FIFA‘nın dört yılda bir organize ettiği Dünya Kupası turnuvalarında önceki dönemlerde yaşanan skandalların toplamı kadarı, hatta belki biraz daha fazlası sadece bu son turnuvada yaşanmıştır.
Henüz daha maçlar başlamamışken, Somalili hakemin ABD’de sınır kapısından geri çevrilmiş olması, seviye düşüklüğünün ne derecede olduğunu az buçuk gösteriyordu. Takip eden günlerde İran Millî Takımı başta olmak üzere bilhassa Afrika’dan gelen takımlara ve taraftarlarına yapılan muameleler, bizleri maalesef ırkçı saldırganlığın zirve yaptığı bir turnuvaya mahkum etmiştir.
1966’da İngiltere’deki turnuvada İngiliz teknik direktörün Arjantinli oyunculara “Hayvanlar” diye bağırması ve maç sonunda oyuncuları Arjantinlilerle forma takası yapmasın diye polisi devreye sokması bu türden kötü örneklerin başlangıcı sayılabilir. Ancak orada bile bütün yabancı takımlara yapılan sistematik bir ayrımcılıktan söz edilemez.
1998’de Fransa’daki organizasyonda ise bunların tam tersine hoş bir hatıra yaşanmıştı… 1979’dan beri ilişkileri bozuk olan ABD ile İran grup maçlarında karşılaşmış, İran’ın kazandığı ve dostça oynanan bir maçın sonunda futbolcular topluca fotoğraf bile vermişti. İran ve ABD o gruptan çıkamamışlardı fakat İran için elde edilen o galibiyet, kupayı almakla neredeyse eşdeğerdi. Çünkü futbol aslında tek başına futbol olmanın çok ötesinde bir şeydi.
Bu son turnuvada başka absürdlükler de yaşandı. Trump‘ın kırmızı karta itiraz ederek kararı iptal ettirmesi gibi. FIFA adına tüm zamanların en utanç verici ânıdır bu.
Esasen geçmiş kupalarda da şaibeli sonuçlar ve bir takım usulsüzlükler vardı. Biraz irdelediğinizde oralarda bile ABD müdahalesinin ayak izlerine rastlamak mümkündür…
En bilineni 1978’de Arjantin’deki turnuvada yaşandı. İki yıl öncesinde Peron rejimini devirerek yönetimi ele geçiren faşist cunta, organizasyonu bir gövde göstergesi haline dönüştürme niyetindeydi. O yıllarda uygulanan fikstüre göre son maçta Arjantin’in finale kalabilmesi için Peru’yu en az 4 farkla yenmesi gerekiyordu ki, maç 6-0 bitti!
Sonradan ortaya çıkan resimlerde, Peru Millî Takımı’nın soyunma odasına ziyaret yapıldığı ve Henry Kissinger‘in bile bu “şikede” aracı olduğu görülüyordu. Peru, turnuva bittikten sonra Arjantin’den ayrıca tahıl yardımı da aldı. Arjantin finalde Hollanda’yı 3-1 yenerek kupayı kaldırdı belki ama o utanç lekesini hep üstünde taşıdı.
ABD’liler açısından ise durum gayet anlaşılır ve meşrudur. 1945 sonrası belirginleşen Amerikan yaklaşımı, 1820’lerde tanımlanan Monroe Doktrini’nin yirminci yüzyıl versiyonudur. Buna göre Batı Yarım Küre Amerikalılarındır ve Latin Amerika devletleri “Muz Cumhuriyeti” statüsündedir. ABD buralarda her türlü tasarruf hakkını saklı tutar; bu amaç doğrultusunda askeri müdahaleleri ve işbaşındaki cuntaları desteklemesi de gayet makuldür.
Arjantin’deki faşist cunta daha sonra kendi sonunu getirecek büyük bir hata yaptı ve Falkland Adalarının hakimiyeti için İngiltere ile savaşa tutuştu. Savaşı İngiltere kazandı ve Arjantin’deki cunta dağıldı ama Arjantin halkının ulusal onuru da incinmişti.
Cunta döneminde yaşanmış olsa da Falkland’ın acı hatırasını halk unutmadı.1986’da Meksika’daki turnuvada Maradona‘nın İngiltere’ye attığı o ilk gol (Tanrı’nın Eli) ve hepsini ip gibi dizip attığı o ikonik kapanış golü bu açıdan çok büyük anlamlar yüklüydü… Sonraki yıllarda Maradona da itiraf etti; “Sahaya yalnızca top oynamak için çıkılmıyor...”
Şimdilerde herkes yine Messi’den bahsediyor ve onun tüm zamanların en iyi futbolcusu olduğundan dem vuruyor ama bu aslında bir bütün olarak bakıldığında oldukça iddialı bir değerlendirme. Biraz önce yukarıda saydığım sebepten ötürü Maradona belki de daha üstte bir yerlerde. O nedenle ayrıca bir teknik değerlendirmeye tabi tutmayı gerekli görmüyorum.
Ve şimdi finalin adı da kondu:
Arjantin – İspanya
Hoş bir Latin rüzgarı esecek… Seyir açısından güzel bir maç olacağını umuyorum.
Messi’nin Trump ile aynı kareye girmesi kendi karnesindeki kırık notudur. Onu da hesaba katarak ben bu sefer “İSPANYA” diyorum. Trump, NATO zirvesinde Sanchez‘i gördüğü her yerde homurdanıp duruyordu. Ona yüz tutmaz ama “şaka yollu” da olsa Arjantin’den kupayı isteyebilir; o derece görgüsüz ve tam bir kasaba politikacısı yani!
Daha bu işin 2030’u var. Malum, Dünya Kupası organizasyonlarının 100. yıldönümü. Bakalım nasıl olacak? FIFA yeni şeyler düşünüyor.
Üç ülke ev sahipliği yapacakmış:
Fas, İspanya ve Portekiz. Fakat öncekilerden farklı olarak, yüzüncü yılın hatırına Güney Amerika’dan da üç ülke (Arjantin, Paraguay ve Uruguay) ilk maçlarını kendi ülkelerinde oynamak suretiyle katılım sağlayacaklarmış.
Dolayısıyla altı ülke elemelere girmeden doğrudan turnuvaya katılacak. Umalım ki iyi olsun ama şimdiye kadar yaşananlar gelecek için pek de iyi sinyaller vermiyor.
Bakalım daha neler olacak, ne rezillikler göreceğiz…

