No Result
View All Result

Okan’la son anlar

Gökçe FIRAT by Gökçe FIRAT
30 Ocak 2026
in GÜNLÜK, HAFTALIK
0
Okan’la son anlar

1 Ocak 2026.

Saat 11:26.

Yılın ilk telefonu çalıyor.

Arayan Kaya.

Sesi telaşlı, “Okan fenalaştı” diyor.

“Hemen hastaneye götür” diyorum.

“Taşıyamıyorum, durumu kötü” diyor.

Aklıma ilk gelen bir şeker koması.

“Hemen ambulans çağır” diyorum; “ben de geliyorum.”

***

Filiz’le hemen fırlıyoruz, taksiye biniyoruz, neyse ki evlerimiz yakın.

Saat 11:42’de kapının önündeyiz ve ambulans kapıda, bizden önce gelmiş.

Yukarı çıkıyorum koşturarak, sağlık görevlileri başında ama Okan baygın.

Şeker normal, kalp çalışıyor ama Okan kendinde değil.

Sesleniyorum cevap yok.

Sağlık görevlisi, “muhtemelen inme” diyor.

O an benim de yüreğime iniyor.

Bunun bir baygınlık değil de koma olduğunu ancak hastanede anlayacağım.

***

Sedyeyi getiriyorlar, yatırıyoruz, aşağı indireceğiz.

Ben ve Kaya, üç de sağlık görevlisi güçlükle iniyoruz merdivenleri, ambulansa yerleştiriyoruz.

Ambulansta olması iyi, Bakırköy Sadi Konuk hemen yanımızda, “mutlaka müdahale ederler” diye rahatlatmaya çalışıyorum kendimi.

Ama Sadi Konuk’un MR cihazı çalışmıyor, Aydın Üniversitesi’nin Florya hastanesine götürüyorlar.

Kaya ambulansta Okan’ın yanında.

Biz Filiz’le sokakta.

Bu defa taksi yerine ablam Deniz’i arıyorum, O da bizim sokakta oturuyor.

– Hemen bizi al!

Deniz alışkın bu tür acil telefonlara ve felaketlere.

Apar topar geliyor.

***

Hastaneye vardığımızda saat 12:25.

Aydın Üniversitesi’nin inme birimi varmış ve tesadüfen bizden önce başka bir vaka için uzman doktorlar ameliyattaymış.

Okan’a MR çekiyorlar, doktorlar gelip bilgi veriyor, ameliyata alacaklar.

Hazar’ı arıyorum bilgi vermek için, doktor ne de olsa. Ama konuşmayı tamamlayamıyorum.

Bir saatlik bir boşluğa yuvarlanıyorum.

13:40’ta anjiyoya alıyorlar.

15 dakika sonra çıkıyorlar, “açtık” diyorlar “damarı” ama bir şey diyemezlermiş, 24 saat beklemek gerekirmiş, “sabahki MR’da göreceğiz” diyorlar.

Umutlanıyorum, umutlanıyoruz.

***

O gece hastanede ilk nöbeti biz tutuyoruz Filiz’le.

Sabaha karşı MR’a götürüyorlar, hemşireler bize gösteriyorlar neyse ki.

Derin uykuda.

Ama sanki rahat bir uyku.

Umutlanıyoruz onu böyle görünce.

Fakat ertesi sabah umutlarımız sönecek, doktorlar hasarın büyüklüğü karşısında şaşkın, beynin tam merkezindeki ana damar kapanmış, beynin neredeyse çoğu ölmüş.

Doktor filmi gösteriyor, “hiç umut yok” diyor.

Aşağı iniyorum.

Arkadaşlara doktorun dediklerini aktarıyorum.

Sonra yine bir saatlik boşluğa yuvarlanıyorum.

***

Okan’ın İstanbul’da yaşayan ablası Sara ve yeğeni Gökçen İstanbul’da yaşıyorlar ve başından beri hastanedeler.

Sonra Kars’tan Tuncer abisi ve İzmit’ten Ali abisi geliyor.

Son olarak ona annelik eden Sakine ablası Kars’tan.

Okan’ın biricik Azem’inin annesi, yeğeni Beyhan ise Kars’ta. Ailenin ve sürecin idaresi onda.

Türk Solu’ndan arkadaşları, ailesi, akrabalar, sevenleri ile 5 günlük hastane nöbeti.

