Türkiye piyasasında “aydın” diye pazarlanmanın, Batı emperyalizminden tescil almanın değişmez bir kuralı var: Kendi milletine, tarihine, Cumhuriyet’e küfredeceksin.
Bu kuralın en sadık, en kullanışlı ve tabii en “ödüllü” memuru şüphesiz Orhan Pamuk’tur. Yıllardır edebiyatın o dokunulmaz “masumiyet” zırhına saklanıyor. Sorsan sadece bir romancı, kendi halinde bir edebiyatçı… Peki gerçekten öyle mi? Bize yutturulmaya çalışılan bu masumiyet masalının altından ne çıkıyor, gelin o “müzenin” kapısını bir aralayalım.
Nobel’in sipariş fişi ve “soykırım” yalanı
Maskenin düştüğü o meşhur ânı hatırlayın. İsviçre basınına verdiği o röportaj: “Bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü.”
Bu, bir yazarın vicdan muhasebesi falan değildi. Bal gibi de Nobel Edebiyat Ödülü’nün sipariş fişiydi! Pamuk, Batı’nın duymak için can attığı o yalanı onların yüzüne karşı söyledi. Kendi milletini “katil” ilan etmenin bedelini de Nobel ikramiyesiyle tahsil etti. Ortada bir edebiyat başarısı yok, Türk tarihine ihanetin ödüllendirilmesi var.
Romanlarına sakladığı Cumhuriyet kini
Orhan Pamuk’un Cumhuriyet nefreti, sadece ecnebi gazetelerindeki demeçlerinde değil, romanlarının tam omurgasında gizlidir. O, kitaplarını Türk milleti için yazmaz. Türkiye’yi “Doğulu, ezik ve geri kalmış” görmek isteyen Batılı efendilerinin oryantalist fantezilerine meze sunar.
Mesela “Kar” isimli romanı… Atatürkçüleri ve Türk ordusunu, sahnede halka kurşun sıkan kanlı bir karikatür (Sunay Zaim) olarak çizer. “Sessiz Ev”de Cumhuriyetin aydınlanma projesi, alkolik ve acınası bir adamın hezeyanlarıdır.
Gelelim o çok meşhur “Masumiyet Müzesi”ne. Güya bir aşk romanı. Alt metni ise Cumhuriyet aydınlanmasına kusulmuş bir kindir. O romanda Cumhuriyet’in yarattığı modernleşmeyi, Nişantaşı sosyetesi üzerinden yargılar. Pamuk’a göre Atatürk devrimleri; Batılı olmayı içki içip lüks giyinmek sanan, köksüz, sığ ve ezik bir taklitçilikten ibarettir. Batılı okura açıkça “İşte Atatürk’ün kurduğu sınıf bu kadar sahtedir” der. Netflix’in, bu romanı dizi haline getirmesine şaşmamak lazım…
Atatürk’ün ezip geçtiği mandacılar!
İşte en büyük sahtekarlık tam da buradadır! Orhan Pamuk’un Atatürkçülüğü aşağılamak için