Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve çeşitli devrimlerin yapılması hem dış düşman hem de iç düşmanla mücadele etmekle beraber başarıldı ve Atatürk düşmanlarının pek hoşuna gitmeyecek olsa da yüzyıllar boyu devam edecek ve yankısı duyulacak başarılardır bunlar.
Eğer fark edildiyse şu sıralar “iç düşman” terimini çok sık vurguluyorum. Bu terimi seçmemin de sebebi bugünkü konular hakkında yazdığım yazılardır. Günümüzde alınan bazı kararlar örneğin Çerçeve Yasa, Türk milletinin aleyhindeki yasalar, kanunlar bize ülkenin yöneticilerini aslında birer iç düşman olarak işaretler oldu.
Bu “iç düşman” kavramı da tarihten beridir vardır. Vahdettin, Damat Ferit ve İslam adı altında emperyalizme hizmet eden diğer sözde alimler, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasını istemeyen kişilerdir çünkü İngiliz’in uşağı olmuşlardı. Bu da onları iç düşman yaptı.
Bugün de bu durum pek değişmemiş gibi gözüküyor…
Şimdi de başta Vahdettin olmak üzere iç düşmanların nasıl vatana ihanet ettiklerini ve Kurtuluş Savaşı’nın nasıl zor şartlarda kurtarıldığını anlayalım.
Vahdettin bırakın Kurtuluş Savaşı’na destek vermeyi, Millî Mücadelecileri yok etmek ve İngilizlerin güvenini kazanmak çok çabaladı ve başarısız oldu. Millî Mücadelecileri yok etmek isteyen sadece Vahdettin değil, saray mensuplarıdır. “Vahdettin, Mustafa Kemal’i Samsun’a ne için yolladı o zaman?” dediğinizi duyar gibiyim.
Şöyle açıklayayım; İşgale ve zulme karşı ayaklanmalar artık kendilerini göstermeye başladı. “Kuvâ-yi Milliye” ile direniş yapıldı. 1918-1919 gibi başlayan bu direnişler İngilizleri oldukça rahatsız etti. Vahdettin’in, Mustafa Kemal’i, Samsun’a göndermesinin ardında yine İngilizlerin bazı istekleri vardı. 21 Nisan 1919’da İngilizler, saray hükümetinden Anadolu’daki ayaklanmaların son buldurmasını istediler. Bunun üzerine Samsun’a bir heyet yollanacaktı.
Bu sırada Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da Kurtuluş planları yapıyordu. İlk hedefi Ahmet İzzet Paşa Hükümetinin yeniden dirilmesi umuduyla Harbiye Bakanı olmaktır. İstanbul’da siyasî atılımlarla yurdu kurtarabilme umuduna kapılmış olduğunu düşünülebilir. 6 ay boyunca Şişli’deki evinde silah arkadaşlarıyla toplantılar yaptı ve Gebze yolu üzerinden Anadolu’ya geçmek için Yenibahçeli Şükrü Bey’in sunduğu yardımları kullanmak istedi. Tam bu aralarda resmî görev geldiği için 16 Mayıs’ta Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan yola çıktı.
Bazı kesimler: “Anadolu’ya Mustafa Kemal’i gönderen Vahdettin, Mustafa Kemal’e Kurtuluş Savaşı fikrini sokmuştur” dese de böyle bir şey yoktur. Zaten Mustafa Kemal 6 ay boyunca bunun planını, programını yaptı. Kurtuluş Savaşı fikrini o dönemde Mustafa Kemal Paşa’dan başka uygulamaya koyabilecek kimse yoktu denebilir. Resmî görevin gelmesiyle Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da saat sabah 07.00’da Samsun’a ayak bastı. Kendisine verilen görev, İlber Ortaylı’nın deyimi ile “kâğıt üzerinde kalmıştı.” Verilen vazifenin tam tersini uyguladı ve direniş yuvalarını güçlendirdi. Peki, Mustafa Kemal Paşa’ya verilen görevler nelerdi?
1- Direnişçilerin silahlarının toplatılması,
2- Direnişçilerin kendilerine adam toplamalarına son verilmesi,
3- Direniş yuvalarının kapatılması ve isyan ateşine son verilmesidir.
