No Result
View All Result

Mart 2026 panoraması: Sorular ve cevaplar

Mutlu YILMAZ by Mutlu YILMAZ
31 Mart 2026
in GÜNLÜK
0
Mart 2026 panoraması: Sorular ve cevaplar

Hafta sonu özellikle iletişim halinde olduğum çevrelerden gelen istekleri ve genel olarak aldığım geri bildirimleri toparlayarak bir soru seti hazırladım. Şimdi bu soruları yanıtlamak suretiyle Mart sonu itibarıyla oluşan manzarayı hep beraber netleştirelim.

1) Amerikan saldırganlığı tam gaz devam ederken Trump her zamanki şımarık üslupla “İran’dan sonra sıra Küba’da” dedi.
Ayrıca Avrupa için de şu anda Grönland üzerinden tehdit sürüyor. Bunları nasıl yorumlamalıyız?

Evet, buna yakın şeyler söyledi ve zaten kendisinden beklenen de tam olarak budur. Küba, epeyce uzun bir müddet ABD’nin doğrudan ve dolaylı saldırılarına rağmen direnerek bugünlere kadar geldi; fakat bugün iş o kadar şirazesinden çıkmış ki, parasıyla bile petrole ulaşamıyor. Günlük yaşamda birçok iş aksıyor ve en kötüsü, elektrik kesintileri yüzünden sağlık hizmetlerinde bile ciddi zafiyetler ortaya çıktı. Maalesef bunun sürdürülebilirliği yok ve öyle görünüyor ki, günün sonunda Küba da düşecek. ABD, buradaki yıkımı sosyalizme fatura edecek ve bu fırsatta ölüsünden bile korktuğu o heyulanın cesedini bir defa daha tekmeleyecek. Oysa kaybeden sosyalizm değil, ABD’yi ABD yapan onurlu mücadele ve hiç dillerinden düşürmedikleri evrensel değerlerdir.

1820’lerde ortaya konan Monroe Doktrini, o günkü dünyada belki de makuldü çünkü Avrupalı sömürgeci devletlere “Amerika Amerikalılarındır” diyerek bir çizgi çekiyordu. Bugün ABD nazarında yaklaşım o kadar masumane değil. Her ne kadar Avrupa Birliği toprağı olmasa da Grönland krizi aslında bunu gösterir. Evet, Grönland Avrupa Birliği toprağı sayılmıyor çünkü Danimarka’nın 1973 yılında Ortak Pazar’a katılımıyla dahil oldukları birlikten daha sonradan bir referandumla ayrıldılar. O yüzden konu teknik olarak Avrupa Birliği’nin bir konusu değil ama Danimarka Krallığı’na bağlı olduğu için dolaylı olarak ilgilendiriyor. Ama bu konu, NATO içerisinde ciddi bir çatlak durumu ve başlı başına bir skandal. Daha önceki yazılarda defalarca ifade etmiştim. Şu an Avrupa, ciddi bir acziyet içerisinde ve konu biraz gündemden uzaklaşmış da olsa can yakıcılığı devam ediyor.

Geçen yıl hatırlanacağı üzere Grönland’da bir seçim olmuştu ve ben de o seçimleri köşemde değerlendirmiştim. Parlamentoda bulunan beş partiden dördü ABD saldırganlığına esastan karşı. Danimarka ile birlikte çalışmayı düşünüyorlar ve sorunlarını hallettikten sonra bağımsızlıklarını ilan etmeyi planlıyorlar. Tabii Amerikan cumhuriyetçileri ve Trump gibi nobran kovboylar için bunların önemi yok; sonuçta muhtemelen istediklerini orada da alacaklar. Fakat bu şekilde devam ettiği sürece Avrupa’nın daha ne kadar ezileceğini ve dayak yiyeceğini hep birlikte göreceğiz.

Öte yandan Orta Doğu’daki savaş, birçok yer gibi Avrupa Birliği’ni de ciddi anlamda sarsmaya başladı. Kaldı ki, son yıllarda Avrupa Birliği’nin durumu adeta ölmemiş ama ayakta çürüyen bir beden gibidir. Bazı yerlerde bakıyoruz, aşırı sağ güçleniyor. Almanya ve Fransa gibi gerçekten birliğin kaderini etkileyecek ülkelerde zaten böyle bir sıkıntı var ama daha minör etkiye sahip Danimarka gibi bir ülkede bile artık böyle. Söz gelimi, geçen hafta bir seçim oldu ve çok yüksek olmasa da aşırı sağın oylarında yine bir artış görüldü. Sosyal demokratlar ise halen birinci parti ama 1903’deki seçimden bu yana en düşük oyu aldılar. İlginçtir, seçim kampanyası sırasında Grönland öyle çok da öne çıkmadı. Daha çok “Acaba bir servet vergisi olabilir mi?” ve “Yabancıları nasıl yıldırabiliriz? gibi sorular üzerinden tartışmalar oluyordu.

