• Pazartesi, Temmuz 24, 2017

Yazar-yayıncı ve İnsan Hakları savunuru Muzaffer İlhan Erdost’la söyleşi (2) Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü emekçi halkın yüreğine umut serpti

ozgure
Türk Solu
Temmuz17/ 2017

Yazar-yayıncı ve TİHAK (Türkiye İnsan Hakları Kurumu) Başkanı Muzaffer İlhan Erdost ile 12 Eylül’ü ve 12 Eylül’ün Türkiye’de adeta yeniden yaşanması üzerine görüştük. Birkaç sayı yayınlanacak uzun söyleşiyi gazetemizin Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Özgür Erdem gerçekleştirdi.
Referandum sonucu 
meşru değildir
TÜRK SOLU: Muzaffer Bey, 16 Nisan Referandumu’yla birlikte Türkiye’ye dayatılan Başkanlık sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?
MUZAFFER İLHAN ERDOST: Referandumda, birçok baskı yapıldı, birçok oylamada da hile yapıldı. Bunlar biliniyor.
Ancak böyle bir Anayasa değişikliğini referanduma götürmek bile başlı başına bir suçtur. Meclis’ten geçen Anayasa, rejimi değiştirip tek kişinin demokratik olmayan, demokratik gibi görünen ama demokratik olmayan yöntemlerle yönetebilmesi için bir düzenleme yapıyor.
Meclis, bu şekilde Anayasa’yı ihlâl etmekten sorumludur. Bunların Anayasa Mahkemesi’nde, Yüce Divan’da yargılanması gerekirken, oylamaya gidildi. Oylamada da bir entrikayla Yüksek Seçim Kurulu’nun yaptığı iddia edilen bir hile ile bu Anayasa oylaması kabul edildi.
Bu oylamada hile olmamış olsa bile bu kadar oyu vermiş olan bir seçmenin, bu kadar “evet” oyu vermiş seçmenin kullandığı oy Anayasa’nın temel ilkelerine aykırıdır. Türkiye’de böyle bir Anayasa oylanamaz.
Türkiye’de fiilen Başkanlık sistemine geçilmiştir ama bu Anayasa’ya aykırıdır. Oylama sonucu ne olursa olsun, isterse halkın %100’ü “evet” versin Anayasa’ya aykırıdır.
Anayasa’yı ihlâl ettiği için, bu, azınlık çoğunluk meselesi değildir.
TÜRK SOLU: Gelen rejimi teokratik faşizm olarak değerlendiriyorsunuz.
MUZAFFER İLHAN ERDOST: Dinselleştirme meselesi var. Dinselleştirme, İslamlaştırma politikası.
Dönelim birkaç sene öncesine, Tayyip Erdoğan Gezi olaylarının arkasından ne yaptı? “Bu okullar anarşist yetiştiriyor” dedi ve devlet okullarının üzerine İmam Hatip levhası koydurdu.
Bu İmam Hatip konusu 60’lı yıllarda da tartışılmıştı. İsmet İnönü, Milli Birlik Komitesi’nden Osman Köksal’la görüşüyor, diyor ki, “Okullarda laikliğe karşı bir faaliyet yürütülüyor. Git, Cevdet Sunay ile konuş. Bir sıkıntısı varsa yardım edelim kendisine.” diyor, Osman Köksal, Cevdet Sunay’a gidiyor, çok gizli bu tabii. Cevdet Sunay ise şu yanıtı veriyor:
“Ne laik okulu, bunlar anarşist yetiştiriyor. Devletin kilit noktalarına İmam Hatip okullarından yetişenleri tayin edeceğiz.”
Dinselleştirme o dönemden başlayan bir olaydır. Tayyip Erdoğan da Gezi olaylarından sonra devlet okullarının bir kısmını İmam Hatip’e dönüştürdü. Halk geldi, çocuklar geldi “İmam Hatip okullarında okumak istemiyoruz” diye gösteriler yaptı. “İmam Hatip okullarında okuyacaksınız, istemezseniz siz bilirsiniz.” dediler.
Teokratik faşizmi çakı çakıvermek dediğim şey bu.
Türkiye’ye teokratik faşizmi dayatan emperyalizm
TÜRK SOLU: AKP’nin kurmaya çalıştığı teokratik faşizm emperyalist merkezlerden de destek alıyor mu, yoksa kimi AKP yandaşlarının iddia ettiği gibi “Batı’ya karşı bir milli direniş” mi söz konusu?
MUZAFFER İLHAN ERDOST: Bu konuda TİHAK’ın 2017 genel kurulunda yaptığım açılış konuşmasından bir bölüm aktarmak istiyorum.
ABD Dışişleri Bakanı eski yardımcısı Holbrooke, 22 Temmuz 2007 seçim sonuçlarını “Ilımlı Müslüman partinin, meşruiyetlerini Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk’ten alan ünlü ulusalcı/milliyetçi partileri mağlup etmiş olmakla” nitelemişti. Ve Türkiye’yi bir İslam cumhuriyeti olan, meşrutiyet yasalarıyla yönetilen Malezya ile birlikte iki ılımlı İslam ülkesi olarak takdim etmişti.
Holbrooke’un bu değerlendirmesi kişisel görüşü olarak görülemeyeceği gibi bu görüşlerin seçim sonuçları ile sınırlı olmadığını da bilmek gerekir.
ABD işgali altındaki Irak’ta yeni bir Anayasa yapılması gündeme geldiğinde, ABD Dışişleri Bakanı Powell, Irak’ta da bir İslam cumhuriyeti olacağını ve bu İslam cumhuriyetinin Anayasal çerçevesini de Türkiye ve Pakistan’daki gibi Şeriat hukukunun belirleyeceğini söylediğini, yani Anayasal anlamda laik Türkiye’yi fiilen ılımlı İslam ülkesi olarak nitelediği ve belleklerde olmalı.