4- Türk ve Rum ayaklanmalarına son verilmesiydi.[1]
Bunları sağlamak için Mustafa Kemal Paşa’ya geniş yetkiler verildi. Bu görevin Mustafa Kemal’e verilmesinin nedeni çok açık: fazlasıyla güvendiler. Ardından Mustafa Kemal, verilen emri reddedince gönderilişinden 1 yıl sonra hakkında idam kararı çıktı. Hem idam fermanı hem de Millî Mücadelecilere karşı kurulan “Hilafet Ordusu”, sarayın direnişe ve bağımsızlığa düşman olduğunu gösterdi.
Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da Vahdettin ile 6 kez görüştü. Vahdettin’i aciz halini o sırada anladı. Vahdettin “memleket” kelimesini bile düzgün söyleyemiyor, onun yerine “melmeket” diyordu. Konuşmada bile kaybeden Vahdettin’in, İngilizlerin eline düşmesi kadar doğal bir şey olamazdı. Vahdettin’in kuşkuları vardı, bunlardan birisinin ordunun gün gelip kendisini koltuğundan edeceği yönündedir. Biz bunu da Mustafa Kemal ile kurduğu diyaloglardan biliyoruz. Bu konuda korkusu normal çünkü aynısı kardeşinin başına geldi. Bunun dışında korkusu ise tahtını kaybetme korkusudur. Bu yüzden İngilizlerle samimi ilişkiler kurma çabası içine girdi. En sonunda Anadolu’daki Millî Mücadelecilerin galibiyeti görünmeye başlayınca 16 Kasım 1922’de İngilizlere sığınma talebini belirti ve 17 Kasım 1922’de “geri dönmek umuduyla” kaçtı.
Dolayısıyla Vahdettin, vatana ihanet etti.
1. Vahdettin “hicret ettim” diyerek dini kullandı. Bu da demektir ki daha peygamberin niye hicret ettiğini de bilmiyordu.
2. Mustafa Kemal’in Nutuk’ta Vahdettin için kullandığı ifadeler ortadadır.
3. Mustafa Kemal’i ve Millî Mücadelecileri yok etme planları olan insanlarla beraberdir
4. Millîcileri yok etmek için Hilâfet Ordusu kurup idam fermanlarını boyunlarına bağladı.[2]
5. İç basın ve dış basın Vahdettin’i hain ilan etti.
Vahdettin’in hainliklerini sıralayalım:
1. Amiral Calthorpe, 6 Haziran 1919’da Tevfik Paşa ile anlaşarak Osmanlı’nın varlığını İngiltere’ye bağlamak istediğini belirtir. İtiraf eder ki “Padişah yalnız kendi kişisel güvenliğini güvenliğini düşünüyor.“[3]
2. İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri yardımcısı Tuğamiral Richard Webb, 19 Ocak 1919’da İngiltere Dışişleri Bakanlığı Müsteşar yardımcılarından Sir Ronald Graham’a gönderdiği özel mektupta şöyle diyordu: “Görünürde ülkeyi işgal etmediğimiz halde, şimdi valilerini atıyor veya görevlerinden uzaklaştırıyoruz; polislerini yönetiyor, basınlarını denetliyor, zindanlarına girerek Rum ve Ermeni tutukluları, işlemiş oldukları suçlara aldırmadan özgür bırakıyoruz… Demiryollarını sıkıca denetimimizde tutuyor ve istediğimiz her şeye el koyuyoruz… Politikamız, süngünün keskin ucuna dayanır… Halife elimizin altında bulundukça İslam Dünyası üzerinde ek bir denetim aracına sahibiz… Bildiğiniz gibi, Padişah, bizi buraya yerleştirmeyi diliyor…“[4]
3. Vahdettin’in İngiliz hayranlığı ve uşaklığını ifade etmek üzere verdiği, 15 Temmuz 1919 tarihli bir beyanatı; “Ben daima İngiltere’ye hayranlık besledim ve daima İngiltere’ye dost bir siyasetin destekçisi oldum; biz İngiliz milleti ile hükümetinin insaf ve insanlık duyguları ile adaleti temin için bize yardım edeceklerini ümit etmekteyiz.”
4. Vahdettin’in arkasına geçen “Anadolu Cemiyeti”, İngilizler ile yakın ilişkiler kuruyor.
5. 6 Nisan 1922’de Rubold ile Vahdettin görüşmüştür. Vahdettin şöyle dedi:
“İngiltere ile herhangi bir özel uyuşuma hazırız.” Emperyalistler nasıl bir uyuşum ister?
