• Cuma, Ekim 20, 2017

Yazar-yayıncı ve İnsan Hakları savunuru Muzaffer İlhan Erdost’la söyleşi: AKP ile birlikte iktidar tekelleşti

muzaffer-erdost
Türk Solu
Ağustos01/ 2017

Yazar-yayıncı ve TİHAK (Türkiye İnsan Hakları Kurumu) Başkanı Muzaffer İlhan Erdost ile 12 Eylül’ü ve 12 Eylül’ün Türkiye’de adeta yeniden yaşanması üzerine görüştük. Birkaç sayı yayınlanacak uzun söyleşiyi gazetemizin Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü Özgür Erdem gerçekleştirdi.
Referandumun gerçek sonucu %60 “Hayır”
TÜRKSOLU: Kılıçdaroğlu İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüşünü başlattığında yaptığımız söyleşide çok olumlu mesajlar vermiştiniz. Bu yürüyüş sanki Türkiye’yi biraz değiştirdi. Ben öyle görüyorum. Bir ay öncesine nazaran çok olumlu bir hava var. Siz nasıl hissediyorsunuz?
MUZAFFER İLHAN ERDOST: Benim geçen sefer söylediğim ve tekrar ettiğim bir şey var:
“Geçtiğimiz yıldan bu yıla, denebilir ki, ülkemiz kanla boğuldu. Cezaevleri doldu, boşalmadı. Evlerinden alınanlar geri dönemedi. Ölümler, öldürümler birbiri üstüne yığıldı. Öyle ki, insan hakları, ateşin, şiddetin kıskacında. İnsan kalsa bile hakları kalmadı. Karanlık, kaygılı, korkulu bir dönemden geçtik, geçiyoruz.”
Nereden kaynaklanıyor bu karanlık, kaygılı dönem? “Hayır” kampanyası sürecinde, halk özlemlerini, isteklerini, farklı biçimde de olsa, şurada burada dile getirdi. Bir coşku vardı. Bu “Hayır” ile o karanlık, kaygılı, korkulu tünele bir delik açıldı.
Benim izlediğim kadarıyla, %60 “Hayır” çıkması çok normaldi. Bu tablodan o çıkıyordu. Daha önceki seçimlerde uygulanan yöntemi biliyordum. Ta başından beri birçok oyunlar oynandı.
AKP, ABD tarafından iktidara getirildi
TÜRKSOLU: Başından beri derken AKP’nin iktidara gelişini mi kastediyorsunuz?
MUZAFFER İLHAN ERDOST: 2002’yi hatırlayalım. AKP nasıl iktidara geldi? Ecevit’in çökertilmesi, ABD’nin Irak’a operasyonu, Genelkurmay ABD’ye gitmiş, döndüğünde 8 numaralı mutabakatı imzalamışlar, ama bir Anayasa kazası oldu. Sonradan da dediler ki, Meclis’ten geçecek. Çok büyük hazırlıklar yapılmıştı.
Tayyip Erdoğan milletvekili olarak seçilemediği ve partinin başından uzaklaşmış olduğu için hükümeti Abdullah Gül kurdu. Bunlar zaten daha önce 3 kişi Amerika’ya gitmişlerdi. Bunlar Sivas olaylarında orada olan olmayan, görülen görülmeyen ama aynı ekip. Amerika’da her türlü programa onay vermişlerdi. Ama bu ekip konusunda bir hazırlık vardı.
TÜRKSOLU: Bu ekip aslında Soğuk Savaş yıllarından beri hazırlanmıyor muydu? 68’de, 70’lerde, 12 Eylül sonrasında yaptıkları, misyonları ortada.
MUZAFFER İLHAN ERDOST: 2000’de AKP’yi iktidara getiren hazırlığın köklerine inersen, 1947 Truman Doktrini’ni bulursun. 1946’da Kahire’de yapılan ikili bir anlaşma var. Bu ikili anlaşmanın özünü iyi incelerseniz, Türkiye’nin teokratik bir faşizme dönüşümünün, daha doğrusu, laik bir cumhuriyetten bir din devletine dönüşümünün temellerinin orada atıldığını ve oradan geliştiğini görürsün. Daha sonra bu çerçevede Köy Enstitüleri kapatıldı, İmam Hatip okulları açıldı. Bununla kalınmadı, okullara din dersi konuldu. Bununla kalınmadı, zorunlu din dersi getirildi. Sonra da cemaatlerin okulları, yurtları ele geçirme süreci başladı.
İşte Fethullah Gülen cemaatinin açtığı yurtlar, yoksul çocukların bakımını yapmak, okutmak. Harp okullarında da tamam dışarıdan geldiler ama geldikleri yerlerde de bunlar tarafından eğitildiler. Bunlar uzun süreli bir hazırlıktan sonra oluştu.
