No Result
View All Result

Orta Doğu ve otoriter geri dalga

Cemil Deveci by Cemil Deveci
5 Mart 2026
in GÜNLÜK
0
Orta Doğu ve otoriter geri dalga

Bu günlerde yine anılan ve Türkiye’nin gündeminden düşmeyen Huntington,  “Demokratikleşme statik/doğrusal değildir; kurumsallaşmamış demokrasiler otoriter ‘geri dönüşe’ açıktır; bu süreçte sosyo/kültürel yapı, ordu, dış müdahale ve ekonomik krizler belirleyici olur” demektedir.

Seçimli demokrasiler kurumsallaşmamışsa, denge/denetim mekanizmaları yetkin değilse, halkla bütünleşememişse; toplum kültürü, gelenekleri ve yaşam biçimiyle demokrasiyi içselleştirememişse, “geri dalga” riski yüksek demektir.

Bu süreç, bu güne kadar Orta Doğu, Kuzey Afrika ve yakın Asya  ülkelerinde git-gel şeklinde yaşanıyorken, “Geri Dalga” riski dünyaya yayılmaya başlamıştır.

Orta Doğu’ya musallat olan BOP, gerçek bir demokratikleşme projesi değil, enerji yollarının denetimi ve İsrail’in güvenliğinin tahkimi için kimlik /mezhep-etnisite temelli siyaset ve yönetilebilir istikrarsızlık modelini bölgede inşa etmektedir. Afganistan’dan Libya’ya, sınırımızda tüm ülkeler istikrarsızlaştırılmış, bölünmüş, şimdi sıra İran’dadır.

BOP Eş Başkanlığı yanıltmacası ya da aldatmacasıyla Türkiye de sıraya alınmıştır. Eğer Türkiye, 1920’li yıllarda olduğu gibi Cumhuriyetin kurucu ilkelerini toplumla bütünleştirerek; bölgede örnek, öncü devlet olarak bölge ve dünya barışının aktif “Yurtta Sulh-Dünyada Sulh” aktörü olarak var olmayı sürdüremezse bölge iyice kararacak demektir.

Geri dalgadan demokratik çıkış ve muhalefetin tarihsel sorumluluğu

Türkiye, bugün yalnızca bir iktidar krizi deği, bir rejim yorgunluğu da yaşamaktadır. Samuel Huntington’un “demokratikleşme dalgaları” teorisinde tarif ettiği üzere, kurumsallaşamamış demokrasiler belirli eşiklerden sonra otoriter geri dalgaya girer. Türkiye tam olarak bu eşiğin önündedir.

Bu noktada, “İktidar neden otoriterleşti?” sorusu pek anlamlı değildir; asıl soru şu olmalıdır: “Muhalefet bu geri dalgayı neden durduramadı ve şimdi ne yapılmalıdır’?

Muhalefetin temel yanılgısı, seçimi tek başına çözüm olarak topluma sunmaktır.

CHP ve muhalefet bloku yıllardır halka, “Seçimi kazanırsak her şey düzelir”i ifade eden bir politika izledi-izliyor. Oysa biliyoruz ki, “Seçim, demokrasinin başlangıcıdır; garantisi değildir”.

Bugün Türkiye’de sorun yalnızca sandık güvenliği değil; yargının yürütmeye bağımlılığı, devletin partileşmesi/parti devletine dönüşmesi, medyanın kamusal denetim işlevini kaybetmesi, TBMM’nin denetim görev ve yetkisinin işlevsizleştirilmesi ve yurttaşın siyasetten kopmasıdır. Bu tabloyu yalnızca “seçim kazanarak” tersine çevirmek olanaklı değildir.

CHP, kendisini yalnızca “iktidar adayı” olarak değil; Cumhuriyet rejiminin onarıcısı; demokratik restorasyonun taşıyıcı aktörü olarak konumlandırmak durumundadır. Bu şu anlama gelir: Günlük polemiklerin değil, rejim tartışmasının merkezine oturmak ve Cumhuriyet rejiminin ilkeleri üzerinde yeniden inşasını programlamaktır.

“Kim aday olacak?” sorusundan önce; “Nasıl bir hukuk düzeni kurulacak?” sorusunu topluma mal etmek; kimlik siyasetinden ziyade Anayasal yurttaşlığın güçlendirilmesi, Türkiye’nin öncelikli temel gündemidir.

Cumhuriyet Halk Partisi,  bugün sıradan bir muhalefet partisi değildir; Türkiye’nin içine girdiği rejim krizinde kurucu gelenekle ilişkilendirilen tek siyasal aktördür. Toplumun geniş kesimlerinde “devlet aklı” ve “kurumsallık” beklentisi hâlâ Cumhuriyet Halk Partisi ile özdeşleşmektedir. Ancak bu avantaj, net ve inandırıcı bir yol haritası olmadan siyasi karşılığa dönüşemez.

Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir ideolojik proje değil; onarım programıdır. Demokratik restorasyon için asgari yol haritası şu temel unsurlar üzerine inşa edilmelidir:

Hukuk yeniden tesis edilmeli; parlamenter hükümet sistemi somutlaştırılmalı; denge/denetim mekanizmaları Anayasal kurumlar olarak tesis edilmeli; Devlet Planlama Teşkilatı, müsteşarlıklar Anayasal kurumlar olarak yeniden tesis edilmeli; Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yürütmeden koparılması kırmızı çizgi olmalı, Hakim ve Savcı güvencesi kurumsallaştırılmalıdır. Devlet partisizleştirilmeli, kamu atamalarında liyakat ön planda tutulmalı ve bu ilke asla değiştirilememeli; bürokrasiye “intikam değil hukuk” güvencesi verilmelidir. Bu dönemde edinilen deneyimler Anayasal güvence altına alınmalıdır.

Toplumsal muhalefetle çözüm odaklı kurumsal ittifak/işbirliği oluşturulmalı; sendikalar, meslek odaları, kadın ve gençlik hareketleri seçim döneminde değil, sürekli muhatap alınmalı; sokağı romantize etmeden, meşru toplumsal baskıyı savunarak hareket edilmelidir. Ne devletçi vesayet dili ve ne de kimlikçi mağduriyet dili Türkiye’nin ihtiyacıdır; “Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti” ekseninde sade ve kapsayıcı bir siyasal anlatıya ihtiyaç vardır.

Seçimi kazanmak yetmez, Cumhuriyet’i ayağa kaldırmak gerekir

Türkiye’nin önündeki temel tercih; ya otoriter geri dalga kalıcılaşacak ya da demokratik restorasyon, bilinçli ve örgütlü bir siyasal iradeyle başlayacaktır.

Bu hedefe ulaşabilmek için CHP ve muhalefete düşen görev; tepkisel değil, kurucu; Savunmacı değil, yol gösterici; geçici değil, tarihsel olmaktır.

Aksi hâlde Türkiye, Huntington’un tarif ettiği ve özlediği gibi, demokrasiye “uğrayıp geçen” ama onu yerleştiremeyen ülkeler arasında kalacaktır.

Türkiye kendini aşmalı ve Orta Doğu ülkelerine örnek olmalıdır. Çünkü Atatürk’ün Cumhuriyeti/ilkeleri Orta Doğu ve Arap ülkelerinin de geleceğidir.

Previous Post

Fatma Nur öğretmenin ardından:
“Andımız”ı kaldırdınız, sonuç bu!

Next Post

Perinçek’in dostu, Rus faşisti Dugin’in cehaleti

Next Post
Perinçek’in dostu, Rus faşisti Dugin’in cehaleti

Perinçek’in dostu, Rus faşisti Dugin’in cehaleti

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.