Saray rejimi, siyaseti dizayn etme çabalarında yeni bir perde açarak, bu kez yargı eliyle doğrudan ana muhalefet partisine müdahale etmiştir. Ancak bu hamle, CHP’nin yıllardır süren ve onu bu tür müdahalelere karşı savunmasız bırakan acziyetinden bağımsız okunamaz. Ortada, bir yanda devlet gücünü pervasızca kullanan bir iktidar, diğer yanda ise bu müdahaleye adeta davetiye çıkaran ilkesiz bir ana muhalefet vardır. Bu siyasi tablonun kaybedeni ise ne Saray ne de CHP yönetimidir; kaybeden yine Türk milletidir.
Öncelikle tespiti doğru yapalım: AKP iktidarının yargıyı bir sopa gibi kullanarak siyasi partilerin iç işlerine karışması, rejimin antidemokratik karakterinin açık bir göstergesidir. Rakibinin en zayıf anını kollayıp, onun içindeki anlaşmazlıkları kullanarak partiyi dizayn etmeye çalışmak, siyasi mücadelenin değil, devlet zorbalığının bir yöntemidir. Bu hamle, AKP’nin Türkiye’de kurduğu düzenin adeta bir özetidir: Kural tanımayan, gücü yettiğinde her türlü aracı kullanan ve siyaset alanını tamamen kontrol altına almayı hedefleyen bir anlayış.
Ancak bu durum CHP’yi masum bir kurban yapmaz, tam tersine acziyetini ve çürümüşlüğünü gözler önüne serer. Yıllardır uyardığımız gibi, CHP kendi kimliğinden, Atatürk’ten, Altı Ok’tan ve kuruluş felsefesinden uzaklaşarak kendi sonunu hazırlamıştır. Bugün “AKP’nin kayyımı” diye isyan ettikleri Gürsel Tekin, gökten zembille inmemiştir. Bizzat Kılıçdaroğlu döneminin bir ürünü, partiyi Atatürk çizgisinden koparan “Kürtçü-liberal” açılımların mimarlarından biridir. Yani AKP, CHP’ye dışarıdan bir virüs sokmamış, CHP’nin kendi bünyesinde büyüttüğü virüsü ona karşı kullanmıştır. Bir parti, kendi içindeki iktidar ve rant kavgalarını çözemeyecek kadar dağılmışsa, rakibinin bu durumu bir silah olarak kullanması kaçınılmazdır.
CHP’lilerin öfkeyle “AKP’nin adamı” diye işaret ettiği Tekin, düne kadar Kılıçdaroğlu ekibinin, yani Özgür Özel’in de bir parçası olduğu kliğin en önemli figürlerinden biriydi. Türk Solu’nun daha 16 yıl önce, 2009’da “CHP’de Kürtçü darbe hazırlığı” kapağıyla işaret ettiği üç isimden biriydi. (Diğer ikisi Kılıçdaroğlu ve Karayalçın’dı.) Yani bugün yaşananlar, bir AKP operasyonudur evet ama aynı zamanda CHP’nin kendi içinde yıllardır büyüttüğü ve en sonunda patlayan bir ideolojik çürümenin sonucudur. Sorun, AKP’nin CHP’ye kayyım ataması değil, CHP’nin kendi içindeki “kayyım adaylarının” AKP ile iş tutacak kıvama gelmiş olmasıdır. Paylaşılamayan şey milletin geleceği değil, belediye rantlarıdır.
CHP yönetiminin bu olay karşısındaki tavrı ise tam bir zavallılıktır. Bir yandan “direniş” imajı çizmeye çalışırken, diğer yandan kapalı kapılar ardında “müzakere” ve “normalleşme” arayışındadırlar. Bu sahte kavga, CHP’nin kendi beceriksizliklerini ve yeni Açılım Süreci gibi ihanet masalarındaki ortaklıklarını örtmesine yarayan kullanışlı bir aparata dönüşmüştür.
AKP iktidarının yargı üzerinden siyasete müdahale etmesi, demokratik ilkeler açısından elbette kabul edilemez ve eleştirilmelidir. Ancak bu durum, CHP’nin yıllardır sürdürdüğü kimliksiz ve ilkesiz muhalefet anlayışının kaçınılmaz bir sonucudur. Kendi tarihsel köklerinden ve ilkelerinden uzaklaşan bir ana muhalefet, eninde sonunda kendini bu tür müdahalelere karşı savunmasız bırakır. Bugün yaşananlar, CHP’nin etkili ve tutarlı bir alternatif olamamasının faturasıdır. Bu tablo, ne yazık ki seçmenleri bir yanda otoriterleşen bir iktidar, diğer yanda ise çözüm üretemeyen ve kendi iç sorunlarıyla boğuşan bir ana muhalefet arasında bırakmaktadır.

