• Salı, Aralık 12, 2017

Yol bitinceye kadar değil, 
adalet gelinceye kadar yürüyeceğiz hiç durmadan!

sevimtural
Sevim Tural
Temmuz17/ 2017

Zincirleri kıra kıra
yürüyoruz hey
Adaleti adım adım

kura kura hey
Ankara’dan yola çıktığımızda sıradan ve zor olacağını düşündüğüm, kararlılıkla göze aldığım bu yürüyüş; adalet özlemi, hak hukuk özlemi, zincirleri kırma özlemi ile çok çabuk bir coşkuya, bir umuda dönüşüverdi.
Bursa Milletvekilimiz Nurhayat Altaca’nın, yetmişlerde söylenen devrimci bir marşın sözlerini “Zincirleri kıra kıra yürüyoruz hey/Adaleti kura kura yürüyoruz hey” şeklinde günümüze uyarlayarak seslendirdiği müziğin eşliğinde yürüyüşümüz başladı.
Başta Kemal Kılıçdaroğlu kararlı, heyecanlı, güleryüzlü duruşu ve halka yakınlığı ile ilk etapta bizlere cesaret verdi.
Birçok vekille birlikte yürümeye başladık.
Vekillerimiz spor kıyafetleri, ellerinde megafonları ile birer devrimci, halkçıydılar; bize bir ilki yaşattılar.
Heyecanla yürüyoruz.
Müziğin de etkisi ile adeta 70’lere gidiyoruz. Adımlarımızı hızlı hızlı atıyoruz. Deniz Gezmiş’leri ipten almaya gidiyoruz.
Birçok aydınımızın ışığında ve “Bir toplumda bir kısım insanlara dağıtılan yetki diğerlerinden esirgenirse, mülkün temeli olan adalet ancak siyasi oyunların harcı olur” diyen Uğur Mumcu’nun sözlerinin ışığında yürüyoruz.
Adaleti siyasi oyunlardan kurtarmak için yürüyoruz.
Diri diri yakılan ozanlarımızın feryatlarını; yakılan, taciz edilen çocuklarımızın çığlıklarını duya duya yürüyoruz.
Onları kurtarmaya gidiyoruz!
Şehitlerimize sözümüz var “kanınız yerde kalmayacak.” Sözümüzün gereğini yapmak, onların hakkını savunmak için yürüyoruz.
Ali İsmail Korkmaz’ın annesi ile yürüyoruz.
Gezi şehitlerimiz için yürüyoruz.
Okullarından alıp götürülen, aylardır mahpuslarda yatan vatan evlatlarını mahpuslardan kurtarmak için yürüyoruz.
Suçsuz anaların masum çocukları cezaevlerinde büyümesin, evlerinde olsun, parklarda oynasın diye yürüyoruz.
Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın, görevlerini yapsınlar diye yürüyoruz.
Doğru haber alma hakkımız gaspedildiği için yürüyoruz.
Nuriye ve Semih’e can vermek için yürüyoruz.
Katledilen aydınlarımız, şehit öğretmenlerimiz için yürüyoruz.
Onlar için yol yok ama onların yürekleri var, vatan sevdaları var.
Engelilerimiz için onlarla birlikte, onların hakları için yürüyoruz.
17 milyon yoksulumuzun evine ekmek, aş; bebelerine süt götürmeye gidiyoruz.
Su toplayan ayaklarımızın acısını duymuyoruz.
Yol boyunca bizi destekleyen vatandaşları görüyoruz, sevgi sözcüklerini duyuyoruz, bizler için ettikleri duaları duyuyoruz.
Yol kenarlarında, mola yerlerinde ellerimizi tutan, ağlayan, bayraklarla, çiçeklerle bizleri karşılayan, adalet yürüyüşçülerini gördüklerinde umutları yeşeren insanları görüyoruz.
Asker selamı ile dimdik durup korteji selamlayan gazilerimizi görüyoruz.
Ellerindeki bayraklarla “Hak! Hukuk! Adalet!” diye bizleri selamlayan güleryüzlü, çocuklarımızı görüyoruz. Göz yaşlarımızı tutamıyoruz.
