No Result
View All Result

Jeopolitiğin baskıladığı yeni Türkiye siyaseti

Mutlu YILMAZ by Mutlu YILMAZ
17 Mayıs 2025
in GÜNLÜK
0
Jeopolitiğin baskıladığı yeni Türkiye siyaseti

Türkiye’de siyaseti şekillendiren bölgesel gelişmeleri tartışmadan önce milli siyaset hassasiyeti gözeten çevreleri rahatsız etme pahasına da olsa siyaset düzlemini yeniden tanımlamakta ve bazı şeyleri yerli yerine oturtmakta fayda vardır.

“Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılabilecek yeni süreç, bu eksende atılan adımlar ve yapılan açıklamalar Türkiye merkezli coğrafyada 1918 dönemi mütareke koşullarına benzer bir konjonktürün oluştuğunu en net biçimiyle ortaya çıkarmıştır.

…

Burada Cumhuriyet’e ve devrimlere karşıtlık noktasında tarihsel olarak sağ gericilikle aynı saftaki dinci feodal gericiliğin ve sonradan Kürt etnisitesini merkeze alarak şekillendirilen sol tandanslı siyasetinin Türkiye Yüzyılı denilerek referans verilen yeni dönemin başında sistem ayarlarına müdahil olma çabasına tanıklık ediyoruz.

Aslında her ikisi de gerici olan bu iki ana unsurun özel olarak Türk Devrimi‘ne karşı müşterek düşmanlığı öteden beri Türkiye siyasetinin bir realitesiydi. Ancak şunu da görmek gerekiyor ki, cumhuriyetin değerleri ve kurumlar aşındırılmış olsa da söz konusu rejim kendi nizamını tam olarak teşkil edebilmiş değildir. Halen bir geçiş aşamasında olduğumuz söylenebilir ve o sebeple içinde bulunduğumuz şu zaman Kürtçü ve adem-i merkeziyetçi, üniter devlet karşıtı siyasi akımlar adına kaçmaması gereken bir fırsat zamanıdır.

O açıdan önemli olan Kürt Uluslaşma Sürecinin genel siyasi yol haritasıdır ve esasen PKK ismiyle Türkiye’de faaliyet yürütülmeyecek olması sonucu etkilemez. Çünkü PKK ve Öcalan yıllar önce dediklerinden geri adım atmış değiller ama hedefe yaklaştıklarını düşünmektedirler. Şu durumda örgütün tasfiye edilmemesi onların nazarında daha sakıncalıdır.

Ancak yine de, belirli bir kesim ve kendince haklı sayılabilecek mağdur pozisyondaki kimseler hariç halkın genelinde bu yeni siyasete yönelik büyük bir heyecan veya bir olumlu bakış yoktur. Aslında konjonktürün dayatması neticesinde atılan adımlardır bunlar ve çok derinlemesine bir analiz gerektirmeksizin ilgili herkesin görebileceği kadar da yalındır. Oy kaygısı ise had safhadadır ve DEM Parti’yi de yanlarına alsalar %50’yi hiçbir şekilde bulamayacaklarını görüyorlar. Birkaç hafta öncesinden tahmin ettiğim şekilde Cumhuriyet Halk Partisi ise %40 bandına ulaşmış durumdadır. Tabii ki seçime daha uzunca bir süre var ve hiçbir şekilde böyle bir ortamda seçim kararı alınamaz, alınırsa intihar olur. Referanduma da gidilemez çünkü halkın yüzde 70’lere yaklaşan oranda net tepkisi ortada. Kalan 30’luk kısım da tamamen destekliyor sayılmaz. Bu işin sandıktaki yansımasının ağır olacağı bellidir, o sebeple 400 vekili bulup mecliste çözerek muhalefeti ezmek daha mantıklı yoldur.

Yine bu arada halktaki memnuniyetsizliği ve öfkeyle karışık kuşkuları idare etmek de bir hayli zor olacaktır. Mevcut halk desteğinin daha da düşmemesi için bu atılan adımların ekonomik yatırımlarla ve finansal dış destekle güçlendirilmesi elzemdir. Oysa fesih kararının açıklandığı ilk gün hariç borsa düştü. Dövizde halen aynı seviyelerdeyiz, CDS’lerde bir nebze gevşeme oldu ama 19 Mart Darbesi’nin öncesine göre kötü bir yerde. Sonuç olarak ekonomide bir düzelme emaresi yok ve bunu başaramazlarsa durum daha da kötüye gidecektir. Fakat işi zamana yaymayı başarır ve bir müddet sonra ekonomide de kısmî rahatla sağlayabilirlerse eski yöntemlerle muhalefeti yenmeleri o vakit mümkün olabilir. Elbette o ortamda yapılacak bir genel seçimde DEM Parti, Cumhur İttifakı’nda doğrudan olmasa bile ittifakın ortak adayını destekleyecektir.

Bütün bunlar devam ederken ana akım medya “o beyin formatını” yeterince yememiş olacak ki, çok enteresan bir duygusal ve bilişsel karmaşa içindedir. Öyle ki, aynı kanalda aynı zaman diliminde “Sayın Öcalan” ve “Terörist başı” ifadelerinin birlikte kullanıldığı çarpık bir yayın akışına maruz kalınmaktadır. Örgütün ise fesih açıklaması yaparken kullandığı dil, Lozan itirazları ve 1924 anayasası taşlaması aslında aklı başında bir yönetimin (ve hala var ise şayet devlet aklının) hiçbir zaman kabul etmeyeceği türden bir meydan okumadır… Buradan da anlaşılıyor ki, geçiş sürecinde Türk Devrimi karşıtlığında rejimle zimnî bir mutabakat söz konusudur. Çünkü bu her iki gerici akım nazarında da Cumhuriyet yanlış temellerde kurulmuştur ve rehabilitasyon geçirmesi şarttır.

