Salı günü toprağa verdik Okan’ımızı…
Bir kaç satır yazmak için bilgisayar başına oturdum. Zor olacağını biliyordum ama bu zordan da öte…
Kelimeler, cümleler adeta direniyor çıkmamak için. Dile kolay, 25 yılın dostluğu bir anda dökülemiyor kelimelere.
Aslında yazılamayan, dostluktan öte ani gelen veda.
O kadar yan yana, o kadar omuz omuzaydık ki sonsuza kadar böyle devam edecek sanıyor insan.
Bu yazıyı yazarken kelimeleri aktığı gibi yazıyorum. Nasıl olsa Okan okuyacak, Söylense de kızsa da düzeltip öyle gönderecektir baskıya…
2000’li yılların başında tanıştık Okan’la. İkimiz de öğrenciydik. Biri Marmara bir Çapa’da okuyan iki gencin ilk ortak noktaları ülkenin geleceğine ilişkin duydukları endişeydi. Bizimki bir dava arkadaşlığı, bir yoldaşlıklı ilk etapta…
Yoldaşlık, çok geçmeden sıkı bir dostlukla perçinlendi. Okan hep vardı. Bir şeye ihtiyacın olsa, bir şey lazım olsa bilirdiniz ki Okan var.
Ama artık yok…
Çok zordur yitenin ardından yazmak. Herkes kendine göre bir Okan yazacaktır. Kiminin gördüğünü kimi görmeyecek, kiminin dikkat ettiğini kimi fark etmeyecektir. Ama herkesin ortak olduğu yegane gerçek, Okan’ın yılmaz bir Atatürkçü olduğudur.
Hayat herkesi biraz eğer, biraz büker, yıpratır. Okan’a da bunları yaptı elbet. Ama hiçbir şey onu Atatürkçülük yolundan milim saptırmadı.
Okan, üniversiteye başladığı zaman Mustafa Kemal’in askeriydi, aramızdan da Mustafa Kemal’in askeri olarak ayrıldı.