***

5 Ocak akşamı hastanede yalnızız. Herkesi eve yollamışız dinlenmeleri için.

Doktorların verdiği mühlet sabaha dolacak diye bekliyoruz.

Ama sabaha kalmıyor.

Saat 19:00 gibi doktorlar kapıyı açıp bilgi veriyorlar, “kalbi durdu, müdahale ediyoruz” diye.

Yaklaşık 40 dakika sonra da acı haberle geliyorlar.

Hemen Gökçen’e haber veriyorum, o da gece aileye açıklayacak.

Ben yoğun bakım kapısında bekliyorum.

Sedyeyle getiriyorlar Okan’ı.

Beyaz kefene sarılmış.

Asansörle indiriyoruz morga.

“Görmek ister misiniz?” diyor görevli.

Açıyor kefenin yüzünü.

Alnından öpüyorum.

***

Yukarı çıkıyorum.

O sırada annem gelmiş, ablalarım Derya ve Deniz gelmiş, yeğenim Başak ve Attila gelmiş.

Filiz, ben ve onlar birbirimize sımsıkı sarılıyoruz.

***

Ölüm şok edici ama yıkılmamak gerek.

Okan’ı memleketi Kars’a götürüp toprağa vermeliyiz.

Kars uzak, yollar karlı, süre kısıtlı.

Sabah hastanede buluşuyoruz.

Gökçen ve Sara abla sabah otobüsüne binip çıkmış yola.

Tuncer ve Ali Abi gelmiş, Sakine Abla gelmiş.

Ali, İBB ile cenazenin alımını ve Kars’a uçakla naklini ayarlıyor.

Uçak saat 12:20’de kalkacak.

Bir saat önce orada olmamız gerek.

Cenaze aracına biniyoruz Tuncer Abi ile, şoför adeta uçarak gidiyor.

Ali bir araçta tek, Hazar da Filiz’le birlikte Ali abisi ve Sakine ablası ile diğer bir araçta.

***

Ölüm belgesi Tuncer abiye teslim edildiği için Tuncer Abi ile birlikte THY kargo bölümüne gidiyoruz.

Resmi bir kargo prosedürü var.

Fiş dolduruyoruz, etiket veriyorlar, tabutun üzerine o kargo etiketini yapıştırıyoruz.

Kargonun ödemesini yapıyoruz ve çıkıyoruz.

Okan, Kars’a gideceği zaman hep uçakla gitmek isterdi.

Ablası Sara uçağa binemediği için kimi zamanlar onunla giderdi otobüsle, ne zor olurdu onun için ama ablasını yalnız da bırakamazdı.

Bu defa uçakla gidecek.

Ama koltukta değil tabutta.

***

Aynı uçağa binecek abileri ve ablası da.

Kars’ta buluşmak için sözleşiyor ve sarılıyoruz.

***

Ertesi günü Kars’tayız.

Her yer karla kaplı.

Tam Okan’ın istediği gibi.

Yıllardır Kars’ta yoğun kar yağmıyordu, O da buna söyleniyordu.

Geçen yıl annesini kaybetmişti. Biz cenazeye yetişememiştik, uçak yoktu. Ancak yedisi için gidebilmiştik.

Ailesi ile orada tanışmış ve çok sevmiştik.

Kars Kalesi’ne çıkıp fotoğraf çektirmiştik.

Hava o gün çok sıcaktı.

Seneye karlı havada gelelim diye sözleşmiştik.

Böyle olacağını nasıl bilebilirdik…

Evde öyle güzel bir helva kavrulmuştu ki “seneye geldiğimizde yine yeriz” demiştim.

Nereden bilirdim o helvanın Okan için olacağını.

***

Cenaze inanılmaz acı.

Herkes ağlıyor.

Ailesi perişan.

Biz de öyle, kimse ağlamasa da herkesin içi kan ağlıyor.

Kars’ın inanılmaz soğuğu belki sadece ayak parmaklarımızı değil yüreğimizi de donduruyor.

Okan’ı annesi ve babasının yanına gömüyoruz.

Toprak yumuşacık bu dondurucu soğuğa rağmen.

Evinde çekmecesinde sakladığı Türk bayrağını mezarına örtüyorum.

Üşümesin.

***

Vatan toprağı.

Vatan bayrağı.

