No Result
View All Result

Demokrasi ve kardeşlik kavramlarının derinleşmesi

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy by Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
5 Ağustos 2025
in GÜNLÜK
0
Demokrasi ve kardeşlik kavramlarının derinleşmesi

Günümüzde anlamı düşünülmeden ve kavramlaştırılmadan en çok kullanılan iki sözcük demokrasi ve kardeşliktir. CHP de bunları arka planına bakmadan kullanmaktadır. Kardeşlik, herhangi bir antropolojik anlamına bakılmaksızın içi boşaltılarak kullanılır. Kardeşlik, ilkel komünal toplumda aynı atadan gelme mantığıyla oluşturulmuş bir kavramdır.

Bu Türkiye’de Türkmen ve Kızılbaş-Alevi Türkmen kabilelerinde ve Orta Asya’da Tatar kabilelerinde belirleyici olgudur. Urukların bağları bu kan kardeşliği üzerinden gider. Hepsinin kendine özgü tamgaları vardır. Dolayısıyla kardeşlik görüldüğü gibi feodalizm öncesi komünal toplumun kavramıdır. Sınıflı topluma geçişle kan bağına dayalı toplumsallık ortadan kalkar. Buna Orta Doğu’da kabile toplulukları denilmektedir. Özellikle Cengiz Han’ın ordulaştırdığı, askeri demokrasiye dayanan kan kardeşi toplulukları da bunlardandır. Cengiz Han, bunları ordalar çerçevesinde ilkel kan bağı ilişkilerinden arındırıp yeni bir yapıya sokmuş, onluk, yüzlük, binlik sistemiyle örgütlemiştir. Buna rağmen bu savaş makinesinde mülkiyet ilişkileri anlamında henüz bir üst aşamaya geçilmemiştir.

Toprağa bağımlı serfler ise kan kardeşi topluluğu içinde yer almazlar. Köle değillerse de eski kan bağı yapısı bozulmuştur. Cermenlerin, Türklerin, Tatarların düzeni ise kan kardeşliğidir. Hatta Tolkien onları bir anadan gelip ordulaşan Orklar olarak tasvir etmiştir.

Yani kardeşlik olgusu, feodalizmin de öncesine tekabül eder. Kapitalizm ve sosyalizm içinde bir kavram olarak yer almaz.

Demokrasi ise Türkiye’ye ABD’den Menderesler eliyle ithal edilmiş, babamın deyimiyle “demirkıratlık” olmuş bir kavramdır. Sosyalist literatürde ise Lenin’in “İki Taktik”te tanımladığı aşamalı devrimde, sosyalizme giden yolun ilk aşamasını temsil eder. Çar’ı işçiler, köylüler ve burjuvalarla devirmenin formülasyonudur. Sosyalist aşamada ise işçilerin yoksul köylülerle beraber burjuvalara ve zengin köylülere karşı mücadelesi temel alınır. Türkiye’de ise demokrasi kavramı Doğan Avcıoğlu ve Mihri Belli tarafından Milli Demokratik Devrim formülü çerçevesinde kullanılmıştır. Dr. Kıvılcımlı buna Lenin’in milli demokratları burjuva olarak tanımlamasını referans alarak karşı çıkmıştı. Bu nedenle o, demokratik devrim kavramını kullanır ve bunun da temelini işçi sınıfı örgütlenmesi olarak görür. Diğer tarafta ise milli kavramı genişletilerek içine asker ve sivil bürokratları da almış, sınıf tabanından kopmuştur.

Milli Demokratik Devrim daha sonra Mao etkisiyle Demokratik Halk Devrim kavramına evrildi. Sosyalist Devrim kavramı giderek bunun de yerini almış, Devrimci Demokrasi tanımı birkaç grupla sınırlı kalırken, diğerleri işçici ve sosyalist olarak ortaya çıkmıştı.

Deniz Gezmiş’in “Türk ve Kürt halkının emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi” kavramını “Türk ve Kürt halkının kardeşliği”ne dönüştürmek konuyu 180 derece tersine döndürür. Diyarbakırlı Zaza Ömer Ayna, Rizeli Cihan Alptekin ve Deniz Gezmiş’in oluşturduğu bir yapı, THKO’nun en iç hücresini oluşturan hareket, bütün Türkiye’nin emperyalizme karşı mücadelesi için bir araya gelmiş ve canlarını vermiştir. Kürt milliyetçisi kökenli Ömer Ayna bunu terk etmiş; Deniz, Kemalizm’den bu noktaya ulaşmış ve Laz Cihan Alptekin Türkiye için can vermiştir! “Kardeşlik” söylemiyle bu gerçekler ortadan kaldırılıp altüst edilemez! Atatürk’ün 1920’deki mücadelesi Türk milletini oluşturdu. 1970’lerde ise yine Atatürk’ün yolundaki mücadele Marksizm görüntüsü altında da olsa aynı şeyi yaptı. Ortada kardeşlik değil Türk milleti vardı!

