No Result
View All Result

İzmir’deki olaylara böyle bakmak gerekiyor

Mutlu YILMAZ by Mutlu YILMAZ
3 Haziran 2025
in GÜNLÜK
0
İzmir’deki olaylara böyle bakmak gerekiyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile DİSK‘e bağlı sendika arasında bir süredir devam eden mücadele ve son günlerde yükselen tansiyon bizleri ilginç bir noktaya getirdi. Şimdi sol bu yol ayrımında kendine bir sormalı:

Nasıl hareket edilecek? İlkesel bir tavır mı alınacak yoksa partilerin karar vericileri pragmatist adım atmaya mı zorlanacak?

Aslında burada, alınacak tavır noktasında, yapılması gereken şeyi en başta açıkça ifade etmemiz yerinde olacaktır. Ne olursa olsun işçi sınıfının yanında olunmalıdır. Ancak, bu mücadelenin şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da aleni bir biçimde ve yalnızca belediye yönetimi ile sendika arasında yani  dışarıdan bir müdahaleye, bilhassa da rejimin nifak sokma çabalarına fırsat bırakmayacak şekilde olması sağlanmalıdır.

Sonuçta “Yaz yazlığını, kış kışlığını … ” yapacak! Rejim de doğası gereği halihazırda cereyan eden olayları gizli bir memnuniyetle ve biraz da abartarak kendi kitlesine aktarmaya devam edecektir. Oysa mevcut ekonomik felaketin esas sorumlusu, 23 yıldır ülkeye çöreklenmiş ve kurumların içini boşaltmış fakat yenisini inşa edememiş bu derme çatma rejimdir yine. Ancak her fırsatta öncelikle ifade edilmesi gereken bu gerçek, hak arayışının gölgesinde kalmaktadır. DİSK‘in yapacağı hamlelerde bu durumu göz önüne alması hatta aynı kararlılığı rejimin idaresindeki yerel idarelerde de göstermesi daha tutarlı olacaktır.

Türkiye bugünlere bir günde gelmedi. Büyük şehirlerde yaşıyorsanız, hele hele kirada oturuyorsanız talep edilen rakamlar çekirdek bir aile için öyle çok da uçuk rakamlar değil. Fakat tüm bu pazarlıklar imkanlar ölçüsünde yapılır, sonuçta belediyenin de ona göre bir bütçesi var. İlginçtir ki, çarpıklığın esas nedeni, ekonomiyi facia noktasına getiren bu rejim olmasına rağmen kimse bunların idaresindeki belediyelerde hangi şartlarda işçi çalıştırıldığından bahsetmiyor, hatta tartışmaya bile açtırılmıyor. Ancak yine de sol bir parti iktidarında kurumlar ilkesel hareket etmek zorundadır. Ayrıca “Eşit işe eşit ücret” olarak tanımlanan bir talep varsa bunun da geniş bir zamanda detaylıca konuşulması ve bir yerden başlanması gerekiyor. Zira İsveç modeli olarak tanımlanan ve daha çok İskandinav ülkelerinin bir karakteristiği olan bu modelde Türkiye çok geride kaldı.¹

***

Dünyanın her yerinde grevlerin bir amacı vardır. Belirli bir süre işler yavaşlayacak ve o sırada küçük çöp dağları oluşacaksa rejim yanlısı basın ve tüm aparatları bunu afişe etmekten geri kalmayacaklardır ama bu işlerin doğasında vardır bunlar. Pek tabii vaziyetin daha can sıkıcı bir noktaya gelmemesi için müzakerelerin de kısa sürede bitirilmesi gerekiyor. Başkan Cemil Tugay, bu kargaşada gördüğüm kadarıyla çözüm anlamında ciddi bir çaba içerisinde. Sendikanın da bu çabaya münasip, mevcut baskı rejimi karşısında tarihi sorumluluğuna ters düşmeyen bir yaklaşım sergilemesi gerekiyor.

Şayet bir orta yol bulunabilirse her iki taraf da kazanmış olur ve rejimin hevesi kursağında kalır. Elbette öyle bir uzlaşmanın gerçekleştiği gün rejim medyası bunu göstermek yerine yaşanan eylemleri ve işlerin aksamasını gündemde tutmaya çalışacaktır.

***

Bu hak arayışı sırasında sosyal medyada özellikle çok rastladığım bir çoğu muhalif eğilimli profillerin (ve gerçek kişilerin) “Belediye lokavt ilan etsin. Binlerce okumuş nitelikli insan var, bu istedikleri maaşların daha altında çalışmaya hazırlar.” gibi oldukça vahim paylaşımlar dikkat çekmektedir.  Özellikle kendisini solda tanımlayan insanların böyle bir tavır içerisinde olması bir anlamda grev kırıcılığıdır ve kendi içinde bir çelişkidir.

Diğer taraftan, eski yönetimler zamanında yapılan işe alımları tartışmaların ana ekseni haline getirmemekte yarar var. Elbette çok açık usulsüzlük yapılmışsa o başkadır ama genel anlamda usulsüzlük — ki siyasi literatürde daha çok nepotizm olarak tanımlanan ve tamamen yandaş kayırmacılığı şeklinde liyakati dikkate almayan atamalar— Türkiye’de hemen hemen tüm kademelerde görülen ve ülkenin yıllardır boğuşmakta olduğu, muhtemelen de altında kalacağı bir bela. Şu halde İzmir’i aşan bu büyük çürümeyi ele almadan yapılacak her tartışma işçinin hakkını korumaktan çok rejimin ekmeğine yağ sürmek olur.

Solun tarihsel ve ilkesel duruşuyla mücadelenin ve müzakerelerin sürmesi, tarafların birbirini incitmek yerine daha yapıcı bir dil kullanarak makul bir uzlaşı noktasını yakalaması ancak bunun ivedilikle sağlanabilmesi asıl olması gerekendir.

Dipnot:

1) Bu modelin Danimarka uygulamasında (Danca: Den Danske Model) iş gücü piyasasındaki tüm pazarlıklar tamamen sendikalar üzerinden yürür ve teknik olarak asgari ücret diye bir kavram yoktur. Brüt ücret üzerinden yaklaşık %46 vergilendirmenin olduğu ülkede altı ay önce istihdam edilen bir işçinin maaşı ile yirmi yıllık bir işçinin maaşı arasında fark bulunmaz. Ücretli yıllık izin hakkı da 5+1 hafta olarak işe başlanıldığı ilk yıl tanımlanır.

Previous Post

Yüzyılın kördüğümü ve çatlAK anayasa

Next Post

Boris Johnson Osmanlı çocuğuysa,
bu gençler de Cumhuriyet çocuğu, Atatürk çocuğu!

Next Post
Boris Johnson Osmanlı çocuğuysa,bu gençler de Cumhuriyet çocuğu, Atatürk çocuğu!

Boris Johnson Osmanlı çocuğuysa,
bu gençler de Cumhuriyet çocuğu, Atatürk çocuğu!

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.