• Çarşamba, Temmuz 18, 2018

Umutlu olmaya cesaretin var mı?

billur
Özgür Billur
Nisan14/ 2018

Korku
Korku, temel içgüdülerimizden biridir.
Hayatımız tehlikedeyken hissettiğimiz korku ve panik sebebiyle vücudumuzda çeşitli hormonlar salgılanır. Böylece kas ve reflekslerimiz güçlenir, kendimizi koruruz.
Ama zihnimiz devre dışı kalır.
Bu biyolojik gerçeği toplumsal hayata aktarmak mümkün.
Faşizm, dünyanın her yerinde korkuyu kullanarak iktidar oldu.
Halklar var olan ya da olmayan bir tehlikenin karşısında güçlü bir lider etrafında kenetlendi(ril)diler. Bu tehlike kimi zaman Yahudiler, kimi zaman komünizm, bazen burjuva ajanları ya da İslamcı terör olarak ortaya çıktı/çıkarıldı.
Faşizm, halk üzerindeki egemenliğini arttırmak için, düşmanı olduğundan güçlü gösterip korkuyu daha da arttırır.
Çünkü bilir ki, korku arttıkça itaat de artacaktır.
Ve lidere karşı çıkmak vatana ihanetle eşdeğerdir!
İtaat etmeyenleri bekleyen tehlike ise bellidir: Tehdit, baskı, hapis ve ölüm…
Böylece toplumda “Ne oluyoruz, bu gidiş iyi değil. Bir şey yapmalıyız!” diyecek muhalifler de korkutulmuş olurlar.
Faşizm, yarattığı korku ile egemenlik kurar ve korkuttuğu kadar güçlüdür.
Korku, sürekli korkuyu besler. Daimi bir döngüye dönüşür bu durum.
Korku aklı öldürür ve insanı aptallaştırır.
Aklını kullanamayan insanın ise tek seçeneği kalır: Boyun eğmek!
Cesaret
Peki, bu denklem nasıl bozulur?
Cesaret ve umutla…
Korku içgüdüdür, cesaret ise olgun bir duygu!
Cesaret güçlü karakterin hem eseri, hem yaratıcısıdır.
Korku, korkutarak hükmeder. O halde korkmayacağız.
Umut ve cesaret, insanın en yüce duygularıdır.
Korku ve karamsarlık zayıflıktır, umut ve cesaret ise güç!
Korku itaattir, cesaret direniş!
Korku esarettir, cesaret özgürlük!
Korkuya teslim olmayan insan özgürleşir.
Özgürleşmek için cesur ve umutlu olmalıyız.
Umut ve cesaret birbirini besleyen duygulardır, ama önce cesaret!
Zira korku, cesaret tarafından alt edilmeden umut yeşertilemez.
Umut
Umutlu olmak, nesnel durumun tespiti değil, kişisel bir tercih ve tavırdır.
Ancak cesur insan bu kararı alabilir.
Umutlu olmaya cesaretin var mı?
Ve elbette umudu hayata geçirmeye…
Faşizm, korkutarak bir illüzyon yaratır: Güç ve yıkılmazlık illüzyonu…
Karamsarlığı besler ki insanlar yerinden kımıldayamasın.
Tercih bizim.
Bu yanılsamanın esiri mi olacağız, yoksa umudun sesi mi?
Umut, bilgi değil, ruh ile ilgili bir durumdur.
İnanç ve iman umudun ikiz kardeşleridir.
Kimi ruh, en kötü görünen koşularda bile umudu görür, kimisi ise her daim umutsuzdur. Ve karamsarlığında hapistir.
Nâzım’ın o zamansız dizelerini hatırlayalım:
“Bizi esir ettiler.
Bizi hapse attılar:
beni duvarların içinde, seni duvarların dışında.
Ufak iş bizimkisi.
Asıl en kötüsü:
bilerek, bilmeyerek
hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması…
insanların çoğu bu hale düşürülmüş,
namuslu, çalışkan, iyi insanlar
ve seni sevdiğim kadar sevilmeye layık”
Asıl mesele, içimizdeki hapishaneyi fark edecek cesareti göstermek ve umudu büyütmektir.
Devrimcilerin en çok karşılaştığı soru belki de şudur: Nasıl bu kadar umutlu olabiliyorsun?
Yanıtı Mustafa Kemal Atatürk veriyor: “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır.”
Umutlu olmak, umut olmaktır.
Umuda inançla tutunan ve direnen kişi etrafına da umut olur, güç verir.
Koşulları bahane olarak gören ise teslim olur. Karamsarlığın, korkunun, faşizmin esiridir o.
Devrimci ise koşulları engel değil, gelişme vesilesi ve aracı olarak görür.
Eylem
Koşullara teslim olmayanın önündeki görev, o koşulları değiştirmektir.
Umutsuzluğa ve karamsarlığa kapılmış insan, kendi gerçeğini toplumun gerçeği zanneder.
Cesaret gösterip umutsuzluğu yok edeceğine, umutsuzluğu yayıp kendine yandaş arar.
Umutsuzluğun örgütleyicisidir o. Faşizmin gönüllü askeri olmuştur ama bunun farkında değildir.
Özgürleşmek için umutlu olacak cesareti göstermeliyiz.
Evet, umut etmek risklidir.
Bizi çalışmaya, eyleme sevk eder.
Eylem ise bedel ödemeyi gerektirebilir.
Rahatımızı, konforumuzu bozmaktır eylem.
Ama rahatımızı bozmadan rahata ermenin, özgürleşmenin yolu yok!
Eylem cesaret ve umutla yaratılır.
Ve insan eylemle özgürleşir.
Gücümüzü birlik olup keşfederiz.
Omuz omuza olmak, yan yana yürümek ne muazzamdır…
Tıpkı Gezi Parkı’nda olduğu gibi…
Adalet Yürüyüşü’ndeki gibi…
Bilinmeyen şey, korku yaratır.
O halde bilmek lazım.
Bilmek içinse okumak, öğrenmek ve harekete geçmek…
Eylem, korkuyu yenmenin tek yoludur.
Korkuyu aşan eyleme geçer. Eyleme geçen korkuyu aşar.
Cesaret, umut, sevgi ve inanç bizi özgürleştirecek duygulardır.
Bu duygulara aşkla sarılalım ve birleşelim.
Birlikten güç doğar.
Ve güç eylemdedir!


Bu yazı 141 kez okundu.

Özgür Billur
SON EKLENENLER