Kısacası sol literatürde demokrasi, sosyalizm öncesi aşamadaki geniş ittifaklara atıf yapan politik bir kavramdır. Sosyalizme ulaşılamıyorsa demokratik hatta milli olsun diyen bu teze Harun Karadeniz de başka bir açıdan karşı çıkmıştı.

1980’den sonra ise en çok Ahmet Kaya’nın parçasıyla tanımlanabilecek devrimci demokratlıktan yorgun demokratlığa geçiş süreci yaşanmıştır. Bu arada kavramın içi de boşalmıştır. Bugünse ancak belediye başkanlarına yapılan tutuklamalara karşı çıkmaya indirgenmiştir.

Radikal Demokrasi kavramını ise Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe üretti. Buna göre burjuvazi demokrat olma özelliğini yitirdiği için bu artık solun mücadelesinin temeli olmalıydı. Artık iktidar olmayı hedeflemeyen bu yaklaşım eşitlerin gökkuşağı şeklinde bir araya gelmesi ve bunun içinde önderlik ve hiyerarşinin de olmaması ile kendini tanımlıyordu. Bu, Türkiye’de Altılı Masa’nın da solun PKK ile işbirliğinin de teorik temeli oldu. Sol halen antiemperyalist olduğunu söylerken doğrudan ABD, İngiltere, Fransa gibi emperyalistlerle işbirliği içinde olan PKK ile ya da geçmişte yanından bile geçmeyeceği kesimlerle radikal demokrasi adına bir araya gelmiştir. CHP’liler Atatürk ve Atatürkçülük karşıtlığının demokrasi olarak tanımlanmaya çalışıldığını unutmamalıdır. Kardeşlik de yine sınıfsal mücadele yerine radikal demokrasideki gibi yatay bir araya geliştir. Ve kardeş kardeşi sömürmez diyerek, Kürt ayrılıkçılığını öne çıkaran bir hal almıştır. Apo, önceden Mahirci ve antiemperyalist olduğunu iddia eder. Fakat bir süre sonra bu emperyalizmin tanımını değiştirmişlerdir. Artık emperyalist ve sömürücü olduğu iddia edilen Türkiye ve Türklerdir. Burada da kardeşlik kavramı devreye sokulur. Kardeşin kardeşi sömürmesine karşı çıkmak sosyalist olmayı bırakın demokrat olmanın ön koşulu olarak savunulur ve Kürtlerin ayrılma hakkını savunmayanlar sosyalistlikten de demokratlıktan da azledilir!

Görüldüğü gibi kardeşlik ve demokrasi kavramları ile oynanarak devrimci ve sosyalist strateji bu kadar çarpıtılmıştır. CHP’den devrimci bir demokratlık ya da sosyalist devrimcilik beklemiyoruz ama kullandığı için boşaltılmış kavramlarla Amerika’nın ürettiği solculuk olan radikal demokrasiye de savrulmaması gerekir. Özellikle de Atatürkçülük iddiasıyla bu savurulma durumu iyice anlaşılmaz kılmaktadır.

Şerif Mardin’in jakobenlik adı altında Kemalizm’e saldıran tezleri de radikal demokrasi cephesine eklenebilir. Kökenleri İdris Küçükömer’in sol ve sağı altüst eden tezlerine kadar takip edilebilir ve bu cephenin sağcı, İslamcı kanadını oluşturur. Bunlarla bir araya gelip İslamcı, Kürtçü, Ermenici tezlerle Lozan çizgisini terk eden bir CHP’nin nereye kadar savrulacağı tahmin dahi edilemez.

Previous Post

“Türk ve Kürt halkının birleşik bağımsızlık ve antiemperyalist mücadelesi”

Next Post

“Sahte diploma” skandalının hatırlattığı:
AKP’nin hayalet seçmenleri

Next Post
“Sahte diploma” skandalının hatırlattığı:AKP’nin hayalet seçmenleri

“Sahte diploma” skandalının hatırlattığı:
AKP’nin hayalet seçmenleri

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.