No Result
View All Result

Temmuz 1974: Kıbrıs’ta talihin dönüşü

Mutlu YILMAZ by Mutlu YILMAZ
20 Temmuz 2026
in GÜNLÜK
0
Temmuz 1974: Kıbrıs’ta talihin dönüşü

52 yıl önce bugün Türkiye, aslî olarak büyük bir soykırımı önlemek, dolaylı olarak ise dibindeki tehdidi bertaraf etmek amacıyla garantör ülke olma sıfatıyla son derece meşru bir şekilde Kıbrıs’taki karmaşaya müdahale etmiştir.

20 Temmuz 1974 birçok açıdan oldukça önemli bir kırılma noktasıdır. O tarihe kadar yaşananlar ve çözüm arayışıyla geçen 15 Kasım 1983’e kadarki zaman dilimi, kendi içindeki tartışmalarla bir dönemi ifade eder. 15 Kasım 1983 itibarıyla KKTC’nin kurulmasıyla birlikte yeni bir evreye girildiğini söyleyebiliriz.

20 Temmuz 1974’e gelinirken neler olmuştu?

1967’den beri Yunanistan’ı yöneten cunta, yalnızca Yunan halkının hayatını karartmakla yetinmiyor, diğer taraftan Kıbrıs’ta da büyük Yunan ülküsü (Megali İdea) ve onun bir parçası Enosis (Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması) hayalleriyle hem Türklere hem de kendisi gibi düşünmeyen Rumlara karşı aşırı grupları örgütlüyordu. İzlenecek yol hususunda devlet başkanı ve başpiskopos Makarios ile de ters düşmüşlerdi. En sonunda 15 Temmuz 1974’te ona karşı bir darbe yaparak Kıbrıs Helen Cumhuriyeti’ni ilan ettiler.

O an itibariyle Kıbrıs’ta özellikle Türklerin hayatı eskisine göre daha büyük tehdit altındaydı. Türkiye’nin 20 Temmuz 1974 sabahı başlattığı Barış Harekâtı ve devamında Ağustos ayındaki ikinci harekatla yalnızca Kıbrıs halkı özgürleşmedi. Yunanistan’daki cunta da dağıldı, sürgündeki siyasiler ve aydınlar yıllar sonra ülkelerine geri dönebildiler.

Türkiye o dönem ve tüm zamanlarda üstüne düşeni insanlık adına fazlasıyla yaptı. Kriyakos Miçotakis (şimdiki Yunanistan başbakanı) 1974 öncesinde ailesiyle birlikte Türkiye’ye geldiğinde bebek yaşlardaydı. Yani Türkiye onun da vatanı olmuştu.

Bugün üzerlerine hiç vazife olmadığı halde AB ve NATO’yu Kıbrıs’a müdahil etme arayışları ise gerçekten çok enteresan. Oysa Türkiye sayesinde, çökmekte olan NATO’nun güneydoğu kanadı da tahkim edilmiş oldu. Yani aslında müteşekkir olmaları gerekirken utanmazca Türkiye’yi işgalci olarak suçluyorlar.

Öte yandan müzakerelerde taviz verildikçe daha da kötü yerlere gidildi. Avrupa Birliği’nin sicili zaten kabarık. 2003-2004 döneminde Annan Planı referandumunda –ki Türk tezi açısından son derece sakıncalı içerikte olmasına rağmen –Türk tarafı “Evet” demişti fakat buna rağmen Rumlar ödüllendirildi ve Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla adanın tamamını temsilen AB’ye üye yapıldılar. Yani savaşın resmen sona ermediği, statüsü tartışmalı bir yeri üstelik “Türkiye’nin üye olmadığı bir topluluğa Kıbrıs’ın da üye olamayacağını hükme bağlayan Garanti ve İttifak ve Kuruluş Antlaşmaları’nın hilâfına bir karar alınmıştı. Yani tam bir hukuksuzluk yaşanmıştı.

Burada durum açıktır. Şu gün itibariyle Türkiye’nin acelesi yok. 52 yıl beklendiyse bir 52 yıl daha beklenir. Mevzubahis AB’ye tam üyelik ise kronikleşmiş Kıbrıs krizi yüzünden bu zaten mümkün olmayacak; ancak Annan Planı sürecindeki ya da 2017 Crans Montana zirvesindeki gibi tavizler (üstü kapalı olarak) verebilme lüksü kalmamıştır. Adanın güney açıklarındaki (Afrodit Sahası) hidrokarbonun/doğal gazın İsrail-Rum Kesimi-Mısır-Yunanistan ortaklığında Türkiye’yi by-pass ederek Avrupa’ya ulaştırılması gibi projelere karşı Türkiye’nin mücadele etmesi gayet anlaşılır bir durumdur zira o sahada tüm Kıbrıs halkının eşit hakkı vardır. Bu nedenle Türkiye’nin buradaki hak gaspına sessiz kalması söz konusu olamaz.

Asıl Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki ve özellikle de Yunanistan’daki karar vericilerin şunu düşünmesi gerekiyor:

Zaten garantör bir başka devlet olan İngiltere’nin iki üssünün olduğu bir yerde ABD’nin, Rusya’nın, son yıllarda gitgide artan bir nüfuzla İsrail’in ve şimdilerde de Fransa’nın yerleştiği bir cadı kazanında; üstelik kendi kabulleriyle kuzeydeki üçte birlik bölüm de işgal altındayken nasıl bir devlet olmaktan bahsediliyor? Ve hangi mantıkla Türkiye’ye bu kadar düşmanlık ediliyor?

Saldırgan ve sapkın okul müfredatından kafayı kaldırabilirlerse bu esaslı soruya bir cevap arasınlar.

Bu vesileyle tüm KKTC halkının ve Türk Milletinin 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramını kutlar, şehitlerimizi ve hakka yürümüş gazilerimizi rahmetle anarken geride kalan mücahitlerimize sağlıklı ve uzun ömürler dilerim.

Previous Post

Güçlü Türkiye için devlet anlayışı

Next Post

Next Post

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.