No Result
View All Result

İlber Hoca: Türk’e kendisini sevdiren adam

Gökçe FIRAT by Gökçe FIRAT
27 Mart 2026
in GÜNLÜK, HAFTALIK
0
İlber Hoca: Türk’e kendisini sevdiren adam

Ölüm: Sosyolojik bir vaka

İnsanlar doğar ve insanlar ölür.

Doğarken bebek ağlar, doğuma şahit olanlar ise güler, mutlu olur.

Ölüm ise ölenin sessizce gittiği fakat geride kalanların ağladığı, üzüldüğü olaydır.

Ama bazı ölümler vardır ki artık bunlar toplumsal olaylardır, tam anlamıyla sosyolojik vakadır.

Mesela İlber Ortaylı gibi tüm toplumun tanıdığı, bildiği, büyük ekseriyetle sevdiği biri ölmüşse, artık olay bir ölüm olayı olmaktan çıkar çünkü ölen şahıs bir şahıs olmanın ötesine geçmiştir, şahsi değil toplumsal bir varlık olmayı başarmıştır.

Söylerken kulağa çok hoş ve duygusal gelmese de büyük adamların ölümleri büyük olaylardır, şahsi değil toplumsal vakalardır ve bu nedenle de orada sosyolojik dinamikler devreye girer ve bir toplumsal kavga başlar.

İlber Hoca’nın ölümü de böyle oldu işte.

Kabuğunu kıran aydın

İlber Hoca meslekten tarihçiydi. Üstün bir akademik kariyeri vardı. Fakat belki de hiçbir tarihçinin olmadığı kadar popüler olmayı başarmıştı. Ünü şarkıcılarla, futbolcularla yarışırdı.

Bu kadar popüler olmayı kendisi başarmıştı ve belli ki bu da bilinçli bir tercihti. Kütüphanelere, dipnotlara gömülmek yerine alanlara çıkmış, halka karışmış, toplumun derin ruhuna hitap etmeyi başarmıştı.

Bu hem zor bir tercihti hem de başarılması zor bir işti.

Bir profesörün halka hitap edebilmesi zordu, meslekî egoları aşmak gerekirdi ki bunu başarmış, kendi egosunu yenerek toplumla buluşabilmişti. “Cahil” lafı onun sözüydü ama kibrin ifadesi değildi çünkü bir akademisyen için kibir kendi dipnotlarına, kaynakçalarına, birinci el kaynaklarına gömülmektir, İlber Hoca ise akademisyen kibrini yenip bir aydın olmayı seçmişti.

Akademinin fanusunun dışına çıkıp halkın tüm “cahilce” sorularına, mantığına, önyargılarına, siyasi fikirlerine kadar tonla şeyle boğuşmayı göze almıştı. Onun jürisi profesörler değil halk olacaktı. Buna cesaret edebilecek profesör az bulunurdu.

Daha da zoru ise bir profesörün kendisini halka sevdirebilmesiydi. Akademisyen denildiği zaman gözlüklü, somurtkan, anlaşılmaz dilde konuşan insan gelirdi akla. İlber Hoca ise tam tersiydi; sevecendi, sempatikti, cana yakındı. Herkes halk konusunda, kitleler konusunda olumlu konuşmayı sever ama biliriz ki halk kirpi gibidir aydınlara, entelektüellere, okumuşlara karşı. Ve asıl kibir tam da bu kirpi tavrıdır.

İşte İlber Hoca bu kibri kırmıştı. Onun karşısındaki insan, cehaletini de kabul eder ve onu dinlerdi. Bir şey öğrenir miydi öğrenmez miydi bilemem ama kitlelerin bir aydını can kulağı ile ve düşmanlıkla değil sevgi ile dinlemesi bile başlı başına bir eğitimdi.

Özellikle son 20 yıldır halk onun öğrencisi olmayı kabul etmişti. Bir halkın, böyle kitle halinde öğrenmeye hazır olması bile öğrenmekten daha önemliydi. Bu, toplumsal bir başarıydı.

Türklük ve Atatürk

Peki ne öğretti İlber Hoca millete?

Onlarca kitap, yüzlerce konferans ve programdan geriye ne kaldı?

Arşivlere bakmayın derim, kalbinize sorun, ruhunuza sorun.

İlber Hoca’nın onlarca kitapta, yüzlerce konferans ve programda bize verdiği ders çok basitti, biz Türk’tük ve Türklüğümüzü korumalıydık, bunun için de Atatürk’e sahip çıkmalıydık.

Onun derin tarih bilgisi, bir Kırım Türkü olarak vatanının nasıl elinden alındığını görmüş olması, Anadolu’da bir Türk devleti kuran Atatürk’ün kıymetini yaşayarak öğrenmesine yol açmıştı. Bizim gibi 100 yıldır savaşsız bir ülkede rahatça yaşayanlar ise bunu bilemeyebilirdi, önemsemeyebilirdi.

Onun verdiği ders tam da burada devreye girdi.

AKP iktidarının yükseldiği dönemde saldırı altında olan iki şey vardı: Türklük ve Atatürk!

Ve AKP döneminde Türkiye bir toplumsal mutabakat figürü olarak İlber Ortaylı’yı öne çıkarttıysa bu boşa değildi.
Toplumun tarihinin ve millî kimliğinin saldırı altında olduğu bir dönemde bir tarihçi popüler hale geldi çünkü ihtiyaç buydu.

Sadece ve sadece, “Türkiyeli diye bir saçmalık olmaz” sözü bile yeterliydi.