ABD-Çin çekişmesi tüm çatışma alanlarında kendini gösteriyor…

Küresel gelişmeler ve daha önce de farklı yerlerde ifade ettiğimiz gerek Amerikalıların

Küresel Altyapı ve Yatırım için Ortaklık Planı gerek Çin’in Kuşak-Yol Girişimi açısından Türkiye ve özellikle de Doğu ve Güneydoğu önemli bir konumdadır. Benzer şekilde bu ticaret yollarına alternatif ve aynı zamanda entegre olma potansiyeli taşıyan Irak Kalkınma Yolu için de çok önemli bir koridordur. Türkiye tüm egemenlik sahalarıyla birlikte değerlendirildiğinde tüm planların kesiştiği yerdedir ve buradaki çözüm-çözümsüzlük tartışmalarının küresel yansımaları da ister istemez olacaktır.

PKK’nın fesih kararına Çin’den net bir yorum gelmedi ama ABD başta olmak üzere Batı kulübü bunu olumlu karşıladı. ABD’nin genel yaklaşımı ticaret yollarının güvenliğinin sağlanmasıdır ve bu bakımdan terör faaliyeti sürdüren artık miadını doldurmuş küçük grupların tasfiyesini destekliyor. Elbette bu bir göz boyamadır fakat Trump yönetimindeki Amerika Birleşik Devletleri tamamen kâr-zarar noktasından işe bakıyor, o açıdan kendi planlarını tehlikeye sokacak gelişmelere bizzat müdahale etmekte çekince göstermezler. Söz gelimi, Hamas’la temas kurmaları gerekiyorsa İsrail’in tepkisini dahi göze alarak bunu yaparlar. Özetlersek; kendi çıkarları doğrultusunda yerel veya merkezi ancak “istikrarlı” yönetimlerden taraftırlar.

Bu arada ticaret yolları üzerinden süren rekabette Amerikan siyasetinin son haftalarda ciddi atağa kalktığını da eklemek gerekir:

İki hafta kadar önce İngiliz siyasetinde destekledikleri Reform UK ülkedeki parti sistemini değiştirecek boyutta bir seçim başarısı yakaladı. Bu önemliydi ve sonuçlar Başbakan Keir Starmer’ın hareket kabiliyetini daha da kısıtladı. Starmer bu koşullar altında ABD ile daha doğrusu Trump ile bir ticaret anlaşmasına girdi. Çin ile gümrük tarifelerinde vites düşürüldü buna mukabil Hindistan-Pakistan geriliminde Hindistan o kadar tahakküm altında alındı ki, fiilen BRICS’in dışında kaldı.

Ayrıca Perşembe günü ilk saatlerde ajanslara düşen ve başta pek fazla yankı bulmayan Belucistan’ın bağımsızlık haberi de çok çarpıcı ve dikkatle izlenmesi gereken başlı başına bir gelişmedir. Çin’in denizlerden bir çıkış yolu aradığı şu günlerde o yolun ortasına adeta bir kama gibi saplanan ABD ve Hindistan destekli bağımsız bir Belucistan’ın varlığı, dengeleri değiştirecek derece kritik bir hamledir. Ayrıca, Pakistan ve İran açısından da hayati tehdit niteliğinde olan bu hamlede Türkiye için çıkarılacak dersler bulunmaktadır.

Dolayısıyla ticaret savaşları konusunda ABD’nin biraz ön almaya çalıştığı ve Çin’i şimdiden dizginleme gayretiyle henüz üstünken icra edebildiği başarılı operasyonlar görülüyor. Gelişmelerin ABD açısından başarı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor ama bu ne kadar sürdürülebilir onu zaman gösterecek.

Çin de buna karşın hiçbir şekilde şimdiye kadar sergilediği genel duruşunu bozmadan, yüz yıllarca gösterdiği sabırla yürüyüşüne devam etmekte. Görünen o ki, Çin gerekirse bir yarım yüzyıl daha bekleyecek ama doğrudan çatışmanın ya da vekâlet savaşı niteliğindeki bir eylemin içinde olmayacak.

…

Küresel hegemonya peşindeki bu iki devletin başrolde göründüğü güç mücadelesinde Türkiye için öncelik taşıyan husus, hinterlandımızda ortaya çıkan yeni yapıların Türkiye’nin üniter yapısına ve ulus devlet kimliğine bir tehdit içermeksizin salt zenginleşmesine yapacağı katkıdır. Bunları görmek yerine PKK kongresinden çıkan kararları başarı gibi sunmak yanıltıcı olduğu kadar mevcut haliyle devletin de güvenilirliğini sarsacaktır.

Previous Post

Yeni Sevr: Anadolu Federe İslam Emirliği

Next Post

Özgür Özel gafleti: Akşam İstanbul’da diktayı protesto edip, sabah Ankara’da AKP “barış”ını alkışlamak

Next Post
Özgür Özel gafleti: Akşam İstanbul’da diktayı protesto edip, sabah Ankara’da AKP “barış”ını alkışlamak

Özgür Özel gafleti: Akşam İstanbul'da diktayı protesto edip, sabah Ankara'da AKP "barış"ını alkışlamak

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.