Ve Okan.

Sonsuz kavuşma…

***

Ben cezaevinden çıktıktan sonra o kadar çok cenazeye katıldık ki.

Ünal Yaltırık…

Ergin Konuksever’in önce eşi sonra kendisi…

Ahsen Batur…

Ali Doni’nin annesi…

Özgür Erdem’in annesi…

Sırrı Er’in annesi…

Nurcan Erdem’in babası…

Filiz’in anneannesi…

Serap Yeşiltuna’nın babası…

Necati Gültepe’nin eşi…

***

Hepsinde Okan’la birlikteydik.

Bu defa Okan bizi yalnız bırakıyor ve bu gerçekten ilk!

25 yıl boyunca ilk defa yok.

***

Her cenaze acı.

Bu defaki de öyle.

Ama her ölümün insanı yaşama bağlayan bir tarafı var.

Cenaze törenlerinin sosyolojisi gerçekten takdire şayan.

Toplumu ayakta tutan aile gerçeği orada çok daha güçlü bir şekilde çıkıyor ortaya.

Okan’ın ailesi hep uzakta olduğu için bir muhabbetimiz yoktu doğrusu. En son biz Filiz’le birlikte gittiğimizde tanışmış ve bir anda kaynaşmıştık.

Okan’ın tercihini benimsemişlerdi, bizi kabullenmişlerdi.

Okan, ailesini uzaktan da olsa devrimci yapmıştı işte.

Ailesinin onca acı içinde bizi evde ağırlaması, sofra kurması, bizi mutlu etmek için uğraşması…

Hayatın en önemli şeyi buydu.

Oğullarına ve onun tercihine sahip çıkan bir Türk ailesi.

***

Okan’ın ailesine bu gözle bakıyorum.

Sonra boşluğu dolduruyorum.

Hastaneye vardığımızda doktorlarla ilk konuşma sırasında kendimi kaybediyorum, ağlayarak bir yere çöküyorum.

Ameliyathane kapısında Filiz ve Deniz bekliyor, boşluğumu kapatıyorlar.

Deniz, Filiz ve Kaya üçü işleri bölüşüyor, herkesi haberdar ediyorlar.

Muhtemelen Deniz’in beni ağlarken gördüğü ilk an.

Ve sanırım benim de liderliğimi yapamadığım ilk an.

Bundan önce Erkin’in vefatında da yanımdaydı Filiz. Kıvrılmış cenin pozisyonu almıştım, saatlerce kalkamamıştım dizlerinden.

Her zaman olduğu gibi ailem yine yanımda.

Beni bu kadar perişan gördükleri için değil ama bu.

Çünkü Okan bizim evin çocuğuydu.

25 yıl boyunca kendi çocuklarını yalnız bırakmayan bir çocuktu o.

***

Ne mutlu bana diyorum.

Benim ailem ve Okan’ın ailesi.

Türk çocuğu asla öksüz değil.

***

İkinci boşluk yine bir ağlama krizi.

Doktor acı gerçeği söylemiş.

Ben aşağıda bekleyen arkadaşlara aktaracağım.

Sonra Sırrı abinin kollarına yığılıyorum.

Bu bir hafta boyunca tüm arkadaşları birlikteyiz, herkes gizli gizli ağlıyor.

Telefonla arayanlarla konuşmak mümkün değil, arayan herkes tutamıyor kendini ve ağlıyor.

***

Ve tam o sırada bir kısım arkadaş büroda olmak zorunda.

Sonuçta devrimci mücadele durmayacak.

Adana’da fuar başlayacak ve bu defa Okan’sız açacağız fuarı.

Bu nedenle Okan için de çalışıyor arkadaşlar.

***

Arkadaşlar…

Evet ailenin tamamlayıcısı bu.

***

Ne güzel arkadaşlarım var.

Ne güzel ailelerimiz var.

Yaşam devam ediyor.

Birbirinize sarılarak…

 

Okan’a Silivri’den, hapishaneden gönderdiğim doğum günü hediyesi… Tarih 15 Haziran 2019… Hâlâ saklıyormuş…
Okan Silivri kapısında… (2016)

 

Previous Post

Edirne’den Kars’a, Erkin’den Okan’a

Next Post

Sevgili Okan…

Next Post
Sevgili Okan…

Sevgili Okan...

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.