Bunu bir siyasetçi dese farklı olurdu, bir dilbilimci veya tarih profesörü kanıtlarıyla sunsa olmazdı ama bir İlber Hoca bir cümle kurarak bitirirdi tüm tartışmayı. Ona karşı çıkmak için cahil olmayı kabul etmek gerekirdi gerçekten.

Mahalle değil Millet

Bir şeyi daha çok iyi başarmıştı.

Bu, belki de hiç kimsenin başaramadığı bir şeydi.

Muhatabı bir mahalle değildi.

Onu Atatürkçüler de dinlerdi ama muhafazakarlar da, laikler de dinlerdi, milliyetçiler de, solcular da dinlerdi, sağcılar da.

Oportünist miydi, orta yolcu muydu, siyasi köşesi mi yoktu peki!?

Hayır!

Siyasetin büyüğünü yapabilmişti: Siyasi farklılıkları ortadan kaldırabilmişti.

Bu, tam anlamıyla bir ulusal inşaydı.

Ve bu ulusal inşa Türklük üzerinde, Atatürk ile yapılıyordu.

Toplumda var olan ulusal bilinç altının yükselişini görmüş, onu yakalamış ve bir birlik zeminine oturtmuştu.

Kimilerinin hoşuna gitmeyen yanıyla AKP’lilere bile kendisini sevdirebilmiş, sözünü geçirebilmişti.

Bu, öylesine büyük bir başarıydı ki kimileri hâlâ kıymetini bilmiyor.

Özellikle son 10 yılda AKP tabanında gelişen Atatürk’e yönelme ve Türklük ile buluşma yöneliminin toplumsal sebeplerini görenlerden ve bunu kolaylaştıranlardandı.

Mahalle yoktu millet vardı.

Ve bu milletin de tek bir reisi vardı: Atatürk!

Ölümün ardından

Ölüm haberi duyulduğunda büyük bir üzüntü olmadı açıkçası, yaşı vardı diye değil, yıllarını heba etmediğindendi.

Verimli yaşamıştı ve böyle ölümlerin ardından üzüntüden çok bilinçlenme olurdu.

Türklük bilinçaltı bir kez daha taştı onun ölümüyle.

Ve gördük ki onun ölümüne sevinenler, onun ardından kin kusanlar, cılız ama cırtlak sesleriyle ortaya çıktılar.

Rahatsızlıkları neydi derseniz çok açıktı: Türklükle ve Atatürk’le kavgalıydılar.

PKK yandaşlarını zaten biliyoruz, tanıyoruz. Şeriatçıların fesli tayfasını da biliyoruz. Her iki kesimin İlber Hoca için ağlamasını beklemiyorduk elbette.

Ama açıkça sevinen, kin kusan, nefret saçan farklı bir kesim daha döküldü ortalığa, kimileri feminizm, kimileri liberalizm, kimileri solculuk, kimileri tarihçilik maskesi takmışlardı.

İlber Hoca değildi hedefleri bizdik: Türk milletiydi, Atatürk’tü.

İlber Hoca’ya bu kadar kinlenmiş olmaları ise bunların ideolojik saplantılarının temelindeki hastalıklarıydı.

Bir insanın bu kadar sevilebilmiş olmasını hazmedemiyorlardı.

Onlar sevme özürlü, nefretle var olan kişilerdi ve seveni de sevileni de affetmezlerdi.

Hele de sevilen kişi Türk’se…

Türk’e kendini sevdirmek

Ve İlber Hoca’nın asıl büyüklüğü tam da burada devreye giriyordu.

İlber Hoca, yıllarca üzerinde tepinilen, beğenilmeyen, suçlanan, nefret edilen Türklük kavramını olumluya çevirebilmiş, Türk tarihinin her devresinde bir olumsuzluk değil olumluluk bulup ortaya çıkarmış, sevilecek bir tarih ve sevilecek bir Türklük ortaya çıkartmıştı.

Tarihçiler tarihi kişilere ve olaylara kusur bulmak için yaklaşır ve kendilerini böyle tatmin ederken, o baktığı her olayda ve kişide olumluyu bulmaya çalışmıştı.

Negatif değil pozitifti, derdi tarihle kavga etmek değildi, tarihle zaten kavga olmazdı ki…

O, tüm tarihçi otoritesiyle bize bunu göstermişti.

Kavgayı değil, öfkeyi değil, sevgiyi.

“Ne mutlu Türk’üm diyene” sözü yasaklanırken millet kendini sevmeye başlamıştı.

“Cahil” diye fırçalanarak oturduğumuz tarih dersinden Türklüğümüzle övünerek, güvenerek kalkmıştık.

Kendimizle de barışmıştık…

O, Türk’e kendini sevdirmeyi başarmıştı.

Bu kadar sevilmesinin sırrı da buydu galiba…


İlber Hoca milli mutabakattı bir bakıma. Uğur Mumcu’dan sonra Türk milletinin bu payeyi verdiği ikinci aydın oldu. Geriye ne kaldı ondan? Kitapları mı, evet. Ama asıl olan Türklük… Bana da imzalı kitapları… “Çocuğum” diyen…

Previous Post

İlber Hoca’yı neden bu kadar çok sevdik?

Next Post

Bir milletin uyanışı: Atatürk ve Türk Milliyetçiliğinin derin anlamı

Next Post
Bir milletin uyanışı: Atatürk ve Türk Milliyetçiliğinin derin anlamı

Bir milletin uyanışı: Atatürk ve Türk Milliyetçiliğinin derin anlamı

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.