TÜRKSOLU: AKP’nin iktidara geldiği (ya da getirildiği) dönem, ABD’nin Irak işgalinin tam öncesi. Bir bağlantı var tabii ki.
MUZAFFER İLHAN ERDOST: Tayyip Erdoğan bu iş için daha önceden programlandı. Tayyip Erdoğan’ın gelişi, Irak’a müdahalenin Meclis’te reddedilmesinden sonra ikinci kez tekrar limanların, havalimanlarının vs. Irak’a müdahale edecek Amerikan askerine açılması için yeniden bir tezkere söz konusu olduğunda da “Amerika bizim müttefikimiz, dostumuzdur” dedi, kendi milletvekillerine de “Bunun için olumlu oy vermenizi istiyorum” dedi.
Hileli seçimlerle Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğa ulaşmak istediler
İlk seçiminde oyların %34’ünü alıp %70 milletvekili çıkardı. Giderek %45 oy alarak %65 milletvekili çıkardı. Yani Anayasa’yı değiştirmek için hep 5-10 oya ihtiyaç duyduğu bir tabloda kaldı. Hâlâ bu oylarını artırmak için çaba harcarken, çeşitli yollara başvuruyorlar. Burada öyle şeyler işittik ki… CHP’nin yahut o zamanlar SHP’nin kalesi olan yerler vardı. Bir baktık, bir gecede bunların değiştiğini gördük. Ankara da öyle bir gecede değişti, Melih Gökçek geldi. İstanbul için de seçmen listeleriyle oynandı, oy pusulaları ile oynandı, hile olarak neler işittik? Değişik yerlerde değişik yöntemler uygulandı. Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğa ulaşmak için her türlü yola başvuruldu. Para da kullanıldı, şu da yapıldı, bu da yapıldı ama bunları ispatlayamıyorsun.
Gezi olayları “seni istemiyoruz” çığlığıydı
TÜRKSOLU: Ama tepki de gördüler. Gezi mesela…
MUZAFFER İLHAN ERDOST: Bütün bunlara karşı halkta biriken bir tepki var. Çok demokratik bir biçimde ifade edildi. Gezi olayı, doğrudan doğruya Anayasa’nın sağladığı bir demokratik haktı. Burada silah kullanılmadı, sopa kullanılmadı, kitlesel şiddet saldırısı olmadı, saldırı daima Tayyip Erdoğan’ın özel olarak oluşturduğu özel kuvvetler tarafından yapıldı.
TOMA’yı ilk kez orada gördük, gaz bombalarını ilk kez orada gördük, şiddet kullanıldı, terörist yöntemler kullanıldı ve öyle bastırıldı.
Ama Gezi olayı başladığında bir anda 67 ile yayıldı. Bu ne demekti? Türkiye’de “seni istemiyoruz” diyen bir çığlık vardı. Bu çığlık özgürleşme yolunda demokratik haklarını yeniden kazanmak için yılların çığlığıydı. Ama ne yapıldı? 13-14 yaşındaki çocuklar, duygularını ifade ettikleri için Başbakan’a, daha sonra Cumhurbaşkanı, hakaret ettiği için tutuklanıp mahkemeye çıkarılacak kadar baskı yaygınlaştırıldı. Monopol diye bir şey var ya, tekelleşme, iktidar tekelleşti.
Yürüyüşe gelirsek, Gezi’deki tepki bastırılınca, baskı altında kalan bir halkın, ister öğrenci olsun, ister asker, halkın bir patlamasıdır bu.
Burada İstanbul’daki kitlenin yığınsal rakamları üzerinde duruyorlar. Bu hiç önemli değil. Bunların niteliği üzerinde durulmalı.
Birincisi bunlar kim? Sınıfsal olarak, nicelik olarak kimler?
İkincisi, özlemleri ne? Bir coşku var, bir istek var, bir amaç var, bir şeyi değiştirme azmi var. Parayla, devlet dairelerinden talimatla, polis kordonu altında toplanan kalabalıklarla rakam olarak karşılaştırmanın anlamı yok. Erdoğan’ın tek başkan olma amacıyla Kılıçdaroğlu’nun bütün bir halkın isteğini arzusunu, özlemini, çabasını birleştiren ve dile getiren duruşu ve kimliği birbiriyle tamamen çelişiyor.
12 Eylül öncesi iç savaşta ABD’nin rolü
TÜRKSOLU: Sizin 12 Eylül tespitlerinize tekrar dönersek, 12 Eylül öncesi iç savaşı ABD’nin bir tezgahı olarak değerlendiriyorsunuz.
