No Result
View All Result

İran coğrafyasında tehditler, fırsatlar, hayaller ve gerçekler

Mutlu YILMAZ by Mutlu YILMAZ
7 Mart 2026
in GÜNLÜK
0
İran coğrafyasında tehditler, fırsatlar, hayaller ve gerçekler

2025 yılını bitirirken kaleme aldığım son yazıda da belirttiğim gibi, İran operasyonundaki en önemi soru işareti rejim devrildikten sonra yerinin neyle doldurulacağı hakkındaydı. Pehlevîler üzerinden devam eden tartışmalar, bu esaslı sorunun güncelliğini korumakta olduğunu gösteriyor.

Tam olarak kimi hazırladıklarını söylemek güç. O nedenle sürecin bu kısmı yalpalamakta ve işler biraz bölük pörçük ilerlemekte. Çünkü Pehlevî isminin tarihsel hafızada hem Türkler hem de Kürtler açısından pek olumlu bir karşılığı yok. Gerek bu sebepten gerekse son günlerde Rıza Pehlevi’nin peş peşe yaşadığı bir takım iletişim kazaları yüzünden Trump kendisini geri çekti ve yeni lider arayışına girdi

Bu durum ciddi bir handikaptır. Halihazırda sahada yürüyen operasyonun ve rejim değişiminin nasıl yönetileceğiyle ilgili ABD-İsrail ittifakının ciddi bir kafa karışıklığı içinde olduğu, daha doğrusu tam hazırlık yapmadan operasyona başladıkları görülmektedir.

Sahada Kürtleri kışkırtmaya yönelik ısrarlı çabalar da aynı şekilde bunun göstergesidir. Belli alanların ama özellikle de rejimi korumaya yönelik örgütlü kolluk kuvvetlerinin (Devrim muhafizlari ve Besiç) hedef alınması ABD-İsrail ittifakı açısından tutarlı bir eylem planıdır. Buralarda rejim felç edilecek ve isyan dalgasına karşı mukavemet en başından kırılacak. Ancak her şeye rağmen isyancı grupların rejimi yıkacak güçte bir halk hareketine dönüşmesi şüphelidir.

Uzun süredir birçok yazıda ifade ettiğim üzere, uluslararası platformda Doğu Kürtlerinin (kendi bölgelerindeki adıyla Rojhîlat) ciddi bir fırsatla karşı karşıya oldukları aşikardır. Bu nedenle beş ayrı Kürt grubunu bir arada tutmaya çalışıyorlar; fakat Kuzey Irak’ta Talabani ve Barzani ile irtibata geçilmesine rağmen bu çabalarla kesin bir sonuç alınması pek olası değil. Çünkü her şeyden önce İran rejimine yakın duran Irak’taki Haşdi Şabi milisleri de bu hareketlere karşı hazırlık içerisinde ve henüz ne yapacakları ya da ne zaman harekete geçecekleri belli değil. Bu yüzden özellikle de son dönemde Kürtlerin doğal lideri konumundaki Barzanilerin temkinli davranmasını makul karşılamak gerekir.

Neticede rejim henüz çözülmemişken ABD ve İsrail’in sunduğu fırsata göre ilerlemek büyük bir kumar olur; 1946 Mahabad Cumhuriyeti faciası, 1975’deki Cezayir Deklarasyonu ve son dönemde 2017’deki Kerkük referandumu fiyaskosu, Kürtlerin tarihsel travmalarını görmek isteyenler için yeterince ders niteliğindedir. Ancak kabul etmek gerekir ki, şu an ellerinde belki de şimdiye kadar hiç olmadığı kadar büyük tarihi bir fırsat var.

Bu noktada Türkiye’nin de Kürt kartını öne sürmesi gerekiyor ki, zaten bütün hazırlıklar daha en başından bu yöndeydi. Abdullah Öcalan epeyce bir zamandır, doğrudan Türkiye’nin kuruluş kodlarıyla ilgili olmasa da mevcut rejimden dolayı “Türkiyeli”leşti. Aslında Türkiye’deki rejim de bir miktar “Apocu”laştı. Bakalım şimdi nasıl bir güç ortaya koyarak İran’daki grupları etkilemeye çalışacaklar ve onları Türkiye tezlerine göre hareket ettirecekler. Aynı şekilde Türkiye’nin Barzani üzerinden de ağırlığını koyması gerekiyor. Bu tam bir güç mücadelesidir ve ilerleyen zamanda bunu daha net göreceğiz.

Peki, “Bu safhada Molla rejimi taktiksel bir geri çekilme yapabilir mi?” sorusunu da biraz kurcalayalım.

Böyle bir hamlenin şimdiye kadar yapılmış olması lazımdı; hala yapılmamış olması rejimin direnme kararlılığını gösteriyor. Kaldı ki, böyle bir geri çekilmede Amerikan yönetimiyle uzlaşılsa bile, geçen haftaki yazıda belirttiğim gibi, rejim değişmediği müddetçe yapılacak her hareket ve operasyonun bütünü bir fiyasko olacaktır. Nitekim süreç oraya doğru evriliyor.

