No Result
View All Result

İskandinavya’da refah toplumundan bir kesit: Danimarka’da sosyal devlet olgusu ve iş gücünün organizasyonu

Mutlu YILMAZ by Mutlu YILMAZ
15 Aralık 2025
in GÜNLÜK
0
İskandinavya’da refah toplumundan bir kesit: Danimarka’da sosyal devlet olgusu ve iş gücünün organizasyonu

Piyasa koşullarının git gide daha da ağırlaştığı günümüzde emekçi sınıflar en büyük bedeli ödedikleri halde, şimdilerde teknolojide kaydedilen ilerlemelerin de öncelikli olarak kapitalist çıkar çevrelerine hizmet etmesi yüzünden adeta bir cendereye sıkışmışlardır.

Bu arızalı duruma sistemin kendisi bir çözüm getiremiyorsa bir müddet sonra en modern toplumlarda bile işlerin rayından çıkması ve istenmeyen yerlere savrulması ihtimali söz konusudur.

O halde yine sistem içinde kalarak nasıl bir çözümden bahsedilebilir?

Bu soruya cevap ya da bu tip bir ihtiyacı karşılama anlamında Kuzey Avrupa ülkelerinde örneklerini gördüğümüz karma model dikkat çekicidir. Demokratik sosyalizm olarak da tanımlanan model, Avrupalı ileri kapitalist ülkelerde kapitalizm ve sosyalizm arasında bir uzlaşı formu gibi değerlendirilebilir.

Bu göreceli kazanım emek örgütlerinin ve sol-sosyalist partilerin yıllar süren kararlı mücadeleleri sonucunda elde edilmiştir. Fakat şunu kabul etmek gerekir ki, her şeye rağmen sistem toplumcu olmaktan ziyade piyasacıdır. Sovyetler Birliği gibi bir “öcü”nün de ortadan kalkmasıyla birlikte son 30 yılda yaşanan her krizde büyük şirketlerin devletleri kendi çıkarlarını önceleyecek önlemleri almaya zorladığı, ücretli çalışanlar açısından ise durumun her seferinde daha da kötüleştiği aşikardır. 2008 Finans Krizi ve Korona pandemisinde yaşananlar vaziyeti gayet net biçimde ortaya koymaktadır. O nedenle mücadelenin aynı kararlılıkla sürdürülmesi zarureti vardır.

Den Danske model: Mücadele tarihinin Danimarkacası

1899 yılı Danimarka’nın sosyo-ekonomik yapısının şekillenmesinde ve bugünlere kadar gelmesinde bir milat sayılır. O yılın ilkbaharında başlayan ve aylar süren iş bırakma eylemleri neticesinde ülkede hayat durma noktasına geldi. Süreç birçok yönden toplumun tüm kesimleri için acı vericiydi ama ciddi dersler çıkarıldı. En nihayetinde piyasada regülâsyona gidildi ve işçi sınıfı belirli haklar elde etmeye başladı.

“Den Danske Model” olarak tanımlanan bu İskandinav tipi soft sosyalizm, literatürde “İsveç Modeli” olarak geçen ve “Eşit işe eşit ücret” gibi belirleyici bir kriter temelinde tanımlanan modelin Danimarka versiyonudur.

Den Danske Model’in en önemli karakteristiği, iş gücü piyasasındaki pazarlıkların tamamen sendikalar üzerinden yürümesi ve emek sınıfının yüksek oranda örgütlü olmasıdır. Asgari ücret gibi bir kavram teknik olarak yoktur. Diğer tüm haklar gibi brüt saat ücretleri de sendika ve işveren temsilcilerinin pazarlıkları neticesinde belirlenerek toplu sözleşme broşürlerinde açıkça gösterilir.

Asgari ücret konusunda Avrupa Birliği Komisyonu’nun 2022 ve 2023’te ciddi baskıları oldu ancak Danimarka’daki emek örgütleri kendi modellerinden taviz veremeyeceklerini belirterek bu ısrarları boşa çıkarttılar. Komisyon şayet o yönde başarılı olabilseydi Danimarka’daki birçok firma bunu ölçü alacaktı ve bu işçi sınıfı adına tam bir gerileme anlamına gelecekti.

