10 Ağustos 1920… Türk tarihinin en ağır teslimiyet belgelerinden biri olan Sevr Antlaşması’nın imzalandığı gün.
Sevr’i yalnızca bir antlaşma olarak görmek, meselenin özünü kaçırmaktır. Sevr, emperyalizmin Anadolu’yu parçalama projesiydi. Türk milletini kendi vatanında esir ve hükümsüz bırakmak isteyenlerin hazırladığı bir teslimiyet belgesiydi.
22 Temmuz 1920’de toplanan Saltanat Şûrası’nda Sevr’in imzalanmasına karar verildi. Osmanlı hükümeti adına Rıza Tevfik, Reşat Halis ve Hâdi Paşa, 10 Ağustos’ta antlaşmaya imza attı.
Bugün bazı çevreler, Vahdettin’in Sevr’i onaylamadığı iddiası üzerinden tarihi yeniden yazmaya çalışıyor. Oysa asıl mesele imzanın ardından kimin ne söylediği değil, Sevr’in Anadolu’da neden uygulanamadığıdır.
Çünkü Sevr’i tarihin çöplüğüne gönderen şey, saraydan yükselen bir itiraz değildi.
Sevr’i yırtan, Anadolu’nun direnişiydi.
O direnişin siyasi ve askerî önderi Mustafa Kemal Paşa’ydı.
İstanbul işgal altındayken, saray teslimiyet ararken ve emperyalist devletler Anadolu’yu kendi aralarında paylaşmaya hazırlanırken Mustafa Kemal, Samsun’dan başlayarak bağımsızlık mücadelesini örgütledi. Amasya’da millet iradesini ortaya koydu, Erzurum ve Sivas kongrelerinde ulusal mücadeleyi birleştirdi, Ankara’da TBMM’yi kurdu.
Ve sonra sözün yerini silah aldı.
İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz…
Türk ordusu yalnızca cephede düşmanı yenmedi; Sevr’in Anadolu üzerindeki bütün hesaplarını da bozdu.
Sevr’in kâğıt üzerinde kalmasının nedeni, birilerinin sarayda onu beğenmemesi değildi. Sevr’in uygulanmasını engelleyen, Mustafa Kemal’in önderliğinde verilen bağımsızlık savaşıydı.
30 Ağustos 1922’de kazanılan Büyük Zafer, Sevr’e verilen en güçlü cevaptı.
Ardından Lozan geldi.
Bir tarafta Anadolu’yu paylaşan emperyalistlerin masası, diğer tarafta o masayı değiştiren Türk ordusunun zaferi vardı.
İşte bu nedenle 10 Ağustos 1920 ile 30 Ağustos 1922 arasındaki tarihsel çizgiyi doğru okumak zorundayız:
Sevr teslimiyetin, Kurtuluş Savaşı direnişin; Lozan ise bağımsızlığın belgesidir.
Bugün Sevr’i aklamaya, sorumluluğu sarayın üzerinden kaldırmaya veya Mustafa Kemal’in tarihsel rolünü küçültmeye çalışanlar, aslında yalnızca geçmişi değil, Cumhuriyet’in kuruluş iradesini de tartışmaya açmaktadır.
Çünkü Cumhuriyet, Sevr’in üzerine kurulmuş bir düzen değildir.
Cumhuriyet, Sevr’e karşı kazanılmış bir zaferin eseridir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Türk milleti, kendisine biçilen esaret gömleğini yırtıp attı.
10 Ağustos 1920’de emperyalistler Türkiye’yi parçalamak için bir kâğıda imza attılar.
O kâğıdı 30 Ağustos’ta Türk ordusu yırttı.
Ve tarihe şu gerçeği yazdı:
Türkiye’nin kaderini saraylar değil, bağımsızlık için ayağa kalkan Türk milleti belirler.
Sevr’i saray imzaladı.
Sevr’i Anadolu yırttı.
Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni Mustafa Kemal Atatürk kurdu.

