Her ramazan olduğu gibi, bu ramazanı da korkunç bir ikiyüzlülükle geçiriyoruz.
Ama hayır, fakirin sofrasıyla zenginin sofrasından bahsetmiyorum.
Üzerinde duracağım mesele, AKP’li bakanların, tavanı ledli spotlu lüks evde yer sofrasına oturup parti afişiyle iftar pozu vermesinden daha büyük bir riyakarlık barındırıyor.
Bu ramazan gününde, küfrün gerçekten de tek millet olduğunu bir kez daha görüyoruz.
Biliyorsunuz, Çin Komünist Partisi’nin Doğu Türkistan’daki işkence ve zulümleri ramazanda en üst seviyeye çıkar. Pekin’in güvenlik aygıtı, Urumçi, Kaşgar, Gulca gibi tüm Türk şehirlerinde teyakkuza geçer.
Günlük kontrol rutinleri, basit ev ve sokak denetimleriyle kalmaz.
Doğu Türkistan’da Türkler, oruç tutmadığını, domuz eti yediğini, sigara ve alkol aldığını Çinli muhafızlara kanıtlamak zorundadır. Hem de her gün!
Eskiden beri ev baskınlarında, sokak ortasında, iş başında ve okul denetimlerinde Türklerin dini vecibelerini yerine getirmemesi garanti edilirdi. Ama herkese yetişemiyorlardı. Artık yeni teknolojinin de yardımıyla, Çin bu işkenceyi daha masrafsız yollarla yürütüyor.
Uygurlar, Çin’in dışarıya kapalı sosyal medya tekeli “Douyin”e ramazanda gündüz vakti yemek yediklerini gösteren videolar yüklüyor. Ama bunları sadece mahallî polis karakolu incelemiyor. Pekin’in tekno-faşizm veritabanı altyapısı IJOP da kaydediyor ve “ödev”ini yerine getirmeyen Müslüman varsa, not ediliyor!
Bu arada, laikliğin dinsizlikle tesis edilebileceğini sanıp “Çin’i takdir eden” çocuk ruhlu ateistlerimiz, bir zahmet aynı Çin’in Taliban, Pakistan, Bangladeş gibi siyasal İslamcı rejimlerle neden can ciğer kuzu sarması olduğunu da açıklayıversin. Ama hepsinden önemlisi, ortada sarsılmaz bir AKP-ÇKP işbirliği var. Hadi ateistlerimiz bunu da açıklasın! (Neden laikliği dincilerle bire bir aynı tanımladıklarını da…)
İbadet eden Müslümanları katleden Çin rejimi ile, ibadet etmeyen Müslümanları katleden “yeşil kuşak” rejimleri neden ve nasıl en sıkı müttefikler oluyor ve aralarından su sızmıyor? Tek ortak noktaları Müslüman katletmek mi? Eylül 2024’te yayınlanan “Doğu Türkistan’da Türk Soykırımı” adlı kitabımda bu tartışmaya hem iç siyaset hem de uluslararası siyaset bağlamında ayrıntısıyla eğilmiştim. Merak eden bakabilir.
Tabi, Türkiye’de katliam yok… Şimdilik.
Ama son günlerde köpüren laiklik tartışmaları, AKP’nin Türkiye’yi çekiştirdiği istikamet hakkında bir fikir veriyor.
Biliyorsunuz, Yusuf Tekin’in yönettiği MEB, bir ramazan genelgesi yayınladı. Görünüşte Ramazanın anlam ve önemine uygun olarak öğrencilere yaptırılacak etkinliklerle ilgili… Ama ayrıntılar ÇKP kokuyor!
Nasıl mı?
Genelgeye göre, 5 yaşındaki anaokulu öğrencilerinden bile evdeki iftar ve ibadet ânlarının fotoğrafları isteniyor. Fotoğraf getiremeyen ne yapacakmış? Resim çizecekmiş.
Eşitlik ihlali, Anayasanın çiğnenmesi gibi vahim halleri geçtim…
5 yaşındaki çocuk, ailesinin oruç tutup tutmadığını, namaz kılıp kılmadığını devlete rapor edecek! Bu, en başta Türk ailesinin mahremine tecavüzdür!
Bakın, 85 yıl önce Gestapo, Alman çocuklarına aynı şeyi yaptırdı. Nazi selamı vermeyen anne babalarını rapor ettirdi.
KGB, 70 sene boyunca Sovyet ülkelerinde yine çoluk çocuk tüm aileyi birbirine ispiyonlattı…
Çin faşizminin bugün Uygurlara –tabi, Çinlilere de– yaptığı tam olarak budur.
Peki, Türkiye’de bu işin miladını nereye bağlayabiliriz? Kesin bir şey söylemek zor. Ama hatırlarsanız 2016’ya geldiğimizde, artık evlilik teklifini kabul etmeyen kızı “FETÖ”den ihbar eden “erkekler” haber olmaya başlamıştı.
Faşizm, önce kadınlığınızı ve erkekliğinizi hedef alır. Sonra da aileyi yok eder.
Ve bugün MİT’le koordine olup açılım konferansı düzenleyen bir Anamuhalefetimiz (!) var.
Buyurun, Çin’deki ateist Gestapo, buradaki dinci KGB!
Gestapo tek millet, KGB tek millet, AKP-ÇKP tek millet.
O hadis doğru. Küfür, gerçekten de tek millet!
Şimdi merak ediyorum: 5 yaşındaki evladını muhbirleştiren fişleme sapkınlığına kaç aile itiraz edebilecek?
Ve Atatürk bu yüzden haklı: Laiklik, gerçekten de adam olmaktır, din ve vicdan özgürlüğüdür.
Kahrolsun AKP-ÇKP küfrü!
Yaşasın Türk milleti!
Hayırlı ramazanlar!