Asgari ücretin değil sendikalar arası pazarlığın geçerli olduğu bu modeli “Eşit işe eşit ücret” kuralıyla birlikte ele aldığımızda Danimarka’daki sosyal devletin ülkeye yeni gelmiş ve istihdam edilmiş bir birey için ne kadar büyük bir kazanım oldu daha iyi anlaşılır.

O işçi açısından tablonun özeti şudur:

Eğitim, sağlık gibi hizmetlerin ücretsiz sağlandığı, en kötü senaryoda nakit yardımı yoluyla geçiminin garanti edildiği bir sosyal devlet çatısı altında, asgari ücret olarak değil adına yürütülen pazarlıklarla maksimize edilmiş maaşının o mevkideki yirmi yıllık çalışanlarla aynı düzeyde oluşu.

Sistem ne ölçüde sürdürülebilir?

İş gücü piyasasındaki pazarlıklarda asgari ücret gibi bir kısıtın olmaması saatlik ücretlerin yüksek belirlenmesinde avantaj gibi görünse de ilerleyen zamanda pazarlık gücündeki azalmalara bağlı olarak çok düşük seviyelerde belirlenmesi riski de vardır. Sonuçta emekçi sınıflar örgütlü olmadığı müddetçe hiçbir kazanım elde edilemeyecekleri gibi önceden elde ettikleri haklarını da kaybederler. İşin özü özellikle emek tarafından bakıldığında bu şekildedir.

Sendikalar sahip oldukları aktif üye sayısı kadar güçlüdürler dolayısıyla taleplerini kabul ettirebilmeleri için örgütlülüğün yüksek oranda olması gerekiyor. Tıpkı bir futbol maçında olduğu gibidir; 6-7 kişilik bir takımla 11 kişilik takıma karşı bir üstünlük kuramazsınız.

Örgütlülük düştükçe kötü örnekler tedrici olarak işçiye dayatılmaya başlanır. Buradaki en yakın olumsuz örnek Almanya’dır ve oradaki şartları işçinin önüne getirirler. Haftalık çalışma saati, yıllık ücretli izin hakkı ve saatlik ücret gibi parametrelerde Danimarka’nın gerisinde olan Almanya, Danimarkalı bir işçi için en yakın kötü örnektir.

Sistemin genel sürdürülebilirliği açısından başat derecede önemli faktör ise aynı zamanda sosyal refah devletinin de garantörü olan verginin düzenli toplanabilmesidir. Elbette verginin toplanabilmesi için insanların işe girmeleri ve para kazanabilmeleri gerekiyor. Bu bağlamda Danimarka’da iyi işleyen bir sistemin olduğu söylenebilir. Tam istihdamın sağlanabilmesi amacıyla Jobcenter (iş merkezleri) –VikarBureau (geçici işçi büroları) sendikalarla koordinasyonlu çalışmaktadır.

Bir işçinin bilmesi gerektiği kadarıyla sistemin işleyişi şu şekildedir:

Brüt maaşın %40-45’lik kadar kısmı otomatik olarak vergilendirilir ve yıllık izin parasıyla birlikte ayrılır. ¹

İşsizlik durumunda maaş alınamayacağı için ve örgütlü emek gücünün işlevselliğinden dolayı aidatların iki kalemde düzenli olarak ödenmesi de tavsiye edilir.²

İşçi, işten ayrılma durumunda jobcenter aracılığıyla ya da kişisel bağlantılarla uygun işler ararken sendikanın desteğini de arkasına alacaktır. Sözgelimi, iş için herhangi bir kurs, sertifika vb. isteniyorsa kurs masrafları ve eğitim programı için sendika işçiye destek olacaktır.

