Bugün 5 Şubat 2026, laiklik ilkesinin Anayasaya 1937’deki girişinin 89. yıl dönümü. Bilindiği gibi, bu tarih aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin laikleşmeye başladığı tarih değil. Hilafet makamının kaldırılması, Şeriye Vekaletinin ilga edilip yerine Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulması, tekke ve zaviyelerin kapatılması gibi adımlarla Cumhuriyet zaten adım adım Türkiye’yi laikleştirmişti. Çağdaşlaşma yolundaki adımların birçoğu 1937’ye gelindiğinde çoktan atılmış bulunuyordu. Ancak 5 Şubat 1937’de Türkiye Cumhuriyeti temelden ve anayasal anlamda da laikleşti.
Türkiye’nin Atatürk önderliğindeki çağdaşlaşma süreci, Kurtuluş Savaşı, bağımsızlık, saltanattan Cumhuriyet’e gidiş, ulus devlet olarak yapılanma, demokratik kurumların inşası gibi diğer süreçlerle paralel olmanın çok ötesinde birlikte ortaya çıkan ve birbiri ile bağlantılı, bağımlı bir süreçti. Yani bunlardan birindeki eksiklik, diğerlerinin de sakatlanmasını yol açabilirdi. Türkiye, işgal altında bir sömürge ülkesi olsaydı, zaten bunlardan hiçbiri yapılamazdı. Cumhuriyet kurulmasaydı padişahlar aynı zamanda halife sıfatlarıyla bir din ve ümmet devleti olarak ülkeyi yönetirdi. Üniter ulus devlet yapılanması kurulmasaydı, etnik bölücülüklerle mücadele edilmeseydi topluma Şeyh Saitçi etno-tarikat zemini egemen olur, ortada Türklük kalmayacağı gibi laikliğin adı bile anılamazdı.
Bu örnekler ve kıyaslamalar elbette çoğaltılabilir. Fakat özetlersek şu açıktır: Cumhuriyet, laiklik, millî devlet ya da milliyetçilik bir paket programdır ve bunu uygulayan ideolojinin, siyasî hareketin adı Atatürkçülüktür, Kemalizmdir. Cumhuriyetin, laikliğin ve Türklüğün karşıtları, düşmanları bunu çok iyi bilir. Hatta herkesten çok onlar bilir desek doğru olur.
Fakat kafa karışıklığı maalesef soldadır. Sosyalist solda Kemalizm karşıtlığı, özellikle 90’lardan sonra son haddine ulaşmıştır. 68 kuşağı ve onların öncesindeki Avcıoğlu, Aybar gibi sosyalistlerde bu kafa karışıklığı yoktu. Onlar, Kemalizm’i bir program olarak savundu. İşler sonradan değişti. 2000’lerin başında bırakalım Kemalist milliyetçiliği, cumhuriyeti ve laikliği savunan sosyalist bile çok zor bulunuyordu.
Şimdilerde bir kısım sosyalist, bu tavrını az çok değiştirmiş görünüyor. Cumhuriyeti, özellikle de laikliği savunmanın gerekliliğini herhalde onlara 20 küsur yıllık İslamcı dikta ancak öğretebildi. Fakat bu kesimler yine de Cumhuriyet ve laiklik savunusu yaparken Atatürkçülük karşısında eleştirel kalmaktan, Marksist skolastiğin gereği olan Kemalizm hakkındaki “burjuvalık” tespit ve eleştirilerinden, “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” çerçevesinde Leninci-Wilsoncu karması bir Kürt etnikçiliğinden kendilerini kurtaramıyorlar.
Bu arkadaşlara da herkese de bir kez daha hatırlatalım:
Kemalizm, Atatürkçülük olmadan bu ülkede laiklik de cumhuriyet de olmazdı. Tüm bunlar da Atatürk’ün liderliğindeki milliyetçi kurtuluş mücadelesi ve ulusal devlet yapılanması olmadan kazanılamazdı.
Yani laikliği savunmakta samimi olanlar Atatürkçülüğü de sonuna kadar, bir paket program olarak ve tavizsiz savunmalı.
Laikliğin 89. yılı kutlu olsun.

