• Cumartesi, Haziran 23, 2018

Yasak kardeşim!

metehan
metehan özkün
Eylül26/ 2016

Bu ülkede en kolay ve başarılı şekilde yapılan eylem “yasak koymak”tır. Bu yasaklara uyulur, uyulmaz orası ayrı bir konu. Benim asıl vurgulamak istediğim; “yasak”ları fazla olan ülkelere dikkat ettiğimizde, bu ülkelerdeki azgelişmişlik, baskıcı siyasal rejimler, hegemonya altına alınmış toplumlar ve buna benzer çağın gerisinde kalmış birçok sosyolojik ve psikolojik travma
***
Toplum olarak yasaklar silsilesine nerede ve ne zaman başlıyoruz?
Bebekken “cızz” diye empoze edilen bu olgu, ilkokul birinci sınıftan itibaren ise eğitim hayatının vazgeçilmezi oluyor. Üniversiteye giden öğrenci kendisini ve fikirlerini daha özgürce hissetmesi gerekirken, ilim ve irfanın en yüksek olduğu bu kurumlarda da yasaklar karşımıza çıkıyor. Daha sonra hayata atılıyoruz ve bu sefer yasakların “mevki”si değişiyor. Artık siyasi ve kamusal olarak bizi baskı altına aldığını görüyoruz..
Sizlere yasakların bazılarından örnekler vermek istiyorum.
– İstanbul sokaklarında hulahop çevrilmesi yasaklandı. (1958)
– İstanbul’da eskicilerin satış yapması yasaklandı. (1943)
– Konya Belediyesi ‘haram’ diye çalışanlarının ferdi kredi kullanmasını yasakladı. (1991)
– Sincan Belediye Başkanı yılbaşında hindi satışını yasakladı. (1997)
– İzmir Belediyesi genelevdeki kadınların kedi ve köpek beslemesini yasakladı. (2000)
– Alanya Belediyesi Bereket Tanrısının heykelciğinin açıkta satılmasını yasakladı. (1999)
– Simav ilçesi Naşa Beldesi muhtarı kadınlara bir yıl için misafirliği yasakladı. (2006)
– Tavşanlı Demirbilek köyü ihtiyar heyeti kız tarafının damat tarafından altın takı istemesini yasakladı. (2001)
– Edremit Belediyesi bekarların parka gitmesini yasakladı. (2008)
– İstanbul Büyükşehir Belediyesi mayo reklam afişini yasakladı. Reklam panolarında bikini reklamı yer almıyor. (2007)
– Arsin Belediyesi denize girilmesini yasakladı. (2005)
– Akşehir Belediyesi içki satışını yasakladı. (2008)
-Aydın Belediyesi içki satışını yasakladı. (2005)
Ve daha fazlası…
***
Biat etmeye meyilli toplumlarda üstünlüğünü kabullendirme ve toplum üzerinde psikolojik baskı oluşturmanın en güçlü politik oyunu “yasak” koymaktır. Konulan yasakların bir mantığa dayanması da gerekmiyor. “Ben senin özgürlüğünü ne kadar elinden alırsam, sen benim gücümü o kadar çok kabullenip itaat edersin.” “Senin istediğin değil, benim istediğim gibi…”
Kuralların, mevzuatların, kanunların, yasakların hiç olmamasından da bahsetmiyorum. Elbette devlet ve toplum düzeninin olmazsa olmaz parçalarıdır bunlar. Tablonun köşeleri çizilmelidir. Lakin bu çizimler, toplumun, çağın, rejimin, özgürlüklerin önüne geçmemelidir. Mantık ve gereksinimler göz ardı edilmemelidir. Keyfi uygulanan yasaklar sadece toplum dinamiklerinin gerilmesine ve huzursuzluğa yol açar. Bu da kaos ortamını hazırlayan etmenlerden bir tanesidir.
“Yerlere çöp atmanın olumsuz bir davranış olduğunu öğretemeyen bir sistemin bunu ‘yasak’ şeklinde panolarda uygulaması bir utanç göstergesidir.” Ya da “Grev hakkı tanınan işçilerin grev yapmasını engellemek, yasak koymak, ifade ve işlev arasındaki büyük çelişki, hatta acizliktir.”
***
Yasakları sayfalarca yazsak bitiremeyiz.. İşin bir de farklı tarafı var sevgili okuyucular…
Hadi bu yukarıda yazdığımız yasakların bir kısmını göz ardı ettik, kısmi olarak hazmettik diyelim.
Ya; yasaklanan milli bayramlarımız? Törenlerimiz? Anıtkabir’e Ata’mızın huzuruna çıkmak için yürümemiz bile yasaklandı..
Düzmece, kumpas iddianamelerle tutuklanan insanlara konulan yasaklar?
Kağıt yasak!
Kalem yasak!
Kitap yasak!
Okumak yasak!
Nefes alma! Tut! O da yasak!
YASAK KARDEŞİM!
Bunun muhakemesini, sizlerin vicdanına ve kendi kişisel “cümlelerinize” bırakıyorum. Çünkü buna ne benim sözcük dağarcığım ne de mürekkep yeter!!
Sevgiler…


Bu yazı 103 kez okundu.

metehan özkün
SON EKLENENLER