Çocuklar bir başka severdi Okan’ı.
Saatlerce sıkılmadan oynar çocukla çocuk olurdu. Ne zaman büroya gidecek olsak Oğuz Kağan’ın gözleri parlardı. “Okan’ın Evi”ne gideceğiz diye havalara uçardı. Okan’ın Evi demek oyun demek eğlence demekti.
Oymamayı sevdiği kadar hediyelerle şımartmayı da severdi çocukları.
Sadece çocuklar değil etrafında kim varsa nasibini alırdı Okan’ın hediyelerinden…
Eline geçen her kuruşu etrafındakilere harcardı Okan. Ya yemek ya çay ısmarlar, ufak hediyelerle etrafındakileri mutlu ederdi.
Geçen sene bir fuarda gezerken bu kupayı görmüş, “Doktor ben sana bunu alıyorum” demişti. Bilirdim ki direnmenin bir anlamı yoktu.
Karşı koymamış, mutlu da olmuştum…
Bugün yine bir fuardayız. Elimde Okan’ın aldığı kupa var ama Okan yok.
Ben üzgün, aldığı kupa öksüz…
Bir kupanın hüznü olur mu demeyin, oluyormuş meğer…