NATO işgali altında Afganistan’da ve ABD işgali altında Irak’ta Şeriat hukukuna dayalı Anayasaların geçerli hale getirilmesinin ardından BOP’a endeksli ılımlı İslam’a direncin temel dayanağı olan laiklik de top ateşine tutulmaya başlanmıştı.
Bu süreçte AB de aynı şekilde yer almaktadır. Türkiye-AB Karma Komisyonu Eşbaşkanı Lagendijk, 2007 seçimlerinin hemen ertesinde Zaman gazetesinde yayınlanan demecinde; seçim sonuçlarını “Türk Ordusu’nun yüzüne atılan tokat” olarak nitelemişti. Türk halkının AKP’yi Cumhurbaşkanı Sezer, Ordu ve Anayasa Mahkemesi’ne karşı ödüllendirdiğini söyleyecek denli ileri gitmişti.
Financial Times 2007 seçim sonuçlarını “Laikler ve Ordu’nun dişlerine atılmış bir yumruk”, Fransız Le Soir “Türkiye’de laikler yenildi,” New York Times ise “Türk halkı oylarıyla laikleri azarladı” başlıklarıyla vermişti.
Yani, Batı basınından Lagendijk (AB) ve Holbrooke’a (ABD) değin genel seçimler siyasi partiler arası bir seçim değil ideolojik sistemler arasında, laiklik ile siyasal sistem arasında bir referandum olarak nitelendirilmişti. Laikliğin yenilgisi, Siyasal İslam’ın yengisi olarak değerlendirilmişti.
Seçmen siyasal iradesini özgür bir şekilde 
ifade edemedi
ABD’nin Ilımlı İslam kuşatması altında, ABD ve AB’nin laiklik karşıtı politikaları desteklemesi karşısında Arap krallık ve emirliklerinin petro-dolar arka cepte, dayattığı Şeriat kıskacında dolara, euroya, riyale teslim olmuş bir ekonominin güdülediği seçmenin siyasal iradesini özgür bir şekilde ifade ettiği söylenemez.
Siyasal iradesi tarikat ve cemaatlerin ipoteği altına alınmış bir halkın oylarından laiklik ve teokrasi arasında bir seçim yapıldığı sonucunu çıkarmış olanlar için belirtelim ki, “Meşruiyetini Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk’ten alan ulusalcı partiler”den Çankaya’ya değin laik Cumhuriyet’in direncini ve direnişini temsil eden kişi ve kurumların çökertilmek istenmiş olmasının nedenini, kendilerine vehmettikleri doğaüstü güçlerde değil, önlerindeki masaya konmuş haritada arasınlar.
O harita ki, Saray’ı kurtarmak adına Mondros Ateşkes Sözleşmesi’nin ve Sevr Antlaşması’nın imzalandığı, düşmanın tek kurşun atmadan teslim aldığı yurdumuzun haritasıdır.
Orduyu tamamen 
dinselleştirmek istiyorlar
TÜRK SOLU: Sadece Anayasa değil Türk Ordusu da tahrip ediliyor.
MUZAFFER İLHAN ERDOST: Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kurumlarından biri de Türk Silahlı Kuvvetleri’dir ve Türk Silahlı Kuvvetleri ulusal bağımsızlığın olduğu kadar laikliğin de koruyucusudur. Bu tahrip edildi ve bu tahribat öyle desteklendi ki, yerine dindar bir devlet sistemi kuruldu.
Bugün teokratik faşizm dediğimiz o. Faşizm çaka çaka dayatılıyor.
Hem topluma İmam Hatip okullarını dayatıyor hem de Harp Okulu’nu kapatıp yerine açtığı aynı düzeyde okula İmam Hatip mezunları alınacak diyor. Ordu’yu tamamen dinselleştirmek istiyor. Ordu’nun yapısını din temeli üzerine kurmak istiyor ki, Osmanlı İmparatorluğu ordusunda bile böyle bir şey yoktu. Tahrip edilmek istenen şeyler bunlardır.
Sistem olarak bakıyorsun, ekonomik olarak bakıyorsun, ülke ayrıştırılıyor. Neye göre ayrıştırılıyor?
Mezheplere göre ayrıştırılıyor, etnik unsurlara göre ayrıştırılıyor,
Adalet Yürüyüşü umut verdi
TÜRK SOLU: Bütün bu tablo içerisinde Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü hakkındaki değerlendirmeniz nedir?
MUZAFFER İLHAN ERDOST: Halkın direndiği, değiştirmek istediği, “hayır” oyu verdiği, “hayır” çoğunlukta olduğu halde gene birtakım oyunlarla karşı karşıya kalıp değiştiremediği ve değiştirilemeyeceği kanısının yerleşmeye başladığı bir sırada Kılıçdaroğlu’nun başlattığı yürüyüş, bir umut oldu, bir çözüm noktası oldu.
Ve bu umut daha sonra işlenecek tertiplerle yok edilemeyecek, üstesinden gelinemeyecek bir şeydir.
Kılıçdaroğlu, bunu 10 maddelik programıyla hem açıkladı hem de bunu sürdüreceğinin, ülkeyi esenliğe çıkaracağının taahhüdünü verdi.
Bu taahhüt tek başına verilmiş değildir. Ulusun çoğunlukla genel eğilimi ve özlemidir. Yürüyüşün sonunda da ifade edilen budur. Bu bakımdan da umutluyum.


Bu yazı 21 kez okundu.

Türk Solu
SON EKLENENLER