Geçinemiyoruz!
Bu artık bir şikayet değil, açıkça bir itirazdır. Sabır taşının çatladığı yerdeyiz.
Her sabah yeni bir zam haberi. Elektrik artmış, doğalgaz artmış, akaryakıt artmış… Market rafları zaten yangın yeri. Ama kürsülerde hala pembe tablolar çiziliyor. Hangi tablo bu? Pazara çıkıp görenle, televizyona çıkıp anlatan aynı ülkede mi yaşıyor?
Bir emeklinin aldığı maaş, ayın ortasında bitiyor. Asgari ücret, daha hesaba yatmış olduğu gün erimeye başlıyor. Kira desen, başlı başına ayrı bir kriz. Gençler çalışsa da bir ev kuramıyor. İnsanlar artık hayat planı yapmıyor, ay sonunu hesaplıyor.
Sarayların ışıkları yanarken, vatandaş kombiyi kısıyor. İsraf konuşulmuyor ama tasarruf hep halka öğütleniyor. ‘‘Sabredin’’ deniyor. ‘‘Şükredin’’ deniyor.
Ama neye?
Gramla alınan peynire mi?
Tane ile alınan meyve sebzeye mi?
Yoksa ilacı yarım kullanmaya mı?
Bu tablo kader değil, bir tercihtir. Üretim yerine betona, tarım yerine ithalata, plan yerine günü kurtarmaya dayalı bir anlayışın sonucudur. Fatura ise hep aynı kesime çıkıyor: Emekliye, işçiye, dar gelirliye…
Gerçek şu:
Halk geçinemiyor.
Gençler umut görmüyor.
Emekli ayakta kalamıyor.
Bir ülkede insanlar kredi kartlarıyla temel gıda alıyorsa, orada ekonomik model alarm veriyor demektir. Bir ülkede emekli çalışmak zorunda kalıyorsa, sosyal devlet sadece kağıt üzerindedir.
Yeter artık!
Bu düzende geçinilmiyor. Zamla yönetilen bir ekonomi, zamla susturulmaya çalışılan bir toplum yaratır. Ama hayat, propaganda metinleriyle değişmez. Mutfaktaki yangın, rakam oyunlarıyla sönmez.
Insanlar lüks istemiyor. Sadece insanca yaşamak istiyor.
Sadaka değil, hak istiyor.
Söz değil, çözüm istiyor.
Ve unutulmasın;
Geçinemeyen bir halkın sesi, eninde sonunda duyulur. Duyulmadıkça büyür, bastırıldıkça güçlenir. Çünkü açlık ertelenmez, yoksulluk gizlenmez, adaletsizlik sonsuza kadar sürdürülemez. Sandıkta, sokakta, pazarda, hayatın her alanında gerçek daima kendini hatırlatır.
Geçim derdi siyaset üstü değildir; doğrudan siyasetin sonucudur. Bu nedenle çözüm de sorumluluk da bellidir. Halkın sofrası küçülürken kimse büyük laflarla durumu örtemez.
İnsanca yaşam talebi er ya da geç karşılığını bulacak.
Ve o gün geldiğinde, bugün duymazdan gelenler de bu gerçeği kabul etmek zorunda kalacaktır. Çünkü hiçbir iktidar, vatandaşın boş tenceresinden daha güçlü değildir. Hiçbir söylem, market fişinden daha ikna edici değildir. Gerçek hayat, sandıktan önce mutfakta kurulur.
Bu ülkenin insanı sabırlıdır ama sahipsiz değildir. Çalışır ama karşılıksız çalışmaz. Üretir ama yoksulluğa razı olmaz. Geçim mücadelesi büyüdükçe, değişim talebi de büyür. Ve değişim, en çok da geçinemeyenlerin kararlılığıyla olur.

