.”
Yani bu adam şantaj ile esir alınmış. Ve bizden bu adamı desteklememiz isteniyor. Oysa gerçek antiemperyalist vatanının, devletinin başında böyle büyük açıkları olan, böyle şantaj ile tutsak alınmış, kendini kurtarmak için her tavizi verebilecek veya her çılgınlığa başvurabilecek bir adamın bulunmasına bir dakika bile izin veremez. ABD’nin planlarını engellemenin ilk şartı AKP’yi devirmektir. Her gerçek ulusalcı bunu çok net görüyor. Bu yüzden Perinçek’in propagandası tutmuyor. Yoksa birden bire milyonlarca ulusalcının, Atatürkçü’nün Amerikancı olması gibi saçma sapan bir fantezi doğru olamaz.
Kocasakal’a çağırı
Sayın Kocasakal’a buradan sesleniyoruz. Milyonlarca ulusalcının gördüğünü siz nasıl göremiyorsunuz? Hem de bu ulusalcıların başkan adayı olarak CHP’yi kurtaracağınızı söylüyorsunuz. Birinci hata. Başkanlığını istediğiniz CHP’nin liderliğine karşı olabilirsiniz ama partinin yürüyüşüne karşı olunca bu partiden koptuğunuzu, eylemkırıcı konumuna düştüğünüzü göremiyor musunuz? İkinci hata. Ulusalcıların gerçek lideriyim iddiasında bulunup milyonlarca ulusalcının katıldığı eylemi “HDP-FETÖ” destekçisi olarak suçlamak ne büyük bir mantıksız ve insafsızlık farkında değil misiniz? Üçüncü hata. Siz de Perinçek gibi açıkça suçlamasınız da AKP karşıtlığının Amerikancılık, AB’cilik olduğu imasında bulunuyorsunuz. Ulusalcılığın en temel değeri Atatürk’e düşman bir iktidara “milli” bir vasıf atfettiğinizi görmüyor musunuz?
Ulusalcılar burada. Bir yere gitmiyor. Aynı anda hem AKP hem PKK hem emperyalizme karşı çıkmaya devam ediyor. Asla AKP’de bir gram bile bir “millilik” veya “ulusallık” görmüyor. Sahtekâr AKP söylemlerini reddediyor. Burnumuzun dibindeki Ege’deki adalarımız işgal edilirken, “Katar’da vatan savunması verildiği” palavrasına asla kanmıyor. Siz de “kanmayın.” “Kandırılanlar” kervanına katılmayın.
Sayın Kocasakal,sayın Feyzioğlu ulusalcılığın büyük tarihi dalgası geliyor. Karşı çıkmayın. Karşı safa geçmeyin. Gelin bu dalgaya güç verin. Halk size hak ettiği değeri verir.


Bu yazı 212 kez okundu.

Ali Özsoy
SON EKLENENLER