Türkiye’de kadın haklarını, laikliği savunduğu için katledilen tek kadın: Bahriye Üçok. Ancak, bugün tek bir “kadın örgütü” kendisini anmayacak, posterini taşımayacak. Çünkü Türkiye’de adına feminist denenler aslında Kürtçü şovenizmin kadın kolları.
Emperyalizmi, sömürüyü, faşizmi, ırkçı bölücülüğü, feodaliteyi savunan bir ilericilik olamaz. Kadın hakları mücadelesi ise ilerici, devrimci mücadelenin içindedir. Dışında veya üstünde değil.
Türkiye’de ise kadın hakları mücadelesi, ancak Cumhuriyetçi bayrak altında verilebilir.
Geçen sene 8 Mart kutlamalarında Atatürk ve Sabiha Gökçen posteri taşıyan kadınlara saldırdılar. Şiddet uyguladılar. Linç etmeye kalktılar. Hem de AKP polisinin gözleri önünde ve gözetimi altında.
Tarihi cinsiyetler mücadelesi olarak gören sözde feministler, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı yapmak için bin türlü saçma fikir öne sürüyor. Ama Şeyh Sait’i anıp, halk düşmanı, kadın tecavüzcüsü Apo’nun posterlerini taşımaktan gocunmuyorlar. Etnik ve dinci faşizmin olduğu yerde kadın hakları olmaz.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.
Emperyalistler hariç. İşbirlikçiler hariç. Fondaşlar hariç. Sömürücüler hariç.
Madem birileri, kendi etnik ırkçı hegemonyalarına, dinci gerici baskılarına boyun eğmeyen kadınları kadından sanmıyor… O zaman elbette biz de 8 Mart’ın ruhuna uygun olarak onların hiçbir şeylerini kutlamıyoruz.
Örneğin ben Emmeline Pankhurst’un değil, Sylvia Pankhurst’un 8 Mart’ını kutluyorum. Çünkü Dünya Emekçi Kadınlar Günü, onun ve Clara Zetkin’in fikridir.
Birinci Dünya Savaşı’na, İngiliz emperyalizminin Türkiye’ye saldırmasına, İrlanda’daki katliamlara ve her türden sömürgeciliğe karşı genel grev ve sabotaj örgütlemeye çalıştığı için tutuklanan, adı Sylvia olan Pankhurst’ı anıyorum. Etiyopya Ulusal Kurtuluş savaşına gönüllü olarak katılan, hayatının geri kalanını Etiyopya’da geçiren, hiçbir fondaş eyleminde posterini göremeyeceğiniz Sylvia’yı anıyorum.
Kızını evlatlıktan reddeden, hatta İngiliz polisine ihbar eden, Muhafazakâr Parti’nin fanatik sözcüsü olan, emperyalist savaşı desteklemek karşılığında “oy hakkı” sözü alan ve oy hakkını yine de alamayan, İngiliz feminizminin efsanevi (!) lideri Emmeline Pankhurst’u anmıyorum.
Rosa Lüksemburg’u anıyorum, Vietnam kasaplarının feminizm starı olarak pazarladığı CIA çalışanı Gloria Steinem’ın hiçbir şeyini kutlamıyorum.
Ben kadın haklarını savunuyorum. Türkiye’deki gerici ve karşıdevrimci iktidarın yeni ortağı DEM faşizminin ve emperyalizmin dayattığı neo-feminizme (!), cinsel kimlikçi, cinsiyet savaşçısı ideolojiye de bizzat bu yüzden karşı çıkıyorum.
Formül çok karışık değil. Ya Sümeyye ve KADEM ile birlikte mücadele verirsiniz; Şeyh Sait ve Apo posterlerinden gocunmadan…
Ya da halk ile.
Elinizde Atatürk’ün ve Bahriye Üçok’un posterleri ile.

