No Result
View All Result

Boris Johnson Osmanlı çocuğuysa,
bu gençler de Cumhuriyet çocuğu, Atatürk çocuğu!

24 Mart’ta Saraçhane’de gözaltına alınan ve tutukluğu devam eden son 14 gencin ilk celsesi 30 Mayıs 2025 tarihinde Silivri’de yapıldı. Cumhurbaşkanına Hakaret suçlamasıyla tutuklu bulunan gençler, duruşma savcısının tutukluluğun devamı istemine rağmen birinci celse sonucu tahliye edildi. Gazetemiz yazarı Ali Özsoy’un gençler için verdiği savunmayı aktarıyoruz.

Ali ÖZSOY by Ali ÖZSOY
3 Haziran 2025
in GÜNLÜK
0
Boris Johnson Osmanlı çocuğuysa,bu gençler de Cumhuriyet çocuğu, Atatürk çocuğu!

24 Mart’ta gözaltına alınan ve hukuk dışı bir şekilde tutuklu tutulan müvekkilim ve 13 arkadaşının iddianamesini okuduk.

Meslektaşlarımın yinelediği gibi, halk arasında geçen ifadeyle “yatarı” olmayan bir suçlama için iki ayı aşkın bir süredir tutuklu gençler.

Her şey Recep Tayyip Erdoğan’ın 2014’te Cumhurbaşkanı seçilmesiyle başladı. Bugüne kadar 10 binlerce kişiye bu maddeyle dava açıldı. Haksız yere binlerce kişi tutuklandı. Cumhurbaşkanı’nın özel vekaletini taşıyan hukuk bürosu öylesine yoğun çalıştı ki; burası adeta Türkiye’nin gayri-resmi ve özel sansür bürosuna döndü.

Bu yüzden “yatarı olmayan” hafif bir suç olması savunmalarımızı önemsizleştirmiyor çünkü bu madde ile Anayasal demokratik düzenin en önemli dayanağı olan ifade, basın ve düşünce özgürlüğü 11 yıl içinde ortadan kaldırıldı. Gençlerin bu davası da olağanüstü kanunsuzluklar ve hukuksuzluklar zincirine yol açtı. Dolayısıyla burada müvekkillerimizi değil, hukuku savunmak için kapsamlı savunma vermek zorundayız.

TCK 299 özelinde, Türkiye’de demokratik rejim yerine sansür ve hapis rejiminin kuruluşunun tarihini anlatabiliriz. Yaşanan sürece bakarsak, biraz önce bahsettiğimiz gibi 2014 yılından itibaren bu suçlamayla açılan dava sayısı patlama yaptı. 2016’dan itibaren tutuklu yargılamalar arttı. Son iki yılda ise neredeyse tutuksuz yargılanan kalmadı. Son bir yıldır ise polisin, savcıların ve mahkemelerin gözünde artık neyin hakaret, neyin eleştiri olduğu arasında hiçbir belirli hukuki veya edebi ayrımın kalmadığını görüyoruz.

Bu iddianamede Cumhurbaşkanına hakaret suçu için delil olarak geçen ifadeleri sıralarsak, TCK 299’nin Türkiye’de basın ve düşünce özgürlüğünün yok edilmesi için nasıl bir araca dönüştürüldüğünü daha açık görebiliriz.

Şimdi iddianameye bakıyoruz. “Zıpla zıpla zıplamayan Tayyipçi” ifadesi hakaret olarak sayılmış. Hakaret olan ne bu ifadede? Zıplamak mı? Zıplamamak mı? Tayyip mi? Tayyipçi mi?

Bu ifade “Cumhurbaşkanına hakaret listesine” son bir ayda girdi. Geçen hafta bir sanatçı bu ifadesinden dolayı tutuklandı. Türkçemizin artık yeni bir hakareti var!

İddianameye bakıyorum yine. Bir dövizde şu yazıyormuş: “Bana bak ve sonra başkanlık diplomamı alacak kadar beni tut.” Bu ne? Yanlış mı yazılmış? Neresi hakaret?

Sonra başka bir sloganı yazmışlar: “Diplomasız Erdoğan”.