Onlar için, onlara adaletin olduğu daha güzel bir ülke bırakmak için yürüyoruz.
Binlerin hak-hukuk için yürüdüğü yollarda önümüze çıkıp karşı çıkan bir kaç kandırılmış vatandaşı sadece alkışlıyoruz.
Bize vatan olan bu toprakları, yanından geçtiğimiz ormanları düşünerek yürüyoruz.
Bu vatanın ne zorluklarla kazanıldığını, uğrunda ne çok bedeller ödendiğini, vatanın kurtuluşu için verilen mücadeleyi düşünerek yürüyoruz.
Vatanın kurtuluşu için bedel ödeyenlerin hakkı için, onlara layık olmak için, onların bize emaneti olan Cumhuriyet’e adaleti getirmek için yürüyoruz.
Ata’mızı, atalarımızı anarak, şehitlere olan borcumuzu ödemek için şevkle, heyacanla, o maneviyatla daha hızlı yürüyoruz.
Mola yerlerinde yurdun dört bir yanından gelen adalet arayışçıları ile kaynaşıyoruz.
Çok yürüyüşlerde bulunmuş bir anne “Hiç bu kadar kararlı bir insan topluluğu görmedim” diyor.
Bir başkası “Konu komşuyu, arkadaşlarımı ‘düğünümüz var’ diye yürüyüşe çağırıyorum, bu bizim düğünümüz” diyor.
“Hiç bu kadar inançlı insanlar görmedik” diyor bir başkası.
Onlarca insan haksızlığı hukuksuzluğu anlatıyor. Konuşmalar hiç özel değil ülke sorunları, adalet arayışları, çözüm üretmeye çalışan, her şeyi göze almış, genci ve yaşlısı ile bizim insanımız. Birbirimize saygı duyuyor, birbirimizden güç alıyoruz.
Bazen aşırı sıcakların olduğu günler oldu, verilen suları üzerimize döke döke yürüdük.
Bazen çok soğuk günler oldu, yağmur yağdı dağıtılan yağmurlukları giydik, yılmadan, yorulmadan, şikayet etmeden coşkuyla yürüdük.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun hiçbir yorgunluk izi taşımayan, tempolu, hızlı yürüyüşüne şaşırarak ve aynı zamanda imrenerek yürüdük.
Vekillerimizin şefkatli yakınlıklarından, samimiyetlerinden, desteklerinden güç alarak yürüdük.
Güvenlik sorunu yaşamadık, güvenlik güçlerimiz ile birlikte yürüdük.
Onlara güvendik, onların mağduriyetleri için yürüdük.
Bu yolculukta hiç yorgunluk hissetmedik, çok şey öğrendik, çok şey kazandık, inançlarımızı yitirmemekte ne kadar haklı olduğmuzu gördük.
Yol boyunca ne molalarda ne yürüyüş esnasında kimse kimseyi rahatsız etmedi, herkes birbirine, çevreye saygılıydı, kimse yerlere çöpünü, su şişesini bırakmadı.
Yürüyüş boyunca bayraklarımızı elimizden düşürmedik. Hep daha yükseğe kaldırarak yürüdük.
Kimi zamana bayrak düzgün durmuyorsa başka bir adalet yürüyüşçüsü gelip bayrağı düzeltti, bayrağımızı hakkıyla taşıyarak yürüdük.
Devrim türküleri söylendi aralarda. “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganı atıldı.
“Bu sloganın yaratıcısı benim oğlum, gazeteci Gökçe Fırat” diyemedim. Ama çok gururlandım, içimdeki sızıyı daha çok hissetim.
Nasıl hissetmem?
Atatürk’ün “Ya İstiklâl Ya Ölüm” sözünü şiar edinmiş oğlum Gökçe Fırat sırf bu sebeple bir yıla yakın tecrit koşullarında Silivri Cezaevi’nde.
İşte o zindanların kapılarını açtırıncaya kadar yürüyeceğim.
Yol bitinceye kadar değil adalet gelinceyle kadar mücadeleye devam…
17


Bu yazı 109 kez okundu.

Sevim Tural
SON EKLENENLER