• Çarşamba, Ekim 18, 2017

Zor zanaattır babalık…

sevimabla
Sevim Tural
Haziran12/ 2017

Şair Necdet Yağan ne kadar doğru söylemiş; “zor zanaattır babalık.” Bu zoru başaran, bütün zorluklara göğüs gererek ne kadar güzel evlatlar yetiştirmiş sayısız örnek babalar vardır. Ne mutlu böyle babalara ve onların evlatlarına.
Şehit olup arkada gözü yaşlı çocuklarını bırakan babalar, şehidimizin ardından ayakta durmakta zorlanırken “vatan sağolsun” diyebilen, en zorunu yapabilen babalar sizleri her zaman saygı ile anıyorum.
Eşi ile birlikte çocuğunu büyüten, yediren, içiren, uykularını bölen bundan keyif alan babalar emekleriniz boşa gitmesin.
Bazı babalar da vardır ki zaten yokturlar, bunların şansız çocukları çocuk yaşta hayatın ve o babanın yükünü çekmeye mecburdurlar. Hayat onları pişirir, bazen iyi bir gelecek verir. Onların hepsine iyi bir gelecek diliyorum
Öyle çocuklar vardır son derece hisli, duygulu ve gözlemci; hiç bir sorumluluk vermeden kendiliğinden sorumluluk alan, çocuk babalar. Mesela Gökçe Fırat, benim oğlum.
1982 yılının Mayıs ayındaydık. Ortanca kızımın ciddi sağlık problemi olduğunu öğrendik.Durum çok ciddiydi, sakat kalma ihtimali hatta hayati tehlikesi vardı. Evde panik havası esmeye başladı, çaresizlik içinde hastanelerde koşturuyorduk. Hasta kızım sakin görünüyordu. Hastanede uzun süre kalabilirdik, evden ayrılma zamanı geldi.
Hastaneye gitmeden bir iki gün önce 11 yaşında olan büyük kızımı bir odada yanıma alarak kardeşinin durumu anlatmaya çalışıyordum. Anlamış görünüyordu, sakindi, ben de iyi bir görev yaptığımı düşünerek biraz rahatladım. Oda kapısını açıp çıktığımda Gökçe’yi karşımda buldum. Son derece ciddi, yüzüme bakıp “Anne Deniz ameliyat mı olacak?” dedi. “Evet” dedim. Daha da ciddileşerek cebinden çıkardığı harçlıklarını bana uzatıp “Yanında bulunsun, hastanede sana lazım olacak” dedi. Ben o anda konuşmaya onu da katmadığım için ne kadar büyük bir hata yaptığımı anladım. Onun bana verdiği desteğe mi sevineyim, yaptığım yanlışa mı üzüleyim, bunun şaşkınlığı içindeydim. Oğlum Gökçe 9 yaşında bir çocuk iken nasıl da babalık görevini kendiliğinden üstlenmişti. Bu hareketi hiç çocukça değildi, ben onu görememiştim.
Bu olayın sorasında görevini sürdürdü, iki yıl sonra bir yakınımızın yanında çalışmaya başladı. İnşaat malzemeleri satan bir yerdi. Mesai saatleri, çalışma şartları konuşuldu. Zordu ama kabul etti ve istedi.
İlk haftalığını almıştı. Akşam eve geldiğinde bir elinde kırmızı karanfillerle dolu bir buket çiçek, bir elinde yere değen bir poşet vardı. Evin kahvaltılığını almıştı hem de en iyisinden. Bir müddet kapıda kalakaldım. Bu anların fotoğrafları albümlerde yoktur. Her daim gözümde ve gönlümdedir. Durur bakarım hep, öyle yaşarım o anları ve daha birçoklarını.
Çocuk yaşta evine ve ailesine karşı sorumluysa bir insan, gençlik yıllarında sorumluluğu artıyor. Ülke sorunları ağır, üstlenmek lazım. Okumak, araştırmak, yazmak, eylem yapmak. Vatana hizmet için görev üstlenmek… Yıllar böyle geçerken üzülüyordum. Bir gün “Oğlum çocukluğunu, gençliğini hiç yaşamadın” dedim. “Ben böyle mutluyum” dedi, çünkü insanların insanca, çocukların özgürce yaşayabileceği bir düzen olmalıydı. Gelecek için çalışmalıydı. Çalışmalıydı. Halen cezaevinde çalışıyor.
Gökçe Fırat baba olmadığı halde onu baba gibi seven sayan, babalar gününü gönülden kutlamak isteyen, onunla yıllardır birlikte çalışan dava arkadaşları kardeşleri var dışarıda. Bunların içinde baba olanlar da var. Olacak olanlar var, çocuklar da var. Hep beraber dışarıda beraber olacağımız günleri hasretle bekliyoruz.
Bunları yazarken düşünüyorum. Biz ailece çok zorluklar yaşadık, hepsinden de sağlıkla iyilikle bugünlere ulaştık. Ailemize güzel çocuklar kattık. Bu günler de geride kalacak. Bize yenilik katacak.
Bir de diyorum ki Oğlum,
Bir gün sana “baba” diyecek bir çocuk ne kadar şanslı bir çocuk olur.
Babalar Günün kutlu olsun yavrum.


Bu yazı 91 kez okundu.

Sevim Tural
SON EKLENENLER