Yıllardır aynı sözü duyuyoruz: “İtibardan tasarruf olmaz.”
Peki soralım; itibarı oluşturan nedir? Saraylar mı, konvoylar mı, gösterişli toplantılar mı, yoksa vatandaşının huzuru ve refahı mı?
Bugün milyonlarca emekli, ay sonunu getirebilmek için hesap makinesiyle yaşamaya çalışıyor. Pazara çıkan emekli, fileyi değil fiyat etiketlerini dolduruyor. Bir ömür çalışmış insanlar, emeklilik yıllarında dinlenmeyi değil hayatta kalmayı düşünüyor.
Buna karşılık, devletin kasasından milyarlarca lira çeşitli organizasyonlara, zirvelere, gösterişli ağırlamalara ve protokol harcamalarına ayrılıyor. NATO zirvesi gibi uluslararası toplantılar elbette devletler için önemlidir. Ancak vatandaşın aklına şu soru geliyor:
“Bu harcamaların ne kadarı gerçekten zorunlu, ne kadarı gösteriştir?”
Bir zirve için yollar kapanıyor, kamu personeli seferber ediliyor, güvenlik harcamaları artıyor, şehirlerin belirli bölgeleri adeta yeniden düzenleniyor. Oteller, araçlar, yemekler, törenler, protokol giderleri derken ortaya devasa bir maliyet çıkıyor.
Aynı dönemde emekliye, memura, asgari ücretliye kaynak bulunamadığı söyleniyor.
O halde vatandaşın sormaya hakkı vardır:
Tasarruf neden hep vatandaşın sofrasından başlıyor?
Neden emekliden fedakârlık beklenirken devletin üst kademelerindeki harcamalar aynı hassasiyetle sorgulanmıyor?
Gerçek itibar, yabancı devlet adamlarının önüne konulan sofraların zenginliğiyle değil; kendi vatandaşının sofrasındaki ekmeğin bereketiyle ölçülür.
Gerçek itibar, koruma ordularıyla değil; adalet duygusuyla sağlanır.
Gerçek itibar, lüks makam araçlarıyla değil; emeklisinin, işçisinin, çiftçisinin geleceğe güvenle bakabilmesiyle kazanılır.
Dünyanın güçlü devletleri sadece büyük binalar inşa ederek güçlü olmadılar. Üreten, çalışan, tasarruf eden ve kaynaklarını doğru kullanan toplumlar oldukları için güçlü oldular.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, itibarı gösterişte değil; eğitimde, bilimde, üretimde ve vatandaşın refahında arayan bir anlayıştır.
Çünkü devletin gerçek itibarı, milletinin yaşam standardıdır.
Ve unutulmamalıdır ki; vatandaşın kemer sıktığı bir dönemde devletin tasarrufu tercih değil, sorumluluktur.
Amaç kimseyi suçlamak değil, sorular sormak ve düşünmektir.
Ali AÇIK
Emekli akademisyen
Siyaset Bilimi uzmanı
