Şara’nın Esad’ı devirmesinden sonra Suriye’nin artık ABD’nin 51. eyaleti olduğunu belirtmiştim. Burada ABD’nin Kürt kuşağı oluşturma teorisinin çok dar bir strateji olduğunu ve bunun yerine Azerbaycan, Türkiye, Suriye ve İsrail hattının oluşturulduğunu savundum. Böylece ABD, beş denize egemen olacak bir kuşak yaratacaktı.
ABD’nin, rotasını PYD’den Şara’ya çevirmesinin arkasında birinci olgu olarak bu vardı. İkinci olgu ise Erdoğan’ın İtalya ile anlaşarak İstanbul’da Papa ve Partik’in İznik’te ayin yapmasının önünü açması, bunun ABD’de yapılan toplantılarda kararlaştırılmış olması vardı. Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması da bu projenin parçalarındandır. Bu, Birinci ve İkinci Roma’nın birleştirilmesiydi. Bu da Trump ve Erdoğan yakınlaşmasının sonucudur.
Bu yakınlaşmanın Suriye’ye yansıması da ABD’nin politika değişikliğidir. Bunun amacı çok geniş bir alana hâkimiyettir. Bu alan, İspanya’dan Levant’a uzanan bir bölgedir. Akdeniz çevresinde Katolik ve Ortodoks teolojik uzlaşmasına dayanır. Suriye’deki yeni durum da bunun bir bileşenidir. Aylar önce yaptığımız analiz bugün olgularla kanıtlanmıştır.
Bu yeni egemenlik alanı, Rusya’nın Ortodoks koridoru ile Akdeniz’e açılmasının da önünde bir engel olarak planlanmıştır. Diğer taraftan Çin’in Avrupa’ya açılmasının da önünü keser. Avrupa böyle görmese de ABD açısından Avrupa stratejisi buradan başlamaktadır. Suriye’de ABD bombardımanının bu defa PYD’nin imdadına yetişmemesi de Trump’la Erdoğan’ın bu teostratejik ittifakının sonucu oldu.
Kürt-Amerikan koridoru yerine haritada gördüğümüz 5 denizi (Kızıldeniz, Akdeniz, Basra Körfezi, Hazar Denizi ve Karadeniz) kapsayan alan kuruldu. ABD stratejisi de böyle dönüştü…
Bu proje, aslında BOP’un atası sayılabilecek olan Bernard Lewis’in Orta Doğu Projesine dayanıyor. Bunda Mısır, Suriye ve İsrail önemli bir yer alır ama kuzeydeki “Büyük Kürdistan” tarihsel olarak çöpe atılmıştır. Akademisyenlerin çizdiği haritayı sahadaki savaş silmiş ve “Kürdistan” haritası buharlaşmıştır.
Suriye’nin kuzeyi temelinde baştan itibaren tarihsel süreç içinde ele aldığım Zengi modeli, Türklerin egemen olduğu ama Kürtlerin de onların yanında yer aldığı bir yapıdır. Bu süreçte önce Türkmenler Araplaştı. Sonra Kürtler de ABD ile işbirliği yaparak Türkmenlere karşı bir kinle davrandılar. Sonunda Kürtler de elimine edildi ve Suriye şiddetle Araplaştı. Bu arada Türkmenlerin yani Etrak’ın haklarını savunmak unutuldu. Bu aynı zamanda Ekrad’ın yani Kürtlerin de haklarını savunmak anlamına gelecektir. Bunlar da ancak Zengi kimliğinin Araplara karşı korunmasıyla olabilirdi. Ama süreç içinde Kürtlerle Türkmenlerin arasındaki düşmanlık, ABD etkisiyle yükseldi. Türkmenler Araplaştı. Kürtler de kovuldu.
Suriye, Arap Cumhuriyeti kavramını ısrarla kullanarak Kürt kimliğine karşı bir tavır alıyor gibi gözükürken aslında özü Türkmen olan Suriye kimliğinin tasfiyesi söz konusu oldu.
ABD Suriye’den çekildiğinde, Arapların Kürtlere saldırısının ancak Türkler tarafından durdurulabileceğini savunmuştum. Suriye Millî Ordusu’ndaki Türkmenlerin saldırısı sonucunda bugün Kürtler yenildi. Ama bu Türkmenler için de bir Pirus zaferi oldu ve onlar da Arapların egemenliğine girdi. Arap Cumhuriyeti kavramı içinde herhangi bir Türkmen dili ve kültürü gündeme gelmedi. Türkmenler Arap sayıldı.
Türkiye-Suriye sınırında ABD işbirlikçisi Kürtlerin bunulmasına, Şii Hilali’ne ve cihatçılara karşı Türkiye, Suriye derinlerine inmelidir tezini savunduğum yazıda Suriye’nin aslında Zengi Modeli çerçevesinde Türkmen ülkesi olduğunu ortaya koymuştum. Zengi ordularında Kürtler de vardı ama asıl kimlik Salur ve Avşar Türkleriydi.
Şimdi Arap Cumhuriyeti ile Kürtlere yine hak verilirken Amerikancı Arap zihniyeti ile birlikte Türkmen kimliği tasfiye ediliyor. Bu, Güneydoğu Anadolu’da Akkoyunlu şehirlerinin Kürtleştirilmesinden farklı değildir. Türk Solu’nda yazdığım gibi, “Türkler İran’a göç ettirilmiş, yerlerine Şafi Kürtler yerleştirilmiş, Suriye’de de Türkmenlerin Araplaşması gerçekleşmişti” diyerek belirtmiştim.