Şimdi böyle bir toplum, böylesine küçük bir toplum, belki Avrupa Birliği’nin sonucunu etkileyemez. Ama tek tek bu tür küçük ülkelerde bile bunun gibi meseleler tartışılmaya başlandığı vakit artık toplumun geleceğine dair olumlu bir beklenti ortada kalmamıştır. Çünkü zaten işe yarayan eldeki yabancı kökenli insanları da küstürdükleri zaman artık tamamen ölmüş olacaklar herhalde. Bunu yapmak yerine ABD ve Çin’in işi nereye götüreceğinden bağımsız olarak Rusya fobisini atlatmaları ve Türkiye ile anlaşmaları kendi yararlarına olur. Daha büyük bir Avrasya’yı bir araya getirmek, Rusya ile tarihi küskünlüğü bir kenara bırakıp yakınlaşmak ve bu arada en önemli faktör ülke olarak Türkiye’yi de aralarına güçlü bir şekilde almak, birliğin geleceği ve genel güç dengesi bakımından ciddi bir çözüm olabilir. Evet, üç kutuplu ve daha makul bir oyun sahasını tarif ediyorum. Yani bir tarafta Amerikan İmparatorluğu, diğer yanda yükselen Çin ve ortada büyük bir Avrasya…

2) İran’da savaş bu şekilde uzadıkça kara operasyonu ihtimali artar mı yoksa kalıcı bir ateşkes mi olur?

Şimdi İran özelinde Pentagon tarafından sızdırılan – daha doğrusu basına bilinçli olarak servis edilen – bazı planlar var. Her gün ve her saat başı yeni yeni şeyler ortaya çıkıyor. Ancak hiç beklenmedik bir anda yeniden harekete geçecek gibiler. Hatta bu yazı yayına girdiği saatlerde dahi kara operasyonunun başladığını görebiliriz.

Savaşın daha ilk günü bunun böyle olacağını, yani rejimi düşürmeden yapılacak her işin fiyasko olacağını yazmıştım. O nedenle bu sefer daha kuvvetli bir ihtimal; işi tamamen bitirinceye kadar savaşacaklar. Ancak coğrafi şartlar, bölgesel güç dengesi, yapılan askeri yığınak, bölgeye sevk edilen asker sayısı ve sosyoloji dikkate alındığında, harekât planından bağımsız olarak kalkışılan bu işin halen çok zor bir iş olduğunu belirtmeliyim.

Çünkü oradaki gerçekliği bizimkiler gibi onlar da anlamıyor. Sıradan bir teokratik rejim gibi görüyorlar ama öyle değil. Şimdi madem amaç bu yöndedir, kara operasyonundan çok önce bazı isyancı grupları güçlendirmeleri ve organize etmeleri gerekiyordu. Kürt gruplar başta biraz istekli gibi oldu ama onlar da sahadaki durumu görünce şimdilik biraz geri çekildi. O halde çok önceden tahmin ettiğimiz gibi, iş Türkiye’ye doğru geliyor. Son günlerde gerçekleşen ziyaretler, alınan kararlar ve bir takım spekülasyonlar bunu teyit eder nitelikte. Yani vaziyet pek de iç açıcı değil, o yüzden Ankara’daki karar vericilerin son derece uyanık olması gerekiyor.

İsrail ise Trump’ın görev süresi içerisinde işi bitirmek istiyor. Kaldı ki, İsrail’in kendi içinde de hükümet ciddi bir sallantı içerisinde. Aslına bakacak olursanız, İran’dan çok İsrail’de ciddi bir kaos, karartma ve medya manipülasyonu var. Birkaç gün öncesine kadar, Trump’ın “gayri resmi bir ateşkes” manasına gelen demeçleriyle, biraz daha durgunlaşan savaş alanından şu gün itibarıyla daha yoğun çatışma haberleri geliyor. Savaşın yayılım alanını, ABD yığınağını ve Türkiye faktörünü beraberce ele aldığımızda şunu söyleyebiliriz: Arka arkaya gelen bu dalgaların sonu dev bir tsunamidir.

