No Result
View All Result

Ulusal onurun ayaklar altına alınması

Mutlu YILMAZ by Mutlu YILMAZ
24 Nisan 2026
in GÜNLÜK
0
Ulusal onurun ayaklar altına alınması

Geçen gün AKP eski milletvekili Mehmet Metiner’in başına gelen tuhaf olay ya da “Vermeyeceklerini biliyordum ama denemek istedim” diyerek yaşattığı o kepazelik, milletimizin onurunu ayaklar altına alan esaslı meselenin ve birkaç teknik detayın yeniden gündeme taşınması bakımından önemli bir fırsat doğurmuştur.

Kepazelik dememin sebebi çok açıktır. Ne olursa olsun eski bir Milletvekilinin, üstelik Dışişleri Bakanlığı’nın referans mektubuyla başvurduğu ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden vize reddiyesi almış olması, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşlarına bir hakarettir. Dışişleri’nin bu mevzuda aracı kılınması ise başlı başına bir garabet. Burada skandal çok boyutlu ve açıkçası neresinden düzeltmeye başlayacağımı ben de şaşırmış durumdayım.

Yazılarımı düzenli olarak takip edenler bilir; ben, sınırların ve sınıfların kalktığı özgür bir dünyanın hayalini kuruyorum. Fakat bunun bir ütopya olduğunu da kabul ediyorum. O halde şimdi günün gerçeklerine dönelim ve daha ayakları yere basan politikalarla ve de usule uygun biçimde hareket edelim.

Dış siyasette bilhassa Batılı devletlerle olan “eşitsiz ilişki” anomalisine geçmiş yazılarımda yer yer değinmiştim. Yakın zamanda bitirmeyi planladığım yazı dizisinde bu anomali yeniden ele alınacak. Ancak bu son yaşanan aşağılık durum karşında suskun kalamazdım. Bugün genel bir durum değerlendirmesiyle bu olay üzerinden sizlere asıl meseleyi açıklamaya çalışacağım.

Eskiden havalimanlarında içimi burkan manzaralarla karşılaşırdım. Dış hat terminallerinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, “yurt dışı çıkış pulu” almak için vezne önünde kuyruklar oluştururdu.

Şöyle bir hayal edin lütfen…

Onca parayı biriktirip dünyanın en pahalı pasaportunu al, ardından vize için aracı kurumlar seni tırtıklasın, hatta bazen ilgili konsolosluklarla bizzat cebelleş ve tam çıkacakken kendi devletin tarafından bir daha haraca kesil!

Evet, sanki lüks tüketimmiş gibi yurt dışı seyahatiniz için bile devletiniz sizden vergi istiyor. Tam da şairin dediği gibi:

“Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya…”

Yurt dışı çıkış pulu şimdilerde bir uygulama üzerinden de alınabiliyormuş artık. Belki de bu sebepten epeyce bir zaman o korkunç manzaralara şahit olmuyorum. Ancak, Türklerin konsolosluklarda ve sınır kapılarında çektiği sıkıntılar henüz bitmiş değil. İnsan olana reva görülmeyecek ne varsa benim insanıma yaşatılıyor. Çok vahim hikayelerle karşılaşıyorum hatta şikayetler alıyorum, bazıları oldukça küçük düşürücü.

Türkiye’deki idare, bu konularda şimdiye kadar salt ihmalkarlık yapmadı, milletine sırtını döndü. Hainlik yaptı ve halen o ihanetin içindedir.

Mesele, ülkenin Avrupa Birliği üyesi olup olmaması değil. Açıkçası “tam üyelik” ne kadar Türkiye’nin menfaatine, o bile AB’nin bugünkü durumunda tartışmalıdır. Ancak, AB’nin nüvesi sayılan Ortak Pazar ile Türkiye arasında yapılmış, birliğe sonradan üye olan ülkeleri de bağlayıcı bir takım anlaşmalar var. Ayrıca bazı devletlerle Türkiye arasında ikili özel anlaşmalar da mevcut. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına AB vatandaşı gibi haklar sunan 1970 Ankara Anlaşması (Katma Protokol) var örneğin; fakat taraf ülkeler oradaki maddeleri aleni biçimde çiğniyor. Türkiye’de vatandaşını koruyan güçlü bir hükümet olmadığı için, Türklere karşı bu kadar rahat hukuk ihlalleri yapabiliyorlar.

Yıllar ilerledikçe Türkiye’nin itibarı daha da dibe vuruyor. Bugün bir şekilde Avrupa Birliği ülkelerine yerleşenlerin Türkiye’den aldığı ehliyeti bile tanımıyorlar.

Buna mukabil Türkiye ne yapıyor? Türkiye’ye yerleşen AB vatandaşlarının beraberinde getirdiği ehliyet dahil her belgeyi sorgulamadan kabul ediyor.

Daha başka ne yapıyor? Ev alan bir yabancıya tüm aile fertleriyle beraber aynı gün vatandaşlık hediye ediyor.

Avrupalı istediği vakit serbestçe gelirken, benim insanım yüklü bir masrafın altına girerek günlerce bekledikten sonra anca seyahat edebiliyor.

Sebze ve meyvenin bile iyisi oralara gidiyor, “zehirli” görüp iade ettiklerini ise iç pazarda eritiyoruz.

Çok daha karmaşık ve teknik alt başlıklar da var fakat bu yazıda oralara girmeyeceğim. Ancak genel vaziyet o kadar hazin ki, bu ulusun bir çocuğu olarak kendimden utanıyorum. Ve bu utancı hissetmem için şahsi olarak herhangi bir mağduriyet yaşamam da gerekmiyor.

Fakat sorgulamak gerekir: Nerelerde yanlışlar yapıldı?

Yanlışın adresi belli; ülkeyi yönetmeye soyunan ama sadece soyan pısırık ve tam teslimiyetçi hükümet.

Mehmet Metiner’in tecrübe ettiği bu acı hakikat karşısında Türk Milletine naçizane önerim şudur:

Şanlı tarihinizi hatırlayın ve asla yılmayın.

Previous Post

Ulusal egemenlik

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.