No Result
View All Result

Gazze için “Barış Kurulu” mu, emperyalist senaryo mu?

Ahmet Buğra Öksüz by Ahmet Buğra Öksüz
22 Ocak 2026
in GÜNLÜK
0
Gazze için “Barış Kurulu” mu, emperyalist senaryo mu?

Son zamanlarda uluslararası medyada öne çıkan haberlerde, ABD Başkanı Donald Trump öncülüğünde Gazze için bir “Barış Kurulu” oluşturulduğu ve kurul için dünya liderlerinden oluşan geniş bir listeye davet gönderildiği söylenmektedir. Bu girişim, ilk bakışta barış adına bir adım gibi sunulsa da bizler açısından derinlemesine sorgulanması gereken pek çok boyutu var.

Davet edilenler: Küresel güçler ve siyaset arenası
Beyaz Saray tarafından aktarılan ve farklı kaynaklarda dolaşmakta olan bilgilere göre, “Barış Kurulu”na katılım için dünya çapında çok sayıda ülkeye davetler gönderildi. Liste netleşmeye başlarken basına yansıyan isimler şöyle:

  • ABD Başkanı Donald Trump (Kurulun başkanı olarak)
  • Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan
  • Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (Katılım şuan için değerlendirilmekte)
  • Çin’e davet
  • Bileşik Arap Emirlikleri (BAE) (Katılımı kabul etti)
  • Azerbaycan (Katılımı kabul etti)
  • Bahreyn Kralı’na davet
  • Tayland’a davet

Bu liste, sadece birkaç ülke ve lideri içeriyor; toplamda yaklaşık 58-60 liderin davet edildiği belirtilmekte. Ancak kurulun içeriği, üyelik şartları ve nihai liste hala netleşmiş değil

Peki, kurul nasıl işleyecek?
Amerikan medyasında yer alan haberlerde, kurulun yalnızca Gazze’de ateşkesi sürdürmekle kalmayacağı, aynı zamanda Gazze’nin yeniden imarı, silahsızlandırma süreçleri ve geçici yönetim tasarılarını denetleyecek küresel bir mekanizmaya dönüşebileceği ileri sürülmektedir. Trump’ın bu yapıyı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne alternatif bir “Küresel barış organı” olarak konumlandırabileceğine dair tartışmalar da mevcut.

Neden sorgulamalıyız?
Bizler için bu tür diplomatik girişimler basit birer ‘barış çağrısı’ değil ; uluslar arası güç dengeleri içinde yeniden şekillenen bir siyasi aktörlüğün parçasıdır. Bu çerçevede birkaç kritik soruyu sormak gerekiyor ;

  1. Filistin halkı ve temsil edilme

Gazze’deki en temel aktörlerden biri olan Filistinliler bu kurulda doğrudan temsil ediliyor mu? Kaynaklar, kurulda gerçek Filistinli temsilcilerin yer almadığını ve planların Filistin halkının rızası sorulmadan yapılmış olduğunu gösteriyor. Bu da barıştan çok, dünyanın güçlü aktörlerinin Filistin’in kaderini belirleme iradesi gibi okunabilir.

  1. İşgalin ve kuşatmanın sona erip ermeyeceği

Bu kurul, Gazze’deki işgali ve abluka politikalarını sonra erdirecek mi? Yoksa sadece yıkımın devamını etkin kılacak yeni bir “yönetim ve denetim mekanizması” mı oluşturuyor? Bu ayrım, sadece diplomatik bir laf oyunundan çok hakların hayatına direkt etki eden bir karar.

  1. Emperyalizmin renkleri

Listeye bakıldığında birçok ülke, Batı ve ABD ile yakın ilişkilere sahip. Bu durum, barış paradigmasını genellikle güçlülerin çıkarları doğrultusunda şekillendiren bir anlayışa işaret ediyor. Solun tarihsel birikimine göre emperyalizmin barış söylemi, çoğu zaman ezilen halkların taleplerini ikinci plana iten bir maskeden ibaret olmuştur.

Türkiye Solu perspektifi
Türk Solu için barış, bomba sesi kesilince yazılan bildirilerden ibaret değildir.  Barış eşitliktir, özgürlüktür, işgalin sona ermesidir. Bu nedenle Trump gibi bir figürün başkanlığını yaptığı ve egemen devletlerin çıkar dengeleri üzerinden yürüyen bir kurul, solun bakış açısından sadece yönetilen bir diplomatik hamledir.