Trump, ilk dönemdekine göre daha büyük bir azil (impeachment) tehdidi altında. Kasım’da kongrenin bir kısmı yenilenecek ve çok büyük bir ihtimal, Senato ve Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi ağırlık sona erecek. O zaman belki ciddi bir azil durumu, sırf bu Orta Doğu’da girişilen savaş yüzünden ortaya çıkabilir. Başarılı ve çabucak sonuca ulaştırılan Venezuela (ve belki Küba) gibi örneklerde pek büyük bir tepki oluşmuyordu. Fakat iş uzadıkça kriz ya da savaş bütün dünyayı etkilediği için buralarda ciddi rahatsızlıklar oluşuyor. Ama şahsi kanaatim, iş oraya varmadan geri adım attırırlar Trump’a.

3) Peki Türkiye için bir şeriat tehdidi ne düzeydedir? Ve bu bağlamda Cumhuriyetin fikirsel temelini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu aralar herkes İran meselesine ve ülkedeki molla rejimine kilitlendiği için konu ister istemez Türkiye özelinde de hep o güncelliğini koruyor. Yıllar yılı belli kesimler haklı olarak laiklik kaygısı taşıdılar ve her defasında “Türkiye İran olmayacak” ve bazen de “Türkiye Suudi Arabistan olmayacak” gibi sloganlarla yürüdüler. Ama aslına bakacak olursak, Türkiye o aşamayı çoktan geçti. O yüzden herkesin içi rahat olsun. Çünkü her şeyden önce Türkiye’de sağ muhafazakar halk tabanında böyle bir beklenti ya da bir talep yok. Halkın büyük çoğunluğu inançlı, inançlarına bağlı olmakla beraber laik cumhuriyetle bir kavga içinde değil. Olanlar ise çok küçük bir azınlık. En azından şimdiye kadar yaşananlar, böyle bir tarihi pratiği önümüze koymuştur. Esasen bu topraklarda, Arap Yarımadası’ndakine ya da bugünkü İran’dakine nazaran İslam’ın çok farklı bir yorumu hakimdi.

Belki çoğumuz farkında değiliz ama Kemalist tedrisat etkisi altında yetişti birkaç nesil ve belirli kesimlerin takıntılı tavırlarına hatta küfürlü saldırılarına rağmen düşünsel kodlar değişmemiştir. Bu esasen modern Türkiye’nin hayrına bir şeydir ve artık buradan geriye dönüş de çok zordur.

Peki, samimi olarak hilafet arzusunda olanlara ve İslamcılık yoluyla bu ülkeye bir çözüm reçetesi sunanlara ne demeli?

Evet, sonuçta her defasında “Hilafet kalkmadı, o makam Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şahsında mündemiçtir” diye bir argüman da öne sürüyorlar. O açıdan bu esaslı bir soru olabilir. Ancak ulus devlet refleksiyle kategorik olarak bir reddiye getirmeden önce bu samimi arkadaşlara bir hakikati hatırlatmakta yarar var: Osmanlı Devleti, değil son yüzyılında, bütün 600 küsür yıllık tarihinde en büyük ihaneti Arap çöllerinde gördü. Aslında siyasal anlamda İslamcılığın ne kadar uygun olup olmadığını buradan görerek kendileri de karar verebilirler. Hülasa, Cumhuriyetçi isek evet, hilafet makamı da tamamen dünyevî bir makam olarak ele alınır ve meclisin şahsında mündemiçtir. Dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi, her şeyin üzerindedir.

4) Terörsüz Türkiye sürecinde nereye doğru gidiyoruz? CHP belediyeleri üzerinden süren operasyonları nasıl yorumluyorsunuz?

Terörsüz Türkiye konusunda herkes eğer samimi ise buna diyecek bir şey yok. Kimse “Terörlü Türkiye” istemiyor zaten. Yani oksimoron bir durum olur bu herhalde ama herkesin ayrı telden çaldığı bir kakafoni içindeyiz gibi. Hoş MHP, PKK’ya iyice ısındı; en azından bu hakkı teslim edelim. O MHP ki, yarım yüzyılı geçen tarihini tekzip edercesine politik bir makas değişimi yaptı. Adeta varlık sebebi olan o ideolojik temelini kendi elleriyle baltaladı. Görünürde bundan daha büyük bir kumar olamazdı. Ama unutmayınız ki MHP, bir siyasi parti olmaktan çok, harici karanlık odakların aparatıdır. O yüzden belki “zaman bu zaman” deyip zaman ayarlı bombalarla şimdi kendisini feda ediyor. O kısımda fazla söylenecek bir şey yok. MHP ile ilgili daha önce uzun uzun konuştuk. MHP, millî varlığa aykırı bir oluşumdur buna şüphe yok artık.