Bunun nesi hakaret? Bir itham olabilir ama hakaret değil. Mesela yeteneksiz desek? Belki de gelecek ay o da “hakaret sözlüğüne” girecek. Korkak desek. Bu da mı hakaret? Şaka değil. Son iki aydır “diplomasız Erdoğan” artık hakaret kabul ediliyor. Tutuklanmaya da gerekçe oluyor.

Yani son iki haftadır “zıplamayan Tayyipçi”, son iki aydır ise “diplomasız” sözleri artık hakaret ve suç. Altı ay önceye gidelim. “Diktatör Erdoğan” ifadesi artık sadece savcı ve sulh ceza hakimleri değil, mahkemelere göre de cezalandırılma nedeni.

Oysa 2024’e kadar “Diktatör Erdoğan”ın hakaret olmadığına ilişkin sayısız yargı kararı var. Bakırköy 23. Asliye Ceza Mahkemesi bu kalıbı kullanan Canan Kaftancoğlu için beraat kararı verdi. 2021 yılında “Kahrolsun Recep Tayyip Erdoğan Diktatörlüğü” sloganı atan avukat İsmail Hancı, Antalya 14. Asliye Ceza Mahkemesi kararıyla beraat etti. 2016 yılına gidiyoruz. İzmir 3. Asliye Ceza mahkemesi “Diktatör Tayyip” pankartı asan gençler için beraat kararı verdi.

Yargıtay’ın bu konuda sayısız kararı var. “Diktatör” ifadesini hakaret olarak kabul etmiyor yargımız. Yargıtay Başsavcısı bu kararlara itiraz edince Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2018/62 E.) diktatör ifadesini hakaret kapsamında görülemeyeceğini karara bağladı.

“Dikta”, Latince “söz”, “konuşma” kökünden gelir. Diksiyon gibi… Savaş döneminde Roma Senatosu, bir değil, iki diktatör seçerdi. Birbirini veto edebilirlerdi. Sadece bir yıllığına yapılırdı ayrıca. Yani bir yetki. Ama Roma Anayasasında yeri var. Diktatörün sözü, kanun yerine geçiyordu. Yani devamlı kanun hükmünde kararname yayınlama yetkisi gibi. Bizde bu yetki Cumhurbaşkanına verildi biliyorsunuz. Bir terimdir yani aslında diktatör. Bizim Anayasamızda sınırlar var denebilir. Ama Anayasa’ya uyuluyor mu? Yerel mahkemeler Yargıtay’ı dinlemiyor, Yargıtay Anayasa Mahkemesini… Anayasal sınırları aşınca ne diyeceğiz?

Türk Yargısının tüm bu kararlarına rağmen, 2024 yılından itibaren yerel mahkeme Yargıtay Genel Kurulu’nun içtihatlarını da hiçe sayarak “diktatör” ifadesini hakaret olarak kabul etmeye başladı. Son bir yılda ardı ardına “Diktatör Erdoğan” ifadesinden dolayı tutuklananlar ve hüküm giyenler oldu.

O halde şunu saptamalıyız. Bu madde artık fiilen Cumhurbaşkanlığı makamını değil, siyasi bir partiyi ve lideri korumaktadır. Ayrıca TCK 299 kapsamındaki tutuklamalar ve hükümler, kanundaki maddenin içeriğiyle, lafzıyla ve yorumuyla da ilgisizdir. Burada neredeyse 3 ayı bulan tutuklama da, Anayasamıza aykırı bir tutuklamadır. Çünkü kanuni değil idari bir tutuklamadır. Hükümlerde idari hapis cezalarıdır.

Neden idari tutuklama diyoruz? Çünkü kanunilik ilkesi bulunmamaktadır. Suçun tanımı ve cezanın ne olacağı belirsizdir. TCK 299’ın kaldırılması gerektiğine ben de katılıyorum. Çünkü Cumhurbaşkanı artık tarafsız değildir, partilidir. Ancak şu var olan haliyle de TCK 299’ya göre tutuklama ve yargılama yapılmıyor. Parti lideri Erdoğan’ın öfkesi, valilerin işgüzarlığı ve polislerin keyfiliğine göre yapılıyor.