6. Saray, İngilizlerle 14 Eylül 1920’de anlaşarak şu yasaları sundu:
(1)- İngiltere Hükümeti, kendi mandası altında Türkiye’nin tamamiyet ve istiklalini üstleniyordu. İstanbul, Hilafet ve Saltanat merkezi olacak ve boğazlar ile İstanbul İngiliz denetimine bırakılacaktı.
(2)- Türkiye, bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasına karşı çıkmayacaktı.
(3)- Türkiye, İngiltere’nin Suriye ve El-cezire (Kuzey Mezopotamya) üzerindeki egemenliğini, gerekirse fiili olarak sağlamasına yardımcı olacak ve hilafet gücünü Müslümanların bulunduğu İngiltere’den yana kullanacaktı.
(4)- Ulusal akımları önlemek ve kurulacak yönetimi korumak için ulusal akımı bastırmak üzere İngiltere bir zabıta kuvveti örgütleyecekti.
(5)- Türkiye, Mısır ve Kıbrıs üzerindeki bütün haklarından vazgeçecekti.
(6)- Bu anlaşma gayrı resmiydi ve İngiliz Hükümeti yukarıdaki esaslara göre Osmanlı delegelerinin taleplerini desteklemeyi kabul ediyordu.
(7)- Barış koşullarına dönüldükten sonra Padişah, İngiliz hükümetiyle 3. maddedeki esasları genişletip genelleştirecek gizli bir anlaşma yapacaktı.
7- Mücadele için “Madalya hazırlattı” derler ama 16 Eylül 1922’de Padişah zaferden dolayı Mustafa Kemal’i kutlamak istemiyor![5]
Ek olarak bir konuyu da bu başlık altında incelemek istiyorum. Vahdettin’i aklamaya çalışanlar Vahdettin’in değil, Damat Ferit’in hain olduğunu ifade ettiler. Gerçek şu ki ikisinin de birbirinden farkı yoktu. Damat Ferit ve Vahdettin’in ortak noktası İngilizci olmalarıdır. Vahdettin, Damat Ferit’i 5 kez sadrazamlığa getirdi. Bunun sebebi ise kendisi gibi İngilizci olmasıdır.
İleri ve Alemdar gazeteleri 22 Ağustos 1922’de: “21 Ağustos 1920’de İngiliz, Fransız ve İtalyan Yüksek Komiserleri, Padişah Vahdettin’i ayrı ayrı ziyaret ederek milli hareketin bastırılmasını istemişlerdir. Görüşme esnasında Sadrazam Damat Ferit Paşa da hazır bulunmuş, Ankara’ya olan düşmanlığını dile getirmiş ve İngilizlerden yardım istemiştir.“[6]
Vahdettin’in ve Damat Ferit’in İngilizlerden yardım istemesi Millî Mücadeleyi desteklemediklerinin en büyük kanıtıdır. İçişleri Bakanı Ali Kemal de İngilizci politika benimsenmesinden yanadır. “Ne biçimde olursa olsun İngiliz güdümünde” olmak ona göre tek kurtuluş yoludur.[7]
Mustafa Kemal Paşa ise her türlü ihanete rağmen başarılı oldu ve bize bağımsız bir ülke bıraktı. Şu an ne kadar bağımsız acaba?..
Tarihten şu dersi almalıyız ki, içimiz ve dışımız düşman kaynıyor ve gerçek zafer düşmanla anlaşarak ya da müzakere ederek kazanılmaz, mücadele ederek kazanılır.
30 Ağustos’ta da Mustafa Kemal önderliğinde Türk millet kazandı ve bugün de kazacaktır, bundan hiç şüphem yoktur.
KAYNAKLAR
[1] Masa, Mayıs 2022.
[2] Bu olayda Mustafa Kemal’in, Vahdettin’i aklamaya çalıştığı doğru değildir.
[3] B.N. Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, C1., s. XII/6’dan aktaran; Turgut Özakman, Vahdettin, M. Kemal ve Milli Mücadele, 2020.
[4] Salâhi R. Sonyel, Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı, AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, 2010, s.12’den aktaran; Özakman, age.
[5] Daha fazlası için bkz. Özakman, age.
[6] İleri ve Alemdar gazeteleri, 22 Ağustos 1922.
[7] Baki Öz, Atatürk’ün Anadolu’ya Gönderiliş Olayının İç Yüzü, 1987, s.113.
