Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki 5816 sayılı kanun, bugünlerde yine gündemde. İsmi lazım değil, yine bir zır cahil, mahkemelerle başı derde girince sosyal medyadan yardım dileniyor, destek arıyor.
Tıpkı bölücüler gibi gericiler de müzmin mağdurdur. İktidarda bile ağlamaları bitmez tükenmez.
Bu konu ne zaman gündeme gelse, gerçeklerle bağdaşmayan tuhaf bir fikir işlenir. Sanki 5816, Atatürk’e muhalif olanların üzerinde bir kılıç gibidir, düşünce ve ifade hürriyetine engeldir ve bir baskı unsurudur. Hatta bu haliyle, Atatürkçülerin sırtında belki ahlaki bir yüktür.
Ama gerçekler başka. 5816’yı kaldırmak isteyenler, güneşi balçıkla sıvamaya kalkan ağzı bozuk fanatiklerdir. Atatürk’ü alaşağı edemeyişinin hıncını iftira ve hakaretle almak isteyen azgın bir azınlık bu.
Fakat bu azgın azınlığın içinde ayrı bir azınlık var. Onlar, çeşitli güç odaklarıyla korunan birkaç operasyonel eleman. Bunlara pratikte 5816 işlemiyor.
Mesela eski bir müzikhol çalgıcısı sokakta, camide, Diyanet koridorlarında ve her yerde özel koruma altında.
Fesli Kadir, AKP iktidarında en tepeden koruma altındaydı.
Çeşitli sürü liderleri de aynı kontenjandan faydalanıyor.
İşte bu ayrıcalık, bizi asıl görmemiz gereken gerçeğe götürmeli?
Yargılananlar, azgın azınlığın geniş alt sınıfından. Her alanda sınıfsal uçurumlar yaratan AKP, halk düşmanı karakterini burada bile göstermiş.
Alt sınıf azınlık, bu 5816 sayılı kanun ile iyi kötü bir şekilde yargılanıyor. Bazılarında hükmün açıklanması geri bırakılıyor, bazılarında yatarı olmuyor, diğerleri de yatıp çıkıyor.
Ayrıcalıklı operasyon elemanları ise özel emniyet fanusu olmasa balkona çıkıp hava bile alamaz.
Neden biliyor musunuz?
Çünkü karşılarında, “sayun zumurbaskanum, ha biza boyle 1 saat musade” diyerek dokunulmazlık arayan sümsükler yok.
Bu elemanlar, Bursa Nutku ruhuna işlemiş aziz Türk milletini karşılarına alıyor.
Burası, Atatürk’e hakaret eden meczupların her yerde dayak yediği ülke.
Kargaşa uzamadan polis gelir, işlem yapar, savcıya götürür…
Peki, ya ortada bir 5816 olmasa… İşlem yapan olmasa… Olacakları düşünebiliyor musunuz? Her 10 Kasım 9’u 5 geçe hayatı donduran milletten bahsediyoruz.
Aşılar, bebeklikten itibaren ölümleri azaltır.
Bankalar, piyasayı tefecilerden korur.
Sigorta primi, emekli maaşı olarak geri döner.
İşte 5816’nın da gerçekte toplumsal barışa böyle pek anlaşılamamış bir katkısı vardır. İş, basit bir meydan dayağının ötesine geçmiyorsa ve dayısız dayanaksız ahmaklar canından olmuyorsa, 5816 sayesindedir. Yani 5816; sahipsiz ahmakların hayat sigortasından başka bir şey değil.
Ve işin sosyal psikolojik yönüne bakacak olursak, 5816 bizim sırtımızda manevi bir yük de değildir. Tam aksine, tahammül edemediği muhalifi sindirmek için TCK 299’dan medet uman gericiler bu durumdadır. Ama muhalifler açısından, haksız yere Cumhurbaşkanına hakaretten yargılanmış olmak madalyadır, kişinin nâmı yürür. 5816’dan yargılanmak ise utanması olan için utanç vesikasından başka bir şey değildir.
Özel operasyon elemanlarına bakmayın siz. O tuzu kuruların “5816 kaldırılsın” kampanyasına el çırpanlar, aslında aldıkları nefesi 5816’ya borçlu. Atatürk’ün cumhuriyeti, onlar için bile medeni, insancıl ve halkçı bir hukuk zemini sunuyor. Ağlayıp zırlamasınlar. Adam gibi cezalarını çeksinler.
Tabi bu kadarını düşünecek kafaları olsa zaten Atatürk’e düşman olmazlar, ayrı mesele.
Ama gerçek budur.
5816, yaşatmaktadır!

