No Result
View All Result

Fırat’ın karşı tarafında birkaç güzel gün
— Memleket gezilerinden notlar —

Mutlu YILMAZ by Mutlu YILMAZ
5 Ekim 2025
in GÜNLÜK
0
Fırat’ın karşı tarafında birkaç güzel gün — Memleket gezilerinden notlar —

Epeyce uzun bir müddet çeşitli sebeplerle sürekli ertelediğim Mardin ziyaretimi daha geniş bir Güneydoğu turu olarak önceki hafta nihayet tamamladım. Gözlemlerimi sizlerle paylaşmadan önce gezinin en başından itibaren bizlere eşlik eden kıymetli dostlarımız Elif-Ramazan Oğrak çiftine ve bizi Diyarbakır’da karşılayarak muhteşem bir gün yaşatan Cumhuriyet aydını Selma Özçınar hanımefendiye teşekkürlerimi sunmak isterim…

Aslında Mardin benim için çok daha bir başka öneme sahip ve kelimenin tam anlamıyla “ana yurdum” diyebileceğim bir şehir çünkü anne tarafından Mardin’liyim. Ve herkesin bu büyüleyici şehri ömürlerinde bir kere de olsa ziyaret etmelerini öneriyorum.

Antalya’nın Alanya ilçesinden sabah çok erken çıkmamıza rağmen akşamın geç bir saatinde şehre anca ulaşabildik. Sizler Ankara’dan hatta İstanbul’dan gelecekseniz ve çok fazla vaktiniz yoksa ya da uzun yolu göze alamıyorsanız hava yolunu tercih etmeniz daha yerinde olur.

Şehre gelir gelmez UNESCO’nun Dünya Mirası Geçici Listesinde bulunan kaleiçindeki “Eski Mardin” veya halkın kendi aralarında kullandığı tabirle “Yukarı Mardin”de tur atıp daha sonra kalacağımız otele geçelim dedik. Eski evler, eski mabedler ve çeşitli dükkânlarla dolu; trafiğin tek yönlü aktığı bir caddeye sahip, daracık sokakları olan tıklım tıklım bir Mardin gördük.

Ertesi gün “Nasıl olsa gün batımından önce döneriz” diyerek daha önceden planladığımız şekilde doğrudan Midyat’a geçtik. Midyat da yine Mardin merkez gibi birçok diziye ve sinema filmine ev sahipliği yapmış güzide bir ilçe. Aslında inançsal ve etnik çeşitlilik bakımından çok zengin Midyat, hususiyetle görülmesi gereken noktalardan birisiydi ve biz de onu yaptık.

Akşama doğru ise tekrar Mardin’deydik…

UNESCO’nun kültürel koruma şemsiyesi altındaki bu güzel tarihi kent doğal olarak bir sit alanı ve kendi mülkünüz olduğu halde dükkânınıza izinsiz bir çivi dahi çakamıyorsunuz. Konuştuğum esnaf bu durumu artık çok da yadırgamıyor.

Eski evlerin tarihi yapılarla neredeyse sırt sırta ayakta durduğu Mardin’e müthiş bir ilgi var. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden ve dünyanın başka başka noktalarından ciddi bir turist akını söz konusu. Mardin, büyükşehir statüsü kazandıktan sonra merkez bölgeler Dara Antik Kenti’ne kadar Artuklu olarak kalmış ve 300 yıl hüküm süren Artuklu Beyliği’ni selamlarcasına her adım başında Artuk Bey / Artuk ismini işlemişler. Yani tarihlerinin o dönemini de sahiplenmiş oldukları görülüyor.

İğne atılsa yere düşmeyecek bu tarihi kentte artık fazla bir oynama fırsatı kalmadığı için şehir aşağılara doğru genişlemiş. Mardin halkı şehrin asıl yükünü çeken ve daha da genişleme potansiyeli taşıyan bu harici kısımları Yukarı Mardin’den ayırt edebilmek için “yeni şehir” olarak vurgulamaya başlamışlar.

Güzel bir akşam yemeği, lezzet duraklarımızda tattığımız birbirinden güzel yemişler ve küçük bir alışverişten sonra çok geç saate kalmadan uyumamız gerektiğini hatırladık. Ama şu kadarını söyleyeyim; Kaburga dolması, Sambusek (kapalı lahmacun), Irok / Ikböbet (içli köftenin kızarmış / haşlanmış formu), cevizli sucuk ve her köşede ikram ettikleri Süryani çöreği kaçmamalı…

Erken kalkmalıydık çünkü “Pazar günü kahvaltımız Diyarbakır’da olmalıydı…”  Böyle söylüyordu Elif ve Ramazan…

Bir saatlik yolculuktan sonra Diyarbakır’a ulaştık ve Selma Hanım bizleri Diclekent’teki o güzel bahçelerinde karşıladı. Dillere destan Diyarbakır kahvaltımızla açılışı yapmış olduk.

Diyarbakır’da 2015-2016’daki talihsiz olaylardan sonra Sur’da yani Diyarbakır’ın merkezinde bazı yenilikler olmuş. Restorasyon ve çevre düzenlemesiyle oradaki mülk sahiplerinin başına devlet kuşu konmuş adeta. Nitekim sağlı sollu kafeteryalar ve eğlence yerleri oldukça eğlenceli, dolgun ve neşeli görünüyordu. Modern bir toplum ve modern bir şehir görüntüsü verdi bana buraları. Hep birlikte sohbet ederek Batı Ermenileri için çok önemli sayılan Surp Giregos Ermeni Kilisesi’ni ve yine merkezdeki Ulu Cami’yi ziyaret ettik. Çarşı içindeki Dört Ayaklı Minare’nin altından geçmek Eyfel’in altında geçmekten daha anlamlıydı.

Yine Suriçi’ndeki bir diğer kilise olan Surp Teodoros’un bir Osmanlı fetih geleneği olarak camiye dönüştürüldüğünü öğrendim. Bu hususta internetteki bilgiler çok doyurucu değildi ama Surp Giregos’taki rehberlerle yaptığım konuşma ve verdikleri broşür nispeten daha açıklayıcı oldu.¹

Fakat biraz tuhaf bir duyguya da kapıldım o anda çünkü orta öğrenim yıllarımdaki bir anı gözümde canlanmıştı…

Tuhaf bir yaşanmışlık…

•••

Ayasofya’da doksanlı yıllarda da ezanlar okunuyordu ve içerisinde namaz kılma yerleri vardı. Okul takımı olarak “Ayasofya’da kılalım” diye topluca mescit kısmına geçmiştik, öyle ya bu namaz bir namaz olmanın ötesinde bir prestij meselesiydi. Namazı kılıp çıktığımızda ise her birimiz küçük birer Fatih’lerdik ve Sultanahmet kaldırımlarına daha sert vura vura yürüyorduk.

Şimdiki aklımla düşünüyorum da, ne kadar çiğ ne kadar barbarca bir arzuymuş… Orta Çağ hukukunu bugün hâlâ ısrarla sürdürmek isteyenleri anlamak mümkün değil.

•••

Reyhan şerbetleri ve kahveler eşliğinde güzel bir müzik dinletisi vardı bir yerde. Akşam çökmeden 1,5 saat kadar orada takıldık ve meşhur Yanık Çarşı’nın (Çarşiya Şewitî) içinden geçerek akşam yemeği öncesindeki turumuzu tamamladık.

Yanık Çarşı, 1914’deki yangından ismini almış fakat resmî anlatı ile yerel anlatı arasında bir nüans var. Yangının daha çok 6-7 Eylül 1955 olayları gibi komplo olabileceği yönünde bir değerlendirme var.

Öte yandan şehirde araçla turlarken başka şeyler de dikkatimi çekti: Mahabad Bulvarı, Qamışlo Bulvarı vb….  Bizimkisi biraz da algıda seçicilik ancak ortalama bir Diyarbakırlı için bunlar ne ölçüde bir anlam ifade ediyor orasını ölçümleyemedim.

Akşam yemeğinde muhteşem bir masanın başrolünde elbette ciğer vardı. Hangilerinden ne kadar yedik hatırlamıyorum ama muhteşemdi. Zaten o ciğer yenmeden Diyarbakır’dan dönülmezmiş. En sonunda da meşhur tatlıcıları…

Saat gece yarısına yaklaştığında artık yerimizden kalkamayacak hale gelmiştik. Biraz daha ipin ucunu kaptırsak o gece Mardin’e dönmeyeceğiz, ilgi o derece yoğun yani. Her neyse bir şekilde vedalaştık ve döndük.

Gittiğimiz her yerde Diyarbakır esnafının kendisine gösterdiği saygıyı sonuna kadar hak eden biriydi Selma Hanım. Deyim yerindeyse bir mihmandar gibi her dakika yanımızdaydı ve sürekli kent hakkında ek bilgiler veriyordu. O gün kendisini bize vakfetti ve günün sonuna kadar nerede ne yapılması gerekiyorsa fazlasıyla yaptı. Yurdumuzun gerçekten böyle insanlara ihtiyacı var çünkü onlar yaşadıkları şehirleri iyi tanıyorlar, çok seviyorlar ve sevdiriyorlar…

Pek tabii Diyarbakır önemli bir geçiş noktasındadır. Tarihi olarak Roma-Part ve bunun ardılı Bizans-Sasani çekişmesinin olduğu bir bölgede. Zaten Mardin’den Diyarbakır’a giderken yol üzerindeki Zerzevan Kalesi meşhurdur ve “Roma’nın Sınır Garnizonu” olarak geçer. Diyarbakır’ı biraz da bu şekilde analiz etmek gerekiyor. Ancak daha geniş bir bakışla Suriye sınırına 6 km mesafedeki Dara Antik Kenti’ne kadar bu şekilde ele alınmalıdır.

Mardin’den Dara Antik Kenti ve civardaki önemli ziyaret noktaları için ideal plan ise şöyle olmalı:

Deyrulzafaran Süryani Manastırı – Dara Antik Kenti – Beyaz Su – Midyat

Deyrulzafaran zaten öteden beri ziyaret etmeyi istediğim bir yerdi ve hikâyesini yerinde dinlemek oldukça etkileyici oldu. Manastırın dört ana bölümü bulunuyor: Mor Hananyo Kilisesi, esas ayinlerin yapıldığı yer ama daha etkileyici olanı Azizler Evi olarak tanımlanan eski patriklerin yattığı, daha doğrusu defnedildiği mezar odasıydı. İnanışa göre İsa peygamber Doğu’dan gelecek ve buradaki azizler onu ayağa kalkarak selamlayacaklarmış. O nedenle ayin kıyafetleriyle ve oturur vaziyette defnedilmişler. Odadaki bazı lahitlerin içi boşmuş ve sırası gelen burada defnedilerek bu silsile devam ettirilecekmiş.²

Deyrulzafaran’dan Dara Antik Kenti’ne 15-20 dakikada rahatlıkla geldik. Örenyeri “Doğu’nun Efes’i” dedikleri kadar var. Burada büyük kuşatmalar ve muharebeler yaşanmış; yedinci yüzyıldaki Arap fetihlerine kadar Bizans-Sasani arasında sürekli el değiştirmiş. Daha öncesinde ise Büyük İskender ile Pers kralı Darius’un mücadelesine tanıklık etmiş bu kent. İskender, onu yenmiş ve Kral Yolu’ndan geçmiş belki ama Dara’ya adını veren Darius olmuş.

Dara Antik Kenti’nden yavaş bir seyirle on dakikada köylerin içinde geçerek İpekyolu’na çıkıyoruz ve sınıra paralel konumdaki bu modern asfalt yolda doğu istikametinde 8-10 dakika devam ederek Nusaybin’e varıyoruz. Sınıra sıfır noktasındaki kafeteryaların teras katında bir şeyler içmenizi ve Kamışlı’yı seyretmenizi öneririm. Belki sizi görebilecek mesafede olamazlar ama çocuklara da el sallamayı unutmayın, onlar her zaman en masum olanlardır.³

Sınırdan hafif kuzeye yönelerek Beyaz Su piknik alanına gidin. Aynı zamanda doğal içme suyu kaynağı olan Beyaz Su, kıyılarındaki birçok tesisleriyle harika bir mola noktası olacak sizler için.

Beyaz Su’dan Midyat azami 20-25 dakika ve kapanış yine Mardin….

Mardin’den ayrılırken biraz erken çıkmaya çalışın zira yol üzerinde Şanlıurfa ve Gaziantep gibi iki güzelimiz daha var. Şanlıurfa için hiç olmazsa Balıklıgöl ve insanlık tarihini bilinen zamandan en az iki kat daha eskiye, yaklaşık (M.Ö 10.000’lere kadar götüren Taş tepeler (Göbeklitepe, Karahantepe vs..) görülmesi gereken yerlerdir. Gaziantep’i de yine bir güne sıkıştırmak isterseniz İstasyon Meydanı’nda bir konaklama yeri seçmeniz; sabaha katmerle başlayıp her evin balkonunda patlıcan ve biber kurularının asılı olduğu Kalealtı’ndaki sokaklarda baharat kokuları arasından Bakırcılar Çarşısı’na yürümeniz ve oradan mağara-kafe tarzı yerlerde Antep fıstıklı bir Türk kahvesi keyfi için en pratik yoldur.

Biz o yoldan yürüdük ve Gaziantep’i de beğendik. Ancak depremin ve düzensiz göçün bu şehri bir hayli yormuş olduğunu da gördük.

Ve yine gecenin geç bir saatinde Fırat’ı arkamızda bırakarak Antalya’ya döndük ama gönüllerde oralardan hiç ayrılmadık.

Dipnotlar:

1) Surp, Ermenice “Aziz” anlamına geliyor. Agos gazetesinin haberine göre tamamen yıkılan Surp Teodoros’un yerine yapılan cami Kurşunlu Camii.

2) Mor, Süryani dilinde “Aziz” anlamına geliyor.

    Ör: Mor Hananyo, Mor Yakub, Mor Gabriel

3) Buradaki İpekyolu (E90), tarihi İpekyolu ile birebir örtüşmüyor ama yakın güzergâhta.

Previous Post

2 yıl önce yazdığımız AKP-ABD-İsrail planını NTV muhabiri ifşa etti

Next Post

İmamoğlu’nun utandıran Le Monde mektubu

Next Post
İmamoğlu’nun utandıran Le Monde mektubu

İmamoğlu’nun utandıran Le Monde mektubu

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.