Sevgili Okan…
Sen gideli kaç gün oldu saymadım.
Saymadım değil aslında sayamadım.
Çünkü yeni yılımızı kutlayıp el sallayarak gidişin, sanki az önce gibi.
Ah ne bilirdik ki; o el sallayışın sondu.
***
Derler ya her ölüm erken ölümdür diye. Ama seninki gerçekten de çok erkendi be Okan.
Sana kızmak geliyor içimden. Ama sen nereden bilecektin ki!
Evine gittik geçen akşam Gökçe ve Kaya ile.
Bizi sen karşılardın.
Bu kez o buz gibi evin kapısını biz açarak girdik içeriye. Sen yoktun. Geride senden çok şey bırakarak gitmişsin.
Odana girdik. Balkonu görünce doluverdi gözlerim.
Çamaşırların Okan… Yıkayıp, sermişsin.
Daha onlar kuruyamadan bırakıp gitmişsin be Okan…
Kitapların…
Kıyafete çok önem vermezdin ama kitapların kıymetlindi. Ben kitap yazınca hemen imzalatmıştın. Çok sevinmiştim. Hele ilk İzmir fuarında ben mutlu olayım diye çocuklara benim kitabımı öneriyordun ya, nasıl seviniyordum. Ben de jest olsun diye senin kitabını öneriyordum hemen.
Güzel bir ekip olmuştuk be Okan…
***
Senenin ilk fuarı Adana’ydı.
Sensiz ama her ânı senle olan ilk fuar.
Tanıyan tanımayan herkes standımıza gelip baş sağlığı diledi.
Kimse inanamamış. Nasıl inanılır ki Okan!
Hatırlar mısın, geçen sene çok güzel gülen bir çocuk kitabını almıştı. Geldi bu sene de.
Yeni kitaplar aldı. Annesine sormuş, “Okan Bey hasta gelememiş,” demiş. Beraber fotoğraf çektirdik. Giderken, “Okan Bey’e selam söyleyin,” dedi. Annesiyle göz göze geldiğimizde ikimizin de gözleri dolmuştu.
Aldın mı Okan güzel gülen çocuğun selamını?
Hep derler ya; hayat bir gün biter. Geriye ne bıraktığın önemlidir diye.
Sen çok kıymetli şeyler bıraktın Okan.
Çocuklar için Atatürk kitabın nesiller boyu okunacak. Kitabını alan her çocukla bin kez daha yaşayacaksın.
Şimdi neredesin bilmiyorum ama sen hep davamızda olacaksın.
İyi ki vardın Okan!