Çünkü;

  • Filistin halkının söz hakkı yoktur.
  • İşgale ve abluka siyasetine doğrudan dokunan bir tavır alınmamaktadır.
  • Kurul, BM ve uluslararası hukukun dışında yeni bir hegemonik güç odağı yaratma potansiyeli taşımaktadır.

Sonuç: Barış mı, düzen mi?
Bu kurulun ortaya koyduğu tabloyu sadece bir “barış girişimi” olarak okumak, olayın boyutlarını anlamamak olur. Gerçek barış, sadece silahların susturulduğu an değildir; eşitliğin, adaletin ve halkların kendi kaderini tayin hakkının tanındığı bir süreçtir. Oysa bugün kurulan yapı, daha çok uluslararası güç dengelerini yeniden şekillendiren bir düzen mekanizmasıdır.

Listeye tekrar baktığımızda, ABD, Batı Avrupa ülkeleri, Körfez devletleri ve diğer büyük aktörler davet edilmiş. Bu aktörler, tarih boyunca Filistin meselesinde ya taraf olmuş ya da kendi ekonomik ve stratejik çıkarlarını korumak için Filistin halkının haklarını görmezden gelmişlerdir. Yani “Barış Kurulu” denilen yapı, emperyalist siyasetin bir uzantısıdır. Filistin’in özgürleşmesini değil yönetilmesini hedeflemektedir.

Bu bağlamda kurulun “barış” olarak sunulan hedefleri şunlarla sınırlı kalmaktadır:

  • Abluka altında yaşayan Gazze’nin denetim mekanizmaları altında yeniden yapılandırılması,
  • Silahlanma ve direnişin bastırılması,
  • İşgalci devletlerin güvenliğinin ve bölgedeki dengelerin garanti altına alınması.

Filistin halkının gerçek ihtiyaçları, yani özgürlük  toprak bütünlüğü  haklarına sahip olma ve işgalin sona erdirilmesi ise liste dışı bırakılmıştır. Bu tablo, barış maskesi altında inşa edilen bir düzenin işaretidir. Liderler poz verir; bildiriler yayınlanır, gazetelerde haberler çıkar; ama Gazze’nin sokaklarında, enkaz altında yaşayan çocuklar, kadınlar ve yaşlılar için bir değişim yaşanmaz.

Bizim tarafımızdan bakıldığında mesele nettir; Gerçek barış, güçlerin çıkarları doğrultusunda kurulan uluslararası düzenlerde değil, halkların özne olduğu, adaletin ve eşitliğin tesis edildiği süreçlerde mümkündür. Eğer biz bu kurulun “barış” sloganlarını alkışlarsak, aslında ezilenlerin haklarını ikinci plana iten bir düzenin ortağı haline geliriz.

Bu yüzden bizim için kritik olan şudur:

  • Masalarda alınan kararların Filistin halkının haklarını ne kadar güvence altına aldığı izlenmelidir.
  • “İstikrar”, “ateşkes” ve “denge” gibi kavramların arkasına saklanan gerçek güç ilişkileri ve emperyalist çıkarlar açığa çıkarılmalıdır.
  • Ve en önemlisi, barışın anlamı askeri ve diplomatik prosedürlerle değil, halkların özgürlük ve eşitlik taleplerinin karşılanmasıyla ölçülmelidir.

Sonuç olarak;

Kurulacak olan “barış kurulu” bir düzen mekanizmasıdır. Bir barış aracından çok, güç sahiplerinin çıkarlarını güvenceye alan bir yapı. Solun görevi, bu gerçeği kamuoyuna göstermek ve Filistin halkının özgürlük mücadelesi ile dayanışmayı somut bir biçimde savunmaktır.

Barış, liderlerin salonlarda poz verdiği bir tablo değildir. Barış, işgalin sona erdiği, ablukanın kalktığı, Filistin halkının kendi kaderini özgürce tayin ettiği gün mümkündür.

Previous Post

Okan’ımızı unutamayız

Next Post

Suriye’de Amerikan politikasının altüst oluşu

Next Post
Suriye’de Amerikan politikasının altüst oluşu

Suriye’de Amerikan politikasının altüst oluşu

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.