19 Mayıs günü gençlerle birlikteydim. “Hırsız Katil AKP” diye slogan atıldı. Polis megafonla bağırdı: “Dikkat dikkat polis konuşuyor. Attığınız slogan yasadışıdır”. Hayırdır?! Polisin elinde böyle bir katalog mu var? Yoksa anında kendi mahkemesini kurup, kendi hükmünü mü veriyor? AKP gerçek kişilik değil. AKP’ye hakaret suçu yok. Ama polis o an karar vermiş. Artık sokaklarda dolaşan ses sistemli, sansür gücümüz var! Bari her hafta valilik bir liste yayınlasın sitesinde. Hani durakları kapatıyorlar ya. Onun gibi. “Bu hafta şu şuşu ifadeleri de hakaret kabul ediyoruz, yasak”. Kanuni değil ama en azından belirlilik olur. Zaten tutuklamanın kanuni değil idari olduğu açık. Bari idare ne istiyor bilelim.

İddianamede yazan bu ifadeler hakaret değildir. Sert siyasi eleştiridir. Ancak iddianamede sinkaflı küfürler sıralanmış. Bir görüntü tutanağına atıf yapılıyor. İddianamede önce küfürler sıralanıyor sonra da “slogan atan grubun içinde olabileceği…” diye muğlak bir ifade kullanılmış. “Olabilir” yani olduğu ispat edilmemiş. O zaman “kovuşturmaya yer yok” kararı vermek zorundasın. Savcılığın hukuk ile ilişkisi polis ile aynı seviyeye düşmüş.

Daha da kötüsü; meslektaşlarımın belirttiği gibi görüntü delili hukuk dışı. Hatta polis suç işlemiş. Mobese görüntüsü değil. Kışkırtıcı gibigöstericilerin arasına sızmışlar. Yanlarına kadar sokulmuşlar. Gizlice cep telefonuyla çekmişler. Bu suçtur. Savcılık kararı olmadan bunu yapamazsın. Ayrıca ne malum küfürlü sloganı cep telefonuyla çekim alan muhbirin ya da polisin atmadığı.

Polisin artık böyle bir görevi mi var? İçişleri Bakanı! Muhbir açığı mı var? Memurların böyle yeni bir iş tanımı mı var? O halde ben şunu söyleyeyim. Polisler artık böyle ellerine cep telefonu alıp kıraathanelere, pazar yerlerine dolaşıp, gizlice, sinsice ve yasadışı bir şekilde vatandaşın kaydını alacaklarsa; emin olun ki milyonlarca kişi mahkemelik olur. Çünkü benden uyarması, insanların burnuna gelmiş artık. İktidar hakkında hiç iyi şeyler kimse konuşmuyor.

Polis bunu yapamaz. Sizin mutlaka bu delillerle ilgili bir ara karar alıp, dosyadan çıkarmanız gerekirdi. Bu davanın en önemli meselesi bu. Çocukların beraatından bile önemli. Eğer polis artık böyle vatandaşın arasına karışıp gizlice kayıtlar almaya başlarsa, kamu düzeni, kamu barışı ve kamu güvenliği ortadan kalkar. Polisler vatandaş gibi gelip çekim alsa, belki gidip adlarıyla sanlarıyla suç duyurusunda bulunabilirler. Delikanlı gibi bunu yapsınlar. Ama bunu yapsalar bile yasadışı delildir.

Ortada bir suç örgütü olsa bile; içine gizli eleman olarak sızmak için polis savcıdan ve mahkemeden karar almak zorunda. Gizlice sızıp çekim yapamazsın! Maşallah teşkilata! Ne akıllıca. O zaman burada çocuklar tek tek nasıl gözaltına alındıklarını anlattılar. Döve döve bayıltılan çocuklar var. Ayılınca yeniden dayat atılan. İşkence ve eziyet suçu. Sizin resen suç duyurusunda bulunmanız lazım. Ağır Cezalık suç. Poliste de bu kadar iyi görüntü arşivi varsa; dayak görüntülerini göndersinler savcılığa! Kim dövdü bu çocukları bayıltana kadar?!

2016 yılında Torbalı’da tır şoförü bir adam karısını gizlice kaydediyor. Sonra da Cumhurbaşkanına hakaretten suç duyurusunda bulunuyor. AKP medyasına da çıkıp epey bir böbürlenmişti. Torba 3. Asliye Ceza Mahkemesi 2017 yılında beraat kararı verdi bu davada. Gizli kayıtları delil olarak kabul etmedi.

