Dünya siyaseti, uzun bir süredir alışık olduğumuz dengelerin dışına taşmış durumda. İttifaklar kalıcı değil, ilkeler bağlayıcı olmaktan uzak, kurallar ise giderek daha kolay bir şekilde ihlal ediliyor. Küresel sistem, güven üretmek yerine belirsizliği büyütüyor; öngörülebilirlik, yerini ani yön değişikliklerine bırakıyor.
ABD’de Trump dönemiyle belirginleşen bu tablo, yalnızca bir ülkenin iç siyasetinin sonucu değil. Avrupa Birliği ve İngiltere’nin Washington’a karşı denge arayışları, Çin ve Hindistan’la kurulan yeni ekonomik ilişkiler, Rusya ile sürdürülen gelgitli diplomasi bu arayışın parçaları. Devletler, artık uzun vadeli ittifaklardan çok kısa vadeli çıkar hesaplarıyla hareket ediyor.
Bu belirsizlik ortamında teknolojik ilerlemenin insanlığı daha güvenli ve daha barışçıl bir geleceğe taşıyacağı beklentisi de boşa düşmüş görünüyor. Dünya yeniden silahlanıyor. Uluslararası hukuk güçlü devletlerin çıkarları karşısında etkisizleşirken, küresel kurumlar işlevlerini yerine getirmekte zorlanıyor. Barış ve adalet kavramları, sıkça dile getirilse de sahada karşılığını bulmuyor.
ABD’nin İran’a yönelik olası saldırısı, yalnızca bölgesel bir gerilim değil; çok kutuplu krizler çağının bir yansıması. Filistin’de ateşkese rağmen sivillerin yaşadığı çadır kentlere yönelik saldırılar ise, hukukun askıya alındığı bu yeni dönemin en çarpıcı örneklerinden biri olarak hafızalarda yerini alıyor.
Küresel belirsizlik, ülkelerin iç siyasetlerini de doğrudan etkiliyor. Türkiye, uzun süredir çok katmanlı bir kriz ortamında. Ekonomik darboğaz, emekliden emekçiye geniş kesimleri etkilerken gençler için gelecek her geçen gün daha da belirsiz hale geliyor. Çevre tahribatı, organize suç yapılarının görünürlüğü, laiklik ilkesini aşındırmaya yönelik girişimler ve tarikatların kamusal alandaki etkisi, Cumhuriyet’in temel değerleri açısından ciddi bir alarm niteliği taşıyor.
Dış politikada “istikrar” söylemi öne çıkarken içeride hukuk devleti ilkesinin giderek zayıfladığı görülüyor. İktidarın muhalefete yönelik yaklaşımı, demokratik rekabetten çok baskı ve denetim refleksiyle şekilleniyor. CHP’ye dönük siyasi ve hukuki müdahaleler, güçler ayrılığı ilkesinin ne denli aşındığını gösteren güncel örneklerden biri.
Silahlanan bir dünyada insan gün geçtikçe yalnızlaşıyor, hukuk zayıfladıkça toplumlar savunmasız kalıyor. Oysa Cumhuriyet fikri , tam da bu belirsizlik dönemlerinde yol gösterici bir birikim sunar. Akıl, bilim, laiklik ve hukuk devleti ilkeleri; yalnızca bir yönetim tercihi değil, bu topraklarda birlikte yaşamanın güvencesidir.
Belirsizlik çağında asıl ihtiyaç duyulan, yeni korkular değil; daha güçlü bir hukuk, daha işleyen bir demokrasi ve Cumhuriyet’in kurucu değerlerine daha sıkı sarılmaktır. Aksi halde ne dünya sakinleşir ne de insan kendini güvende hisseder.

