Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın tarafından dile getirilen “Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyor” ifadesi, siyasal retorik sınırlarını aşan; tarihî gerçekliği çarpıtan ve toplumsal hafızayı değersizleştiren bir söylemdir.
Zira “narkoz” olarak yaftalanan Cumhuriyet’in ilk yüzyılı; emperyal yıkımdan çıkmış bir toplumun sınırlı kaynaklara rağmen gerçekleştirdiği kurumsallaşma, sanayileşme ve uluslaşma süreçlerinin bütünüdür. Bu dönem; demiryollarından fabrikalara, eğitim kurumlarından kamu iktisadi teşebbüslerine kadar uzanan somut bir kalkınma pratiğine karşılık gelmektedir. Dolayısıyla bu birikimi “uyuşukluk” metaforuyla tanımlamak, tarihsel analizden ziyade ideolojik bir indirgemedir.
Öte yandan güncel sosyo-ekonomik göstergeler, bu söylemin gerçeklikle olan mesafesini açık biçimde ortaya koymaktadır. Artan kamu borçluluğu, üretim kapasitesindeki aşınma ve kamusal varlıkların tasfiyesi; ekonomik bağımsızlık perspektifini zayıflatmıştır. Daha çarpıcı olan ise, bizzat temsil edildiği iddia edilen kesimlerin —memur ve emeklilerin— satın alma gücündeki dramatik gerilemedir. Reel ücretlerdeki erime, temel ihtiyaçlara erişimde yaşanan güçlükler ve yoksullaşma eğilimi; “uyanış” iddiasını ampirik olarak boşa düşürmektedir.
Bu bağlamda “Anadolu’nun narkozdan çıktığı” yönündeki söylem, nesnel bir tespitten ziyade, mevcut sosyo-ekonomik sıkışmışlığı görünmez kılmaya yönelik retorik bir inşa olarak değerlendirilmelidir. Nitekim geniş toplum kesimleri için söz konusu olan şey bir “uyanış” değil; aksine, geçim baskısı altında siyasal ve ekonomik edilgenliğe itilmişlik halidir.
Sonuç olarak, tarihsel birikimi değersizleştirerek bugünü meşrulaştırma çabası, ne bilimsel ne de toplumsal açıdan sürdürülebilirdir. Gerçeklik, söylemle değil; verilerle, üretimle ve en önemlisi yurttaşın yaşam koşullarıyla ölçülür.
Narkozdan çıkan Anadolu mu, geçim derdiyle uyuşturulan halk mı?
Ali Yalçın çıkıp “Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyor” diyor. Bu söz, sadece talihsiz değil; aynı zamanda bu milletin hafızasına ve emeğine yapılmış büyük bir haksızlıktır.
Hangi narkozdan söz ediyorsunuz?
Cumhuriyet’in ilk yüzyılı; yokluk içinde kurulan fabrikalar, demiryolları, barajlar, üniversiteler, sanayi tesisleriyle bir kalkınma destanıdır. O “eski Türkiye” dediğiniz dönem, küllerinden doğan bir milletin alın teridir.
Bugün ise ortada acı bir tablo var:
Devasa borç yükü, satılan kamu varlıkları, üretimden kopan ekonomi… Ve en önemlisi, sizin temsil ettiğiniz memur ve emeklilerin geldiği hal. Maaşlar erimiş, insanlar ay sonunu getiremez durumda. Bir dilim ekmeğin hesabını yapan memura “uyanış” masalı anlatmak, gerçekle bağını koparmaktır.
Anadolu narkozdan çıkmıyor dostum, tam tersine geçim derdiyle adeta uyuşturuluyor. İnsanlar konuşamaz hale gelmiş, hak aramak bile lüks olmuş.
Eğer bir uyanıştan söz edilecekse, o uyanış; geçmişine sahip çıkan, Cumhuriyet’in kazanımlarını küçümsemeyen ve emeğin hakkını savunan bir bilinçle olur.
Gerçekleri görmek için sloganlara değil, sofradaki ekmeğin inceliğine bakmak yeterlidir.
Ali AÇIK
Emekli akademisyen
Siyaset Bilimi uzmanı

