Bizim ülkede siyaset izlemek, sabah uyanır uyanmaz telefonda ‘‘story’’ turuna çıkmak gibi. Bir bakıyorsun ekonomi şahlanmış, bir bakıyorsun dış güçler pusuda. Bir bakıyorsun herkes kazanmış ama kimse mutlu değil. Filtre var, efekt var, müzik var… Gerçeklik ayarı ise oldukça minimumda.
Artık siyasetin dili değişti. Eskiden nutuk vardı, şimdi trend var. Eskiden miting meydanı vardı, şimdi canlı yayın. Ama değişmeyen tek şey şu; sorumluuk hep bir başkasında…
Ekonomi mi kötü? Dış mihraklar.
Gençler mi mutsuz ? Sosyal medya bozmuş.
Tarım mı bitmiş? Küresel ısınma.
Bizim memlekette tek yerli ve milli şey, faturalar. Onlar her ay düzenli ve bağımsız şekilde geliyor. Gençler iş arıyor. Deneyim soruluyor, ama deneyim için iş lazım, iş için deneyim. Bu döngüyü çözene Nobel verilmeli. Üniversite mezunu çocuk “asgari deneyimli” diye eleniyor. Ama dayısı olan, “yüksek liyakatli” sayılıyor. Liyakat kelimesi bizde sözlükte duruyor; uygulamada VIP geçiş sistemi var.
Bir de şu var; herkes çok ciddi. O kadar ciddi ki insan gülmemek için kendini zor tutuyor. Televizyonda bir tartışma programı açıyorsun, herkes bağırıyor. Kimse kimseyi dinlemiyor. Ama programın adı “Açık Oturum”. Ama açık olan tek şey sadece mikrofon.
Oysa bu ülke, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir,” dediği bir cumhuriyet. Yani millet sadece seçim günü değil, her gün söz sahibi olabilmeli. Soru sormak hainlik değildir; vatandaşlıktır. Eleştiri düşmanlık değildir; denetimdir.
Şimdi gelelim asıl meseleye: Biz neden hâlâ şaşırıyoruz? Zam gelince şaşırıyoruz. Yeni vergi çıkınca şaşırıyoruz. Aynı isimleri aynı koltuklarda görünce şaşırıyoruz. Halbuki memleket artık sürprizsiz bir diziye döndü. Sezon finali yok, karakter gelişimi yok; sadece fragman var.
Ama işin komik tarafı da şu: Biz seyirci olmaya fazla alıştık. Sosyal medyada yorumlar yapıp rahatlıyoruz. Halbuki demokrasi, sadece klavye değil irade işidir. Cumhuriyet; izlenen bir yayın değil, sahip çıkılan bir değerdir.
Özetle sevgili memleket, filtreyi biraz azaltalım. Gerçekliği artırıp sesi kısmayı deneyelim. Çünkü bağırarak değil, akılla kazanılır. Ve unutmayalım; bu ülke bir “story” değil. 24 saat sonra kaybolmaz. Ama biz ilgilenmezsek yavaş yavaş silinir.
Gülmeye devam…
Ama düşünerek…