Daha esnek çalışmak ve bir yere bağlı kalmamak isteyenler için başka alternatifler de var: Vikarbureau aracılığıyla kişi listeden kendisine uyan saat aralığında ve günlerdeki birkaç iş yerini seçerek özel ve bağımsız bir haftalık çalışma programı oluşturabilir. ³

Sistem açısından buradaki mantık da hemen hemen aynıdır ve aynı amaca hizmet eder: İnsanların çalışarak vergilerini ödemeleri ve yatıracakları aidatlarla da kendilerini ayrıca bir teminat altına almaları…

Böyle bir sistem doğal olarak çalışanların belirli bir saati aşmamalarını ve tatil haklarını tam olarak kullanmalarını öngörmektedir. Hâlihazırda tam zamanlı bir işte (Haftalık 37 saat) çalışırken daha fazla kazanma arzusuyla ikinci bir işe daha girilmesi durumunda ise yüksek oranlı ikinci kademe vergilendirme yapılır. Çünkü bir kişi kendisine tanınan süreyi fazlasıyla aşmış, böylece başkalarının yerini almıştır. Tam istihdamın sağlanabilmesi ve sağlıklı bir sosyal devlet için bu olumsuz bir durumdur.

Hiç kuşkusuz bütün bu döngünün suiistimallerden arındırılarak halk tarafından içselleştirilmesi mevzunun en kritik kısmını oluşturuyor. Bunun sağlanması da esas olarak eğitim yoluyla mümkündür.  Danimarka’da doğan ya da çok küçük yaşlarda ülkeye gelenleri bir kenara koyacak olursak asıl odaklanma noktasının göç yoluyla gelenler olduğu açıktır.

Göç olgusunun iyi yönetilmesi ve bununla bağlantılı olarak yeni gelenlerin uyumu sağlanabildiği ölçüde sosyal refah devleti devam eder. Nitekim entegrasyon (uyum) sürecinde amaç yalnızca Danca dilini belli bir seviyede öğretmek değildir. Burada ülkenin sosyal düzeni, kültürü ve siyasi duruşu anlatılır. En önemlisi ise emperyalist bir vizyonla hareket edilmediği, öncelenen şeyin bir refah toplumu olduğu vurgulanmaktadır. ⁴

Danimarkalıların entegrasyon hususunda da ısrarcı olduklarını ve bir hayli yol aldıklarını kabul etmeliyiz. Ancak bu reçeteler Almanya ve İsveç gibi komşulara sahip 6 milyonluk bir Kuzey Avrupa ülkesi için gayet ideal iken Orta Doğu jeopolitiğinin ateşiyle ısınan 85 milyonluk bir ülke için ne kadar etkili olur orası ayrı bir tartışma konusudur.

 

Dipnotlar ve Kaynakça:

1) Bir yılda 5+1 haftalık ücretli izin hakkı var. İzin parası iş verenin inisiyatifine bırakılmaz, ayrı bir yerde birikir. İşçi bu parayı izin zamanı yaklaştığında çeker.

2) Ödeme iki kalemde olur. Birincisi işsizlik sigortası (a-kasse) ikincisi ise sendika katkı payıdır. Sendika payını ödemeyen işçi için anlaşmazlık durumunda sendika destek sağlamaz.

3) Geçici işçi büroları (Danca: Vikarbureau) Danimarka’da çok yaygındır ve iş gücü piyasasını dengelemede oldukça işlevseldir. Ayrıca işçiler geçici olarak çalıştıkları firmaları daha yakından tanıma fırsatı bulur ve bir süre sonra iş için firmaya doğrudan başvurabilirler.

4) KIKS (Kursus i Kultur Samfund) entegrasyon kurslarında verilen bir derstir ve örgün öğretimde olduğu gibi Danimarka değerleri öğretilir.

(Türkçe: Kültür ve Toplum Dersi)

Previous Post

Yeni Ruslar – Orklar, Çoçi Han’ın balalarıdır

Next Post

Orklar-Yeni Ruslar Moğol değil, Çoçi ulusudur

Next Post
Orklar-Yeni Ruslar Moğol değil, Çoçi ulusudur

Orklar-Yeni Ruslar Moğol değil, Çoçi ulusudur

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.