Gencecik bir eğitim neferi, Fatma Nur öğretmenimiz, görev yaptığı okulun koridorunda, bizzat kendi öğrencisi tarafından bıçaklanarak katledildi. Kanı, o çok sevdiği okulun soğuk fayanslarına aktı.
Gözyaşlarımız sel oldu, yüreğimiz yandı… Peki bu vahşetin asıl faili kim? Sadece cebinde bıçakla okula gelen, gözü dönmüş, ne yaptığını bilmeyen o şuursuz çocuk mu sanıyorsunuz?
Hayır.
Asıl katil, bu ülkenin gençliğini bilerek, isteyerek ve planlayarak köksüzleştiren o karanlık zihniyettir.
Bölücüye şirin görünmek için kırılan pusula
Hatırlayın o utanç günlerini… “Açılım” denen o ihanet masalarında PKK’ya ve yobazlara şirin görünmek için okullarımızdan Andımız’ı kaldırdılar. O metin, sadece her sabah soğukta ezbere okunan bir metir miydi?
Hayır.
Bu milletin ortak pusulasıydı!
İlkokul sıralarına oturduğumuzda ilk neyi öğreniyorduk o metinle?
“Doğru” olmayı…
“Çalışkan” olmayı…
En önemlisi neydi biliyor musunuz? “Büyüklerimizi saymak, küçüklerimizi korumak” belleğimize kazınırdı. Kendimizden, ailemizden daha büyük bir şeye; vatanımıza ve milletimize aidiyet duyardık.
Siz o pusulayı bilerek kırdınız!
“Türk’üm” demeyi ırkçılık sayan o hastalıklı kafalarınızla çocuklarımızın yüreğinden millî ve ahlaki değerleri söküp attınız.
Peki, o boşluğu neyle doldurdunuz? Koca bir hiçlikle!
Eserinizle gurur duyun!
Andımız kaldırıldığında “Sivilleşiyoruz, militarizm bitiyor” diye ekranlarda zevk çığlıkları atan o sahte aydınlar… O tatlı su solcuları… O kararların altına imza atan iktidar sahipleri…
Eserinizle gurur duyuyor musunuz şimdi?
Milli kimlikten koparılmış, hiçbir ortak değeri kalmamış, ne vatan sevgisi ne de öğretmenine saygı duymayı bilen koca bir nesil yarattınız. Sabahları “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” diye bağırmaktan men ettiğiniz o çocuklar; bugün ekranlardaki mafya dizileriyle beyni yıkanan, sosyal medyanın lağım çukurlarında lümpenleşen, cebinde kelebek bıçakla öğretmenin karşısına dikilen başıboş sürülere dönüştü.
”Büyüklerimi saymak” yeminini o çocukların hafızasından sildiğiniz gün, o bıçağın ucu Fatma Nur öğretmenin kalbine döndü zaten.
Tarihe not düşün: Fatma Nur öğretmenin kanı, ilkokul bahçelerinde Andımız okunmasını yasaklayan o kararnamelerin üzerinde kurumaya devam ediyor. O bıçağı tutan el, millî eğitimi “gayrimillîleştirenlerin” bizzat kendi eseridir. Cinayet aleti bir bıçak olabilir ama asıl azmettirici, devleti yönetenlerin o “köksüzleştirme” politikasıdır.
Çözüm: Kubilayların ruhuna dönüş
Eğer öğretmenlerimizi korumak istiyorsak, okullarımızı bu lümpen çetelerden temizlemek istiyorsak, çözüm kapılara metal dedektörü koymak falan değildir. Çözüm, Cumhuriyet’in kurucu felsefesidir! Atatürk’ün o tertemiz, laik ve millî “Türk Aydınlanması” temellerine geri dönmek zorundayız. Köy Enstitüleri’nin, Kubilay’ların ruhunu o koridorlara yeniden taşımaktır tek çare.
Fatma Nur öğretmenimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Acısı yüreğimizde bir kor, öfkesi bilincimizde bir kılıç gibi duracak.
Ve onun aziz hatırası önünde yemin ediyoruz: Susturduğunuz o Andımız, o okul bahçelerinde bir gün mutlaka eskisinden çok daha gür, çok daha inançlı bir sesle yankılanacak!