Ancak asıl dikkat edilmesi gereken nokta Hürmüz Boğazı’dır. İki taraf açısından da savaşın yoğunlaştığı yer burasıdır. İran burayı tuttuğu müddetçe olayların seyri kendi lehine ilerler ve savaş Batı için tam bir çıkmaza girer. Çünkü buradaki hassasiyet sadece bir boğazı kapatmak değil; adeta dünyanın gırtlağına yapışmak gibidir. Öyle ki, Cuma gecesi (dün) Brent petrolün varil fiyatı 93 Amerikan Dolarını geçti ve bu seviye Ukrayna Savaşı’nın başlarında görülen 109 dolarlık zirveyi hariç tutacak olursak son on yılın rekoru. Yani durum bu yönüyle ele alındığında oldukça kırılgan.

Savaş devam ederken bazı yorumcuların “çözülme” olarak nitelendirdiği, ancak özünde çok farklı bir savaş yönetişimi olan (İran Cumhurbaşkanı’nın açıkladığı) vilayetlerin otonom düzene geçmesi kararı da dikkat çekicidir. Bu, tüm vilayetlerin kararlarını merkezi beklemeden yerinde alması kuralıdır ve tam bir “olağanüstü hal” durumudur. Eğer bu yöntemle başarıya ulaşırlarsa, rejim için daha ileri bir noktaya gitmek mümkün hale gelir. Aslında şu an savaşta bunun pratiği yapılıyor: İran’daki yerel yönetimler, tamamen kendi başlarına hareket ederek, direnişi mikro düzeyde sürdürüyor.

Şimdi böyle bir ortamda kara savaşı başlatmaya çalışmak Batı için ne kadar mantıklı?

Türkiye’yi de savaşa çekme kararlılıkları ve bu yöndeki çabalar dikkat çekicidir. Batı’nın manipülasyonu ve İsrail’in ortalığı karıştırma arayışı çok nettir. Türkiye’nin ve hatta Azerbaycan’ın çok dikkatli olması gereken bir noktadayız. Türkiye’deki yönetim şimdilik ciddi bir hata yapmadı ve makul hareket ediyor. Esas tehdit, Azerbaycan üzerinden veya Güney Kıbrıs’taki üsler sebebiyle KKTC üzerinden gelebilir. Nitekim Yunan Savunma Bakanı’nın son günlerdeki “Bu fırsatta kuzeydeki işgale son verilebilir” minvalindeki açıklamaları, savaş ortamında hiç olmaması gereken son derece tehlikeli ve sakıncalı çıkışlardır.

Avrupa’da ise ciddi bir iştahsızlık söz konusu. Birçok lider, gönülsüz de olsa şu an Amerikan şemsiyesi altında ilerlemek zorunda kalıyor. Ancak, genel kanının aksine Sayın Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun da yazılarında ifade ettiği gibi, “Sıra Türkiye’de değil. Bu çok yanlış bir kronolojidir” çünkü Türkiye’nin teslim alınma süreci zaten 2002’de başlamıştı. Yani Sıra belki de Türkiye’den önce Avrupa’dadır. İspanya Başbakanı dışında şu an ağırlık koyabilen pek bir lider çıkmadı ama halen ABD’nin kuyrukçuluğunu yapıyorlar.

Öyleyse, İsrail kanallarında eski başbakanların ve etkili isimlerin, hatta Amerika’daki bazı senatörlerin “Türkiye de artık hedeftedir, yeni İran Türkiye’dir” açıklamalarını nereye koymak gerekiyor?

Eğer Türkiye’yi mevcut rejimden bağımsız olarak, yalnızca kuruluş kodlarıyla ele alırsak böyle bir ihtimal oldukça kuvvetlidir. Önceki yazılarımda ifade ettiğim gibi, İsrail her alanda Türkiye’nin karşısında konumlanmış durumdadır ve kazandığı her yerde Türkiye kayıptadır. Bu “sıfır toplamlı oyun”nun bize söylediği şey şudur; İsrail ile Türkiye mutlak biçimde karşı karşıya gelecektir. Bu teopolitik değil, jeopolitik bir zorunluluktur.

Türkiye, Kemalist kodlarına avdet ettiği zaman, bu güçlerle mutlak şekilde karşı karşıya gelecektir. Doğu Akdeniz’deki egemenlik mücadeleleri, enerji yolları üzerindeki hakimiyet çabası ve İsrail’in ABD yönetimini zorlayarak Orta Doğu haritalarını değiştirme girişimleri bu çatışmayı körükleyen unsurlardır. Bu yüzden önümüzdeki günlerde bu senaryolara hazırlıklı olmak gerekiyor.

Previous Post

Petrol savaşında Güneybatı Türkistan gerçeği

Next Post

Cumhuriyet düşmanları, 8 Mart’ı kutlayamaz!

Next Post
Cumhuriyet düşmanları, 8 Mart’ı kutlayamaz!

Cumhuriyet düşmanları, 8 Mart’ı kutlayamaz!

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.