Yığınla sorun arasında başka ihtiyaç yokmuş gibi yeni anayasa tartışmaları, daha doğrusu emrivakisi yapılıyor. Birçok kez çeşitli vesilelerle “Anayasaya saygı duymuyorum” ya da “Anayasa Mahkemesi kapatılsın” diyerek hukuk devleti ilkelerine karşı gerçek niyetlerini açık edenlerle anayasa tartışması yapılacakmış. Duy da inanma!
Özgür Özel bu arsızlık karşısında az bile söylemiş. Evet, bunlarla menemen bile yapılmaz!
Rejim partisi zaten öteden beri karışık ve Mehmet Şimşek‘e saldıran gazete paçavraları gibi her geçen gün daha belirgin hale gelen çatlaklar artık şaşırtmıyor. Yalnız burada rejimden bunalan yığınların doğal itiraz mercii olan ve asıl belirleyici pozisyondaki Cumhuriyet Halk Partisi‘nin durumu çok önemlidir. Parti, kayyum tehdidiyle doğrudan hedef alınıyor ve bu durum tabii ki değişim umudu taşıyan halkın moralini bozmaktan başka bir işe yaramaz. CHP‘nin iktidara hazır olmadığı veya iktidar olmak istemediği gibi bir hava verir.
Rejim ciddi erozyona uğradığının ve hiçbir şekilde normal bir seçimle sandıktan çıkamayacağının farkında. Onlar açısından durum net. Yapacakları en mantıklı hamle mümkün mertebe sandıktan uzak durarak meclis içerisinde 400’ü yakalamak ve yeni anayasa ile birlikte yükselen muhalefeti sindirmek. Böylece bir taşla iki kuş vurmuş olacaklar. Anayasa yapım süreci ve bu meclisin anayasa yapma hakkının elinde olup olmadığı başka bir tartışmadır ancak rejimin zaten böyle bir kaygısı hiçbir zaman olmadı. Sopa ellerinde olduğu sürece bu gücü son gününe kadar kullanacaklar çünkü buna mecburlar. Çünkü bu rejim birçok kurumu yıpratmış, devleti çökertmiş de olsa yenisini henüz inşa edememiştir. Nitekim yaptıkları birçok şey halk nazarında da artık karşılık bulmamaktadır.
***
Boykot kararlılığının önemi ve icra ediliş tarzı daha önceki yazılarda belirttiğim gibidir. Her hafta en az iki yerde yapılan mitingler de öyledir. Rejimin özellikle bu boykot eylemine karşı savunusu ise oldukça gülünç. “Yerli ve milli markalarımız hedef alınıyor…”muş! Amerika’yı yeniden keşfetmiyorlar, yaptıkları şey Brezilya’dan kahve ithal edip kavurmak ve millete çakmak. Bu kafayla gidilecekse o zaman grevler de yapılmasın. Öyle ya, yerli ve milli kapitalist beylerimiz zarar etmesinler…
İşte bu noktada Kutup yıldızı gibi her daim doğruyu gösterecek bir kılavuz tanımlamak yerinde olacaktır: Rejim ne diyorsa tersini yapın, doğruyu bulursunuz. Çünkü otokratik rejimler çarkı döndürmek için her türlü tavizi vermeye hazırdırlar ve son gününe kadar iktidarlarını sürdürmek için yapmayacakları iş yoktur. Eğer bir doğal zenginlik varsa buna çökeceklerdir yoksa da başka varlıkları ipotek edeceklerdir ya da uluslararası arenada kendilerini makbul gösterecek atraksiyonlara girişeceklerdir. Fakat bunlar topluma fayda getirmekten ziyade rejimin ömrünü uzatmaya yönelik beyhude hamlelerdir.
***
Şu aralar ne “Bağımsız Kürdistan” ülküsü taşıyanların ne de “Türk Milleti” hassasiyetindeki milyonların memnun olmadığı ama MHP‘nin kadim maskesini ve NATO’cu zafiyetini bir defa daha gün yüzüne çıkaran “kimliksiz yeni bir anayasa” yapılmaya çalışılıyor. Öyle ki, MHP aslında kendisini kaybetmemiş, bilakis kendine gelmiştir. Bugünkü MHP’nin ne olup olmadığı sadece Türkeş‘in hayatından ibaret değildir. Rejimden de öte devletin sigortası olarak dizayn edilen bu hareketin geçmişinde yaşananları ve bugünkü ihanetini gazetemiz yazarlarından Sayın Kaya Ataberk, İLERİ’nin son sayısında yayınlanan “Türk-İslamcılıktan Kürt İslamcılığa MHP ” başlıklı yazısında gayet çarpıcı bir şekilde ifade etmiştir. O yazıyı da okumanızı tavsiye ederim.
MHP’nin, Türk kimliğini tartışmaya açması şunu gösteriyor. Devleti kurtarma(!) refleksiyle en tepeden gelen tehdide pabuç bırakmışlardır. Ne olursa olsun bu tutum bir ihanet veya en yumuşak tabirle acziyet olarak tanımlanabilir. Aslında devletin sigortalarının atmış olduğunu anlıyoruz. Benzer durum Kürtçü cephede de aynıdır yani Kürdistan planı da Öcalan‘dan ibaret değildir, onu aşar. Şimdilerde yeniden Barzani ve Kürt Uluslaşma Süreci’nin önde gelenleri alttan alta daha büyük Öcalan düşmanlığı yapmaya ve yeniden Sykes-Picot’un fiilen bittiğini ifade etmeye başladılar. Abdullah Öcalan bu milliyetçi akımlara nazaran daha güvercin bile sayılabilir. Esasen,Terörsüz Türkiye planı “Yeni Anayasa-Yeni Kimlik” ekseninde yapılmamış olsaydı Türkiye açısından bir başarıdan söz etmek mümkündü ancak Öcalan muhalifi Kürtçüler ve fesih kararı alan PKK‘nın Sykes-Picot ile Lozan‘ı ilişkilendirme çabası ve bu yolla Türk Kurtuluş Savaşı’nı emperyalist kuşatmanın bir parçası gösterme küstahlığı vaziyetin ne kadar sıkıntılı olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Bütün bu yaşananlar elbette samimi Türk milliyetçisi yurttaşlarda ciddi bir travma oluşturmuştur ancak çok merak buyurmayınız. Bu ihanet; Rejim ve harici düşman beraberce kaybedeceklerdir.

