İdil’de Hazar kağanı: Mezarı suyla gizlemek
Bir başka önemli örnek, İbn Fadlan’ın Hazar kağanı hakkındaki anlatısıdır. İbn Fadlan’ın seyahatnamesi, X. yüzyıl Türk ve kuzey halklarının yaşayış ve gelenekleri hakkında başlıca kaynaklarımızdandır. Ramazan Şeşen’in Türkçe neşrinde de Hazarlar ve diğer topluluklarla ilgili kayıtlar yer almaktadır. İdil bölgesini İdil Urallarda Türk Ruhu adlı eserimde detaylı inceledim. [8]
İbn Fadlan’ın aktardığı geleneğe göre büyük Hazar kağanının mezarı çok odalı bir yapı içinde hazırlanır. Su mezarın üzerinden geçirilerek yerinin bulunması güçleştirilir. Burada Arjan ve Gordion’daki görünür anıt mezarın tersine, hükümdar mezarı gizlenmektedir. Fakat her iki durumda da hükümdarın ölümü sıradan insanın ölümünden ayrılmıştır. Birinde mezar yükseltilir, diğerinde suyun altında kaybedilir.
İtalya’da Busento: Alaric’in nehir altındaki mezarı
Benzer bir nehir mezarı anlatısı, Vizigot kralı Alaric için de aktarılmıştır. MS 410 yılında Roma’nın yağmalanmasından kısa süre sonra ölen Alaric’in, Cosenza yakınlarındaki Busento Nehri’nin yatağı değiştirilerek eski nehir yatağına gömüldüğü; daha sonra suyun yeniden mezarın üzerinden geçirildiği ve mezarın yerini bilenlerin ortadan kaldırıldığı rivayet edilir. Bu anlatıyı Hindistan adlı eserimde “Sakalarda Ölüm” başlığı altında, Avrasya ölüm geleneklerini karşılaştırırken ele almıştım. [2]
Alaric’in mezarı da Atilla’nın mezarı gibi arkeolojik olarak bulunmuş değildir. Dolayısıyla bu anlatıyı kanıtlanmış bir mezar buluntusu değil, tarihî bir rivayet olarak değerlendirmek gerekir. Bununla birlikte, Hazar kağanının su altında gizlenen mezarıyla Alaric anlatısındaki benzerlik dikkat çekicidir. Bu benzerlik doğrudan etnik soy bağı kanıtı değildir; fakat hükümdar mezarının suyla gizlenmesi motifinin Avrasya kültür tarihi içerisinde karşılaştırılmasını anlamlı kılar.
Bu kültürel benzerliklerde Türk’ün yeri nerededir?
Makalenin temel sorularından biri budur. Tuva’daki Arjan kurganını yapan insanlara yalnız mezar biçiminden hareketle “Türk” demek yeterince temellendirilemez. Aynı şekilde Bayındır, Gordion veya Harappa mezarlarını doğrudan Türk mezarı olarak adlandırmak doğru olmaz. Fakat Turani kavimler olduğu kaçınılmaz.
Fakat bundan tarihî Türk kültürünün kendisinden önceki İç Asya kültürleriyle ilgisiz olduğu sonucu da çıkmaz. Türklerin tarih sahnesine çıktığı İç Asya, boş bir coğrafya değildi. Bu sahada binlerce yıl içerisinde kurgan, ahşap mezar odası, taş çevirmeler, at gömüsü, hayvan kurbanı, mezar hediyesi ve atalar kültü gibi uygulamalar gelişmişti. Tarihî Türk toplulukları bu eski İç Asya kültür mirasının bir bölümünü devralmış, kendi inanç ve devlet yapıları içerisinde yeniden biçimlendirmiş ve sonraki çağlara taşımışlardır.
Dolayısıyla “Arjan Türk mezarıdır” hükmü ile “Arjan’ın temsil ettiği eski İç Asya kurgan kültürü, daha sonraki Türk ölüm kültürlerinin oluştuğu tarihî ve coğrafi mirasın bir parçasıdır” hükmünü birbirinden ayırmak gerekir. İkinci yaklaşım, mevcut bulgularla daha sağlam biçimde tartışılabilir.
Eski literatürde kullanılan “Turanî” kavramını da burada biyolojik bir ırk adı olarak değil; Türkistan, Güney Sibirya ve geniş İç Asya’da uzun süre birbirleriyle temas hâlinde bulunan toplumların meydana getirdiği tarihî-kültürel alanı ifade eden bir terim olarak kullanmak gerekir.
Elmalı–Gordion–Tuva hattının önemi
Elmalı-Bayındır, Gordion ve Tuva-Arjan arasında kurulabilecek ilişkinin en dikkat çekici yanı yalnız mezarların biçimi değildir; kronolojilerinin birbirine yaklaşmasıdır. Tuva’daki erken kurgan geleneği MÖ 9.–8. yüzyıllarda belirginleşirken Gordion MM tümülüsü yaklaşık MÖ 740’a; Bayındır’ın önemli tümülüsleri ise MÖ 8. yüzyıl sonları ile 7. yüzyıla tarihlenmektedir.