MUZAFFER İLHAN ERDOST: Bunun için Özel Harp Dairesi’ni ve Seferberlik Tetkik Kurulu’nu bilmek lazım. Seferberlik Tetkik Kurulu nerede kuruldu? JUSMAT’ın içerisinde kuruldu. Daha sonra Özel Harp Dairesi’ne dönüştü. JUSMAT ne? “Joint US Military Mission for Aid to Turkey” yani “Türkiye’ye Yardım için Ortak ABD Askeri Kurulu.” İçinde 20 kadar Milli İstihbarat elemanı bulunuyordu.
Seferberlik Tetkik Kurulu’nun ana belgesi Truman Doktrin’indedir. Yani 12 Temmuz 1947 ABD-Türkiye Yardım Anlaşması’nın içerisinde mevcut. 4. maddede “Uzman Amerikalılar gönderilecektir” deniyor. Bunun üzerine kuruluyor.
O zamanlar Milli İstihbarat askerlerden oluşuyordu, daha sonra Özal zamanında sivilleştirdiler ve sivilleştikten sonra da Amerika hedefine daha kolay ulaşabildi.
TÜRKSOLU: Özel Harp Dairesi’nin görevi neydi?
MUZAFFER İLHAN ERDOST: Özel Harp Dairesi’nin görev ve stratejisi ise körlerin fili tarifi gibi birbirinden farklıydı. NATO’nun Gizli Orduları’nın yazarı, Özel Harp Dairesi ve Konrgerilla’nın görevi şöyle ifade ediliyordu: “Komünist işgal ya da ayaklanma durumunda, işgale son vermek için gerilla yöntemlerini ve mümkün olan tüm yer altı faaliyetlerini kullanmak.”
Ülkü Arman’ın yarı resmi yazısından öğrendiğimize göre, Cevdet Sunay’ın Genelkurmay Başkanlığı döneminde geliştirilmiş bulunan Seferberlik Tetkik Kurulu’nun adı Özel Harp Dairesi olarak değiştirilmiş, Özel Harp Dairesi’nin görevleri, Arman’ın yazısına göre;
“1) Düşmanın yurdun bir bölümünü işgal etmesi halinde, o bölgede yer altı mukavemet teşkilatı organize etmek.
2) Yurt içine sızacak düşman kuvvetlerini bertaraf etmek.
3) Ordunun düşman ülkelere hareketinde, yeni bölgenin güvenliğini sağlamak.
4) Yurt içinde düşmanla işbirliği yapmaya kalkışacak grupları etkisiz bırakmak.” (Hürriyet, 7 Şubat 1978)
İşte Tanilli’nin vurulması, Tütengil’in, Cevat Yurdakul’un, Doğan Öz’ün öldürülmesi, yurt içinde düşmanla işbirliği yapmak maddesine giriyordu. Özetle, düşmanın yurdun bir bölümünü işgal etmesi halinde, o bölgede yer altı mukavemet teşkilatı organize etmek; yurt içine sızacak düşman kuvvetlerini bertaraf etmek; Ordu’nun düşman ülkelere hareketinde, yeni bölgenin güvenliğini sağlamak, Ordu şimdi mesela Suriye’de ya, Ordu Suriye’deyken geri bölgenin güvenliğini sağlamak; Yurt içinde düşmanla işbirliği yapmaya kalkışacak grupları etkisiz bırakmak.
Süleyman Demirel ise bunu şöyle tanımlıyor: “Kontrgerilla, bir savaşta ülkenin bir parçası terk edilirse, gene devlete ait kuvvetlerin gayrinizamî savaş içinde kalıp düşmanın işini güçleştirmek için askeriyeye müracaat edilen metotlardan biridir. Yalnız bizde değil, bütün dünya ordularının müracaat ettiği yollardan biridir. Biz icat etmedik bunları.” (Milliyet, 5 Şubat 1978).”
Ne demek “ülkenin bir parçası terk edilirse”? Burada Kahramanmaraş olaylarını örnek veriyor. Sanki orası işgal edilmiş, orayı kurtarmak için bir hareket yapılıyor. Bu hareketin içerisinde asker de var. Kahramanmaraş olaylarından sonra arkasından ne deniliyor?
Kahramanmaraş olaylarının bilmem kaçıncı gününde Sıkıyönetim ilan ediliyor ya, o gece İngiliz Büyükelçiliği’nden İngiltere’ye çekilen telgrafta, “Doğu Anadolu’nun hiç olmazsa bir kısmı silahlı kuvvetlerin yönetimi altına girdi.” Kurtarıldı diyor, nasıl kurtarıldı? Onu da anlatacağım.
(sürecek)


Bu yazı 32 kez okundu.

Türk Solu
SON EKLENENLER