• Cuma, Ağustos 18, 2017

Yunan’a bilmediğimiz bir borcunuz mu var?..

eser
Eser Özaltındere
Ağustos01/ 2017

Bakın, tam 17+1 Ege adası/kayalığı Yunan tarafından “işgal” edilmiş durumda ve AKP ile onların Padişah/Halifelik meraklısı reislerinden tıs yok! Bu zat Mayıs ayında Pekin’deki Çipras görüşmesinde; ikili ilişkilerin geliştirilmesinden, Kıbrıs’ta pozitif gündemle meselenin çözümünden, askerî gerginliklerin diplomasiyle giderilmesinden ve sığınmacı FETÖ’cü subaylardan filan bahsetmesine rağmen, 18 Ada/kayalık işgaliyle ilgili tek kelime etmemişti.
Sonrasında Binali de Atina’da Çipras’la bir araya geldiğinde; “kazan kazan”ı da ekleyerek darbecilerde dâhil aynı lakırdıları tekrarlamış, ama her ne hikmetse o da adalara el konulmasını gündeme getirmemişti.
Görüyorsunuz değil mi, görüşmelerde her şey var; fakat 18 Ada/kayalık işgali yok! İnsanın gerçekten de isyan edesi geliyor…Ayrıca, o adalar sadece Yunan toprağı yapılmakla, turizme açılmakla kalmıyor; tepelemesine silahlandırılmış birer “askerî üs” hâline getiriliyorlar. Bunlar ise kalkmışlar, diplomasiyle sorunların çözülmesi ya da “kazan kazan” dangalaklıklarıyla milleti uyutuyorlar. İyi ama, ortada çözülecek bir sorun kalmamış ki; adalar zaten Yunan’a bağışlanmış durumda!.. Dikkat ettiniz mi bilmem; Helen, bu kazanımları elde ederken tek kurşun atmıyor, “güle oynaya” işgal ediyor. Hem de geri dönüşü olmayacak şekilde… Tarihe şöyle bir bakıldığında görülür ki, Yunanistan’ın bağımsızlığı ve Girit’in elden çıkma süreci de dâhil bugüne kadar elde ettikleri kazanımların tümü emperyalist güçlerin “masa başı” oyunları sayesinde olmuştur. Hiçbirisi Yunan’ın askerî başarılarının ürünü değildir. Üstelik bir de Kurtuluş Savaşı’ndaki “Anadolu bozgunu” vardır. Osmanlı’nın toprak kayıplarının hepsi son dönem padişahların kötü yönetimleri ve ümmet imparatorluğu Osmanlı’yı emperyalist sisteme “meze” yapmaları nedenleriyle gerçekleşmiştir. Ege’deki bu yayılmaya, yeni kurulan Cumhuriyet “gücü” ölçüsünde dur demiştir. Fakat, bugünkü iktidarı oluşturan Arapçı, Halifeci, Padişahçı ve Pan-Sünnici Osmanlı ütopyası özlemcileri, aynı öncellerinin yaptığı gibi durdurulan “Helen yayılmacılığını” 18 Ada/kayalığın Yunan’a peşkeş çekilmesiyle tekrar başlatmışlardır.
Ey millet; koyun haritayı önünüze ve bir inceleyin! Bu adaların işgaliyle birlikte, Girit gibi KKTC’nin de günü geldiğinde “masa başında” satışı bittikten sonra Türkiye’nin “sıcak denizlerle” bağı kalmayacaktır. batısından ve Doğu Akdeniz’de Yunan ile Rum tarafından “kuşatılacaktır.” Hem de “ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmadan” ve Osmanlı özentisi gerici AKP iktidarının aynı teslimiyetçi politikalarıyla… Tabii, “Birleşik Kürdistan”ın kurulmasıyla gerçekleşecek kuşatılmışlığı ise hiç saymıyorum…
Geçenlerde, Saygı Öztürk’ün bir köşe yazısında adalar işgalini çok yakından izleyen (E) Albay Ümit Yalım’ın önemli ifadeleri yer alıyordu. Bunlara göre; Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın “İşgal edilmiş adacıklara yaklaşmayın!” emri varmış ve gemi subayları; “Burası devriye bölgemiz, yazılı emir verin!” deyince de kimse “yazılı emir” veremiyormuş! Öyle hâle gelmiş ki, Yunan Genelkurmay’ı Türk uçaklarının “egemenlik alanımız” olan adalar üzerindeki uçuşlarını sanki kendi hava sahaları ihlâl ediliyormuş gibi şikayette bulunuyormuş.Güya, Genelkurmay kendisine gelen raporları yetkili mercilere iletiyormuş ama, anlaşıldığı kadarıyla kimse oralı olmuyormuş.Şimdi anlıyor musunuz, bunların “askeri” siyasî otoriteye bağlamalarının nedenlerini? Vatan topraklarını kafalarına göre pazarlayacaklar ve hiç kimse ağzını açamayacak!..