Bu yaşadıklarımız bana hukuk felsefesinde yaşanan önemli bir tartışmayı hatırlatıyor. 1944 yılında Almanya’da kocasından kurtulmak isteyen bir kadın “Führerimize, Hitler’e hakaret etti” diye ihbarda bulunuyor. Grudge Davası. Adam tutuklanıyor. Führer’e ihanetten idam ediliyor. 1945 sonrası kadın cinayetten yargılanıyor. Avukatı 1934 yılında çıkan bir Nazi kanununa atıf yapıyor. Kadının kanuna uyduğunu belirtiyor. İşte hukuk felsefesinde bitmez tükenmez bir tartışma konusu başlıyor bu davayla. Hart ve pozitivist hukukçular, “kanun kanundur, istisnai bir yeni kanun çıkmalı ve geçmişe yürüyerek 1934 Kanununu kaldırmalı” diyor. Dworkin ve Doğal Hukukçular ise “temel ilkelere ve ahlaki değerlere aykırı Nazi kanunları zaten yok hükmündedir” görüşünü savunuyor.

Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir. Türk Mahkemeleri Nazi mahkemeleri değil. Bizim böyle karmaşık felsefi tartışmalara ihtiyacımız yok. Bakın Torba 3. Asliye Ceza Mahkemesi yolu göstermiş. Bu deliller yasadışıdır! Geçersizdir.

Son olarak! TCK 299’ın amacı Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı makamının şerefini korumaktır. Buradaki bütün gençler bu makama saygılıdır. Atatürk’ün makamıdır.

Elimde bir kupür var. Tarih 19 Mayıs 2016. İngiliz Dışişleri Bakanı Boris Johnson, Erdoğan’a hakaret temalı şiir yarışmasına katılıyor ve kazanıyor. Kaynak BBC. Ben bu haberi okuyunca öfkeden kıpkırmızı olmuştum. Kurtuluş Savaşı yıllarımızda İstanbul’daki işbirlikçi, hain kabinenin İçişleri Bakanı Ali Kemal’in torunu Boris Johnson. Boris de orada yükselmiş. Dışişleri Bakanı! Sonra da Başbakan oldu. Devletler arası bir hakaret söz konusu. Hem de 19 Mayıs tarihinde.

Şimdi ikinci bir kupür gösteriyorum. Sadece 4 ay sonra. Tarih 27 Eylül 2016. Başlık: “Boris Johnson: Türkiye’yle Jumbo bir ticari anlaşma istiyoruz”. Fotoğrafa bakın. Ziyarete gelmiş Boris Ankara’ya. Ticaret için. Boris sırıtıyor. Erdoğan gülüyor. Bir de Osmanlı döneminden kocaman bir şey hazırlamışlar. Hediye ediyor Erdoğan. 4 ay önce küfreden Boris Johnson’a.

Sokaktaki gençler söz konusu olmadığında Cumhurbaşkanlığının şerefi açısından hoşgörü sınırları nasıl genişlemiş. Haberlere göre şakalaşmışlar. Osmanlı çocuğu diye takılmış Boris Johnson’a.

Sayın Başkanım; Boris Johnson Osmanlı çocuğuysa, bu çocuklar da Cumhuriyet çocuğu, Atatürk çocuğu. (Alkışlar.)

Hem de Atatürk’ün Gençliğe Hitabe ve Bursu Nutku’nda göreve çağırdığı, örnek Türk gençleri! Sizin de Yüce Türk Milleti adına bugün tahliye ve sonra da beraat kararı vereceğinize inanıyorum.

Haksızlığa, hukuksuzluğa karşı, Bursu Nutku’nda söylendiği gibi polis, savcı, mahkeme ne yapar ne karar verir demeden isyan eden bu gençler ülkenin geleceğidir. Gençliğine düşman olan geleceğine de düşmandır. Her ne olursa olsun, her ne karar verirseniz verin; istikbalimiz bu gençlerdir ve ne mutlu ki geleceğimiz aydınlıktır.

Previous Post

İzmir’deki olaylara böyle bakmak gerekiyor

Next Post

Mağara adamı hiç modernleşmedi

Next Post
Mağara adamı hiç modernleşmedi

Mağara adamı hiç modernleşmedi

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.