Ancak CHP belediyelerine yapılan operasyonlar, gerçekten tamamen siyasi operasyonlardır. Buna da şüphe yok. Rejim, kendi içerisinde her şeyini meşrulaştırmak için burada da hukuku bir silah olarak kullanıyor. Bunu görmemek için kör olmak lazım. Hele hele artık şimdi bu kasetlerle ve çeşitli baskınlarla bel altı vurmaya başladılar ve iş iyice iğrenç noktalara vardı. Bu yolları artık kimden öğrendilerse bilmiyorum ama birileri bu saatten sonra hâlâ bu bayat numaraları yiyorsa çok yazık. Ancak bu sokak çıkmaz sokaktır, bunu herkesten önce rejim bilmeli. Yani günü kurtarmaya belki yarar ama rejime bir dönem daha kazandırır mı orası şüpheli. Bu arada kolluk gücü, medya ve devlet ellerinde olduğu sürece son vakte kadar her türlü manipülasyonu ve zorbalığı yapacaklar, işte bunda hiç kuşkunuz olmasın!

Ve tabii ki bu arada mesela artık dünyada da kimsenin kimseye bakacak bir hali kalmadı. Bütün rejimler otoriter rejim olma yolunda ilerliyorlar ve gerçekten çok kötü bir dönemden geçiyoruz. Ama daha önceleri de ifade ettiğim gibi bu geçici bir durumdur. Mesela önümüzdeki ay Macaristan’da seçimler olacak. Onu da izleyeceğiz. Her şeye rağmen Orban bir kez daha kazanacaksa, artık daha fazla söyleyecek bir şey yok. Ama dediğim gibi öyle bile olsa bu dönem geçici bir dönemdir.

5) Bütün bu olaylarda küresel enflasyonist dalganın yeniden tetiklendiği görülüyor ve o tür analizler var. Buna ne demek lazım?

Evet, özellikle bu Hürmüz Boğazı’ndaki krizle beraber yeni bir küresel enflasyon salgın tetiklendi. Şimdi, FED’in 18 Mart’taki “faizi sabit tutma” kararı da burada çok önemlidir. Jeopolitik kaynaklı risk halihazırda son derece geçerli. Ve dediğimiz gibi şu anda kara operasyonu yapma ihtimalleri diğer ihtimallere göre daha yüksek. Yeni ve daha büyük bir dalga bekleniyor. Tabii burada başkan Jerome Powell, büyüme ve istihdam göstergelerine bakarak bankanın faiz indirimi konusunda bir acelesi olmadığını da belirtti. Fakat petrol, haftayı 106 doların üzerinde kapattı. Yeni bir atak yapıp Ukrayna Savaşı sırasındaki seviyelere geldi ve daha da aşabilir, nitekim şu saat itibarıyla 110 doları zorluyor. Altın tarafında ise risk önden fiyatlanmıştı zaten. Şu an görüldüğü gibi, özellikle FED’in son kararından sonra biraz daha gevşedi.

Jeopolitik gerginlik sürüyor ve bu belirsizliklerle baskı daha da yoğunlaşacak, göreceksiniz. Türkiye ve Avrupa ülkeleri bundan payını alacak. Ülkeler bu hususta ne kadar hazırlıklı, orası şüpheli. Önümüz ciddi anlamda kırılgan ve büyük krizler bekliyoruz. Ve aslında yılın ilk çeyreğini bitirirken gelişmelerin daha kötü bir yönde ilerlediğini belirtmemiz lazım. Önümüzdeki çeyrekte ve hatta yılın sonuna kadar aslında pek de olumlu sinyaller yok.

En yakın zamanda şimdi:

1. Macaristan’da Nisan’ın 12’sinde yapılacak seçimleri izleyeceğiz.
2. Amerika Birleşik Devletleri’nin yapacağı kara operasyonunu ve İsrail’in Lübnan’da Hizbullah ile sürdürdüğü savaşı takip edeceğiz.
3. ABD-Çin görüşmesi ertelenmişti. Savaşın seyrine bağlı olarak takip edilmesi gerekiyor.
5. Ve tabii Türkiye üzerinde de yeni operasyonlar ve MHP’nin durumu takip edilecek.

Buralarda ortaya çıkacak yeni verilerle genel çerçeveyi yeniden değerlendirebiliriz.

Esenlikler dilerim.

Previous Post

İlk sözü de son sözü de Atatürk olan devrimci: Mahir Çayan

Next Post

İran’da Türklüğün tasfiyesi ve çifte mücadele zorunluluğu

Next Post
İran’da Türklüğün tasfiyesi ve çifte mücadele zorunluluğu

İran’da Türklüğün tasfiyesi ve çifte mücadele zorunluluğu

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.