Suriye’nin kuzeyinde Şam hükümeti ile PKK’nın güdümündeki SDG arasındaki gerginlik tırmanıyor. Geçtiğimiz günlerde Halep çevresinde yoğunlaşan çatışmaların ardından bu konunun doğrudan Türkiye’ye yansımaları oldu ve olacak.
Türkiye’deki gerginliğin her iki tarafında da yeni ihanet sürecinin ortakları var. AKP ve MHP, SDG’nin tasfiyesini isteyen bir politika izlerken, DEM Parti ise PKK’nın Suriye’de elde ettiklerinden vazgeçme niyetinde olmadığını gösterir bir tutum içerisinde.
Bu noktada, iktidar cephesinin tezi, Apo’nun örgüte tüm uzantılarıyla beraber silah bırakma çağrısı yaptığı, dolayısıyla PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD, YPG ve SDG gibi yapılanmaların tümünün de bu çağrıya uyması gerektiği. Bu şartlar gerçekleşmezse “umut hakkı” vs gibi konularda yasal adım atmayacaklarını söylüyorlar. Bunun karşısında DEM Parti ise Apo’nun çağrısının SDG’yi kapsamadığını savunuyor. Süreç bu en kritik noktada kilitlenecek gibi…
Aslında tarafların ne söylediğinden çok ne yaptığının, hangi hesaplarla sahada yer aldığının anlamı var. İktidar kanadı açısından yaptıkları PKK ve Apo açılımının DEM Parti aracılığıyla yeni bir Kürt-İslam bloku oluşturmak ve özellikle muhalefeti bu PKK desteğiyle güçlendirilmiş seddin karşısında yok etmek gibi bir taktik anlamı vardı. Stratejik anlamı ise Cumhuriyet’in ulus devlet özelliğini ortadan kaldırırken laikliğin de tabutuna son çiviyi çakmaktı. Bunu geniş bir Kürt-İslam cephesi kurarak yapabileceklerini biliyorlardı. Zaten ideolojik köken olarak Şeyh Sait’te buluşan ihanet açılımı bileşenleri açısından bu ortak noktaydı.
Gelgelelim DEM Parti açısından durum en azından bölgesel politik zemin bağlamında biraz daha farklıydı. Aslında ortada tek bir PKK örgütü ve bunun çeşitli ülkelerde, farklı adlar altında çalışan ve değişik işlevleri yerine getiren yapılanmaları var ve Dem Parti de bunlardan biri. Doğal olarak da PKK’nın genel stratejisi neyse ona göre davranıyor. Yaklaşık on yıldır PKK’nın asıl hedefi Suriye’de elde ettiklerini korumak ve burada “Rojava” adı altında kurduğu PKK devletçiğini üs olarak kullanarak yoluna devam etmek. Bu uğurda aynı anda hem ABD, hem İsrail, hem de Rusya ile işbirliği yaptıkları gibi diğer yandan Türkiye’nin iç siyasetinde de AKP ve MHP ile ittifak kurdular. Yani belirledikleri esas hedefin güvenliği için ne gerekiyorsa onu yaptılar.
AKP-MHP bloku ise kendi anti Kemalist yollarında ilerlerken yanlarına PKK’yı alırken aynı zamanda onu kontrol altında tutabileceklerini de düşündü. Bu uğurda PKK’yı bütün Kürtlerin temsilcisi, Apo’yu “kurucu önder” yapmaktan, bir Kürt uluslaşmasını zorla örgüt ve lider ekseninde kendi elleriyle oluşturmaktan da geri durmadılar.
Oysa PKK, ne yaptığını çok iyi biliyordu. Şimdi PKK için asıl kritik olan noktaya, yani Suriye’de oluşturdukları PKK devletçiğinin akıbetine gelinince AKP-MHP-PKK ittifakı açısından da çatırdama seslerinin duyulması normal.
AKP ve MHP bunu kendi ideolojik-politik amaçları ve çıkarları uğruna yaptı.
Ama ne pahasına? Kürt ırkçılığına ve onun örgütü PKK’ya daha bir 50 yıl uğraşsa edinemeyeceği payeleri ve kazanımları verdiler. Türk milletine çağlar boyunca unutulmayacak bir kötülük yaptılar.
Bu noktadan sonra ihanet ittifakı bozulsa ve birbirlerine düşseler ne fayda?