Yine Ümit Yalım’ın söylemlerine göre; 2009 da Yunan Cumhurbaşkanı Papulyas’ın Aydın’ın Eşek Adası’na gitmesi üzerine Genelkurmay’a davet edilen Dışişleri yetkilileriyle yapılan toplantı arasında önemli bir isim; “bu adaların hükümetin bilgisi dâhilinde işgal edildiğini” itiraf edivermiş. İnanın, arka planda birçok “dolap” dönüyor! Ama ortada tek bir gerçek var, o da; Türk vatanının peşkeş çekilerek kuşatılması… Öte yandan, bu bilgilerle CIA ajanı Cemaat’in Balyoz, Ergenekon gibi aşağılık kumpasları sonucu TSK’nın “özellikle” deniz gücünün “yerle bir” edilmek istenmesini ve 15 Temmuz’dan sonraki Sahil Güvenliğin İçişleri Bakanlığı’na, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın ise MSB’ye bağlanılarak AKP’nin oyuncağı hâline getirilmesini birleştirin; 18 Ada/kayalığın Yunan’a, askerin etkisizleştirilerek “problemsiz” bir şekilde terk edilmesinin “garantilerini” görürsünüz…
Kıbrıs’ta da benzer oyunlar sergilenmedi mi? Bunlar ilk vericiliğe “Annan Planı”yla başladılar. Arkasındaki emperyalist güce güvenen Rum buna “hayır” dedi. Çünkü, süreç içerisinde daha büyük “avantajlar” elde edeceğini biliyordu. Nitekim, öyle de oldu! Rumlar; bu teslimiyetçi, Osmanlıcı ve Padişahçı AKP döneminde adım, adım “ilerlediler” ve sürecin her aşamasında bir şeyler “kopardılar”. Örneğin Rumcu Talat’la beraber, Denktaş’ın olmazsa olmazları “konfederal sistem” ve Kıbrıs Türklerinin “self determinasyon” hakkı gibi müzakere konularını ortadan kaldırarak tek bir “üniter” devletin egemenliğinin kabul edilmesini sağladılar. İsviçre süreçlerindeki “gizli saklı” yapılan görüşmelerde daha birçok sakıncalı durumun söz konusu olacağı da gün gibi aşikâr.Rum ve Yunan tarafları son olarak ise, Türkiye’nin “garantörlük” hakkını dinamitlemeye çalışıyorlar.Crana-Montana görüşmeleri sonuçsuz kalsa, Çavuşoğlu; “Süreç ömür boyu böyle gitmez!” artistliğini yapsa da göreceksiniz, bu “teslimatçı” iktidar; “kazan kazan” numaralarıyla önüne çıkan “ilk fırsatta” bu konuda da ödün verecektir. Nitekim, son görüşmeler öncesinde % 80 asker indirimi yazılmaya başlanmıştı bile.
Bu Arapçı/Sünnici hükümet baştan beri KKTC’den kurtulmak istiyordu. Amaçlarından biri de; oraya “akıtılan paraya” el koymak ve onu da yandaşlara peşkeş çekerek afiyetle yemekti.Kim ne derse desin, bunlarla emperyalist güçler arasında; derin “Yahudi lobisinin” de içerisinde olduğu, Ortadoğu’da haritaların değiştirilmesi ve petrolün paylaşımı, Kıbrıs coğrafyasındaki hidrokarbon yataklarının “talanı”, bunun ve Barzan aşiretinin “el koyduğu” Kerkük petrolünün, İsrail doğalgazının ya da Katar’ın sıvılaştırılmış doğalgazının Avrupa’ya taşınması gibi konuları da içeren ve iktidara geldikleri dönemlerin “öncesine” kadar giden “yazılı olmayan” gizli bir anlaşma var. Ama, bu satranç oyunundan “çırak” çıkacakları da apaçık ortada. Emperyalist, bu gâfillere “bir” veriyormuş gibi yaparken “beş” alıyor; bu yancılar da “kazandıklarını” zannediyorlar. Ayrıca, bakmayın bunların sahte kabadayılıklarına, inanın hepsi görüntü! Velhasıl, adaların işgaline bu kadar “sessiz” kalınışını ve KKTC’nin zamana yayılan “tasfiye projesini” başka türlü açıklamak mümkün değildir! Nitekim, aynı bağlamda Amerikan muhibi Davutoğlu’nun Başbakanken Davos’ta Anastasiades ile yaptığı “gizli” bir görüşmede “Türk kıta sahanlığına” giren 6. bölgede petrol aranması için “yeşil ışık” yaktığı da unutulmasın! Onun için bu taşeronlar, Padişahlık/Başkanlık sistemiyle “parlamentoyu” etkisiz kılmak istiyorlar ki; vatan satışlarından kimsenin haberi olmasın ve “hesap” sorulamasın!


Bu yazı 53 kez okundu.

Eser Özaltındere
SON EKLENENLER