Çoçi, Cengiz Han’ın öz oğlu değildir ama sembolik olarak büyük oğludur. Tarihsel olarak Sibirya’dan başlayarak Karadeniz’in kuzeyine kadar uzanan bölgede bulunan uruklar Kimmerler, İskitler, Kıpçaklar, Kanglılar, Naymanlar, Kereyler gibi bozkır boylarıdır. Çoçi ulusu, bu uruklar tarafından oluşturulmuştur. Tolkien’ın romanında “Ork” olarak tanımladığı bu uruklar, Macaristan’dan Rusya içlerine kadar uzanan geniş bölgeyi ele geçirmişlerdir. Bu bölgedeki otokton halk, bu kimlikle yeniden organize olarak egemenlik kurmuştur. Bunun, bugünkü Moğolistan’da yaşayan Moğollarla hiçbir ilişkisi yoktur. Batılı tarihçiler ve Batıcı Rus tarihçileri de bu gerçeği reddederek bu halkları Moğol ilan ederler. Moğolların da Moğolistan’a geri döndüğünü iddia ederler.
Bunda tek gerçeklik payı Kalmuklarla ilgili olabilir. 16. yüzyılda geri dönen gerçek bir Moğol grubu sayılabilir. Ama Çoçi ulusundaki uruklar, bu bölgede Tatarları ve Yeni Rusları oluşturmuşlardır. “250 yıllık Tatar-Moğol boyunduruğu” kavramı, Batıcı-Slavcı birtez olarak ortaya atılmıştır. Batılılaşmaya çalışan ve Uralların doğusuna geçemeyen bir yaklaşımdır. Avrupamerkezli bakış açısına göre bu halklar Polonyalılar, güney Slavları, Çekler gibi Avrupa sisteminin en kenarında oluşmuştur. Özünü inkar ederek, en kenardan da olsa Avrupalı olmayı seçmektir. Volga Bulgarlarının (Tatarlarının) ve Tuna Bulgarlarının Slav olduğu tezi, aynı Batıcı mantıkla burada da işlemektedir.
Çoçi ulusu, Batu Han’ın liderliğinde batıya akın etmişti. Bu akının sonucu bir boyunduruk değil, yeni bir etnogenezin gelişmesidir. Bu etnogenezle oluşan halklar Tatar olarak tanımlandı. Bunların Hristiyan olan kesimleri başlangıçta Moskoflar, daha sonra Zaporejiya’daMamay Mirza’nın kolundan Nogaylardan çıkan Don Kazakları gibi kesimlerdir. Dolayısıyla “Tatar boyunduruğu” denilen süreç, bir boyunduruk değil bir etno gelişim olgusudur. Gumilev tarafından tanımlanan bu olgu, Batı Akınını anlatan tüm eserlerde görülmektedir. Yüzüklerin Efendisi’nde de Batının Doğu tarafından işgal edilmesi olarak Batıcı bir bakış açısıyla yaftalanmıştır. Atilla’nın, Batu Han’ın ve daha sonra Sovyetlerin Avrupa’ya doğru ilerlemesini sembolik olarak kötülemektedir.
Eski Ruslar denilen, Rurik hanedanın soyundan gelen ve Kiev’de merkezleşmiş olan hanedanla,Rurik, Vladimir, Oleg gibi birçok hanedan ve onlara bağlı knezlikler 13. yüzyılda tarihten silinmiştir. Bunlardan sonra yeni bir hanedan ortaya çıkmıştır. Bu hanedanla birlikte gelişen etnogenezde çocuklar annelerin tarafından Ortodoks ve Rus dilli büyütülmüşlerdir. Eski Rus prensliklerinin tümü de Yüzüklerin Efendisi’nde olduğu gibi ortadan kaldırılmıştır. Söz konusu anneler bu yeni etnogenezin anneleridir.
Burada sadece Baltık kıyısındaki bölgeler, Vareglerin devamı olarak Novgorod, İskandinav olarak kalmıştır. Rus tarihinde ise hem bu İskandinav kimliği hem de Tatar kimliği reddedilerek Slav kimliği ön plana alınmıştır. Bu Bolşevikler döneminde de böyle olmuştur. Bolşevikler Ortodoksluğu da reddettiği için Slavlığın altı daha da kuvvetli çizilmiştir.
Moskova ile Fener Partikhaneleri arasındaki Ortodoksluk üzerindeki mücadele bugün de sertleşerek sürmektedir. Bunun karşıtı olarak bin yıl önceki Ortodoks-Katolik bölünmesini aşarak yeni bir Roma bütünleşmesini Türkiye-İtalya ittifakıyla kurma politikası ortaya çıkmaktadır. Fakat Türkiye’de önemli bir Hristiyan nüfus kalmadığı için bu Lozan’ın delinmesi gibi bir anlama gelmemektedir, Sevr’e dönüş de değildir.
Altınordu’nun Hristiyan hanlığı sayılan Moskova’daki toplum ve devlet yapısı da Altınordu gibidir. Dört ayak üzerinde “han kötermek” usulüyle dört ayağın üzerine çar yerleştirilir. Batılılaşma fikri ise kökenini, Hollanda’nın ticari egemenliğinin Atlas Okyanusu üzerinde yükseldiği dönemden alır. Bu ticaret yolları üzerinden Rusya yeniden köleci bir devlete dönüşmüştür. Bugün nasıl petrole dayanan bir yapı varsa o zaman da kereste, balmumu, keten ve kürk gibi ürünlerin Batıya ulaştırılmasına dayanan bir yapı vardı. Bu da Rusya’yı yeniden şekillendirmişti. Moskova’yı öne çıkarmıştı. Ticarette Venedik hakimiyetinin olduğu bir önceki dönem ise Kırım Hanlığı’nın öne çıkmasına neden olmuştu. İlk dönemde Moskofluk geri bir konumdayken ikinci dönemde Hollandalıların, İngilizlerin ve Almanların etkisiyle Yeni Ruslar öne çıkmış ve kendilerine Batılı bir kimlik edinme çabasına girmişlerdir.
Slavlık ve Ortodoksluğa dayanan yapı böyle kurulmuştur ama yıkılmaya mahkumdur. Gumilev’in utangaç bir şekilde de olsa eleştirdiği kimlik yapısı budur. Rusya bu şekilde kendini savunamayacağı için eski dört ayaklı Altınordu geleneğine dönerek çevresiyle bütünleşme sağlayabilir.

