Tarih, sadece tozlu arşiv raflarında saklanan belgelerden ibaret değildir. Tarih, soframızdaki hikayelerde, duvarımızdaki bir fotoğrafta veya dedemizden kalan bir pergel takımında yaşayan bir hafızadır. Bugün size Türk Solu’nun savunduğu “tam bağımsızlık” ve “vatan bütünlüğü” fikrinin, bizzat kendi aile tarihimde nasıl ete kemiğe büründüğünü gururla anlatmak istiyorum: Büyük dedemiz Kolağası Ahmet Tevfik Bey.
Yeniceli Süleyman Oğlu Ahmet Tevfik, 19. yüzyılın sonunda Osmanlı’nın kalbi Selanik’te, 3. Ordu bünyesinde bir “mühendis-subay” olarak görev yapıyordu. O, sadece bir asker değil; tekniği, haritacılığı ve diplomasiyi vatan savunmasının merkezine koyan bir Türk aydınıydı.
Aynaroz’da çizilen millî sınır ve aile mirasımız
1871 yılında, bugün Yunanistan sınırlarında kalan Aynaroz bölgesinde Sırp ve Bulgar manastırları arasında bir arazi ihtilafı yaşanıyordu. Emperyalistlerin bölgeyi karıştırmak için fırsat kolladığı o günlerde, devlet bu kördüğümü çözmek için “Devlet Hakemi” olarak Ahmet Tevfik Bey’i görevlendirdi.
Onun bölgede kılı kırk yararak çizdiği o meşhur harita, sadece bir arazi ölçümü değil, bir egemenlik belgesiydi. Bugün Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivi’nde 342 numara ile korunan bu belge, bir Türk subayının zekasının emperyalist oyunları nasıl bozabileceğinin kanıtıdır. Bizim ailemizde bu harita; adaletin, bilimin ve vatan sevgisinin ortak sembolüdür.
Şıpka’dan Plevne’ye uzanan direniş
Ahmet Tevfik Bey, harita masasındaki titizliğini savaş meydanına da taşımıştır. 93 Harbi’nde Şıpka ve Plevne savunmalarında gösterdiği yararlılıklar, onun vatanın her karış toprağını hem çizerek hem de kanıyla savunduğunu gösterir. Kazandığı 4. rütbe Mecidiye Nişanı ve Liyakat Madalyası, ailemizin en değerli mirası, bizlerin yol göstericisidir.
Haritacı geni ve Türk Solu mücadelesi
Bugün Türk Solu saflarında verdiğimiz anti-emperyalist mücadele, aslında büyük dedem Ahmet Tevfik Bey’den bize tevarüs eden o “harita çizme” iradesinin bir devamıdır. Emperyalizm bugün de coğrafyamızda haritaları kanla değiştirmeye çalışırken; bizler tıpkı dedemiz gibi, kendi millî sınırlarımızı fikrî ve fiilî birikimimizle koruma azmindeyiz.
Ailemizde nesiller boyu anlatılan o “haritacı geni”, bugün bizler için bir hobi değil bir görev bilincidir. Onun 1894 doğumlu torununa (küçük dedeme) ismini ve disiplinini miras bırakması gibi, biz de bu vatanseverlik mirasını yarınlara taşıyoruz.
Kolağası Ahmet Tevfik Bey’in aziz hatırası önünde bir kez daha söz veriyoruz: Çizdiğin yoldan, savunduğun vatandan bir adım geri atmayacağız. Haritamız belli, rotamız tam bağımsızlıktır!
Ne mutlu Türk’üm diyene!