Bu durum, doğrudan Tuva’dan Anadolu’ya mezar mimarisi taşındığını kanıtlamaz. Fakat aynı dönemde Avrasya boyunca hareket eden bozkır toplulukları ve Kimmer–İskit/Saka hareketleri dikkate alındığında, Anadolu’daki seçkin mezarı anlayışını daha geniş Avrasya bağlamında karşılaştırmak gerekli hâle gelir.
Elmalı, bu açıdan son derece ilginç bir kavşaktır: Bir tarafta İlk Tunç Çağı’nın küp mezarları; diğer tarafta Demir Çağı’nın tümülüsleri; aynı geniş sahada hem yakma hem gömme gelenekleri ve maddî kültürde Anadolu’nun başka bölgeleriyle açık ilişkiler bulunmaktadır. Elmalı’nın ölüm kültürü bu nedenle yalnız yerel tarih açısından değil, Anadolu’nun Avrasya içerisindeki kültürel bağlantılarını tartışmak bakımından da önem taşımaktadır.
Ölümün çizdiği Avrasya haritası
Elmalı Müzesi’nde gördüğüm küp mezarlardan başlayan düşünce, beni Bayındır’ın taş tümülüslerine, Gordion’un büyük ahşap mezar odasına, Tuva’daki Arjan kurganına, Harappa’nın kremasyon urnalarına, Saha ülkesinin yükseltilmiş mezarlarına, Hazar kağanının İdil sularının altında gizlenen mezarına ve nihayet İtalya’da Alaric’in Busento Nehri altında kaldığı anlatılan mezarına kadar götürmektedir.
Bu kadar geniş bir coğrafyadaki bütün örnekleri tek bir kavme bağlamak mümkün müdür? Bence değildir. Fakat onları birbirlerinden tamamen bağımsız kabul etmek de Avrasya’nın binlerce yıllık insan ve kültür hareketliliğini gözden kaçırmak olur.
Ölü bazen kaba konulmuş, bazen ateşle dönüştürülmüş, bazen ahşap bir odaya yerleştirilmiş, bazen kurgan veya tümülüsle anıtsallaştırılmış, bazen ağaç üzerinde toprağın üstüne kaldırılmış, bazen de suyun altında insanların gözünden gizlenmek istenmiştir. Bütün bu uygulamalarda değişen araçların gerisinde ortak bir insanlık problemi bulunmaktadır: Ölü beden, yaşayanların dünyasından nasıl ayrılacaktır ve öteki dünyaya nasıl gönderilecektir?
Türkistan ve İç Asya, bu büyük kültür coğrafyasının merkezî alanlarından biridir. Tarihî Türk topluluklarını bütün eski Avrasya kültürlerinin ilk ve tek yaratıcısı saymak doğru olmadığı gibi, onları kendilerinden önce binlerce yıl boyunca aynı coğrafyada oluşmuş kültür birikiminden koparmak da mümkün değildir. Türk kültürünün tarih içindeki yeri, bu eski İç Asya mirasının önemli mirasçılarından, dönüştürücülerinden ve taşıyıcılarından biri olmasıdır.
Elmalı’daki küp mezar ile Tuva’daki kurgan aynı mezar değildir. Hazar kağanının su altındaki mezarıyla Alaric’in Busento’daki mezarı da aynı tarihsel olay değildir. Fakat bu benzerlikler bize daha büyük bir araştırma sorusu bırakmaktadır: İnsanlar, atlar, mallar ve inançlar Avrasya boyunca dolaşırken, ölüm düşünceleri ve cenaze ritüelleri de onlarla birlikte dolaşmış olabilir mi?
Bu makalenin vardığı kesin sonuç, bir etnik özdeşlik değil, bu sorunun ciddi biçimde araştırılmaya değer olduğudur.
Kaynakça
[1] T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Elmalı Müzesi ve Karataş-Semayük, Bayındır, Kızılbel, Karaburun buluntularına ilişkin müze kayıtları.
[2] Yellice, Muharrem. Hindistan. Platanus Yayıncılık, 2018, özellikle “Sakalarda Ölüm”, s. 314–327. (Alaric–Busento anlatısı da bu bölümde kullanılan kaynaklar çerçevesinde değerlendirilmiştir.)
[3] Dörtlük, Kayhan. “Elmalı Bayındır Tümülüsleri Kurtarma Kazısı.” X. Kazı Sonuçları Toplantısı, Ankara: Kültür Bakanlığı, 1992, s. 171–174.
[4] Tiryaki, S. G. “Milyas Tümülüsleri.” I. Teke Yöresi Sempozyumu, Burdur, 4–6 Mart 2015, s. 685–698.
[5] Rose, C. Brian. Gordion. Türkçe tanıtım ve değerlendirme metinleri, Gordion Kazı Projesi/Gordion Vakfı; Tümülüs MM’nin ahşap mezar odası ve MÖ 740 tarihlemesi.
[6] Arjan (Arzhan) kurganları üzerine Türkçe arkeoloji araştırmaları; Arjan 1’in araştırma tarihçesi ve MÖ 9. yüzyıl tarihlemesi.
[7] Tryjarski, Edward. Türkler ve Ölüm: Geçmişten Bugüne Türklerde Ölüm Kültürü. Türkçesi: Hafize Er. İstanbul: Pinhan Yayıncılık, 1. baskı, 2012.
[8] Muharrem Yellice. İdil Urallarda Türk Ruhu. Papürüs yayını. İstanbul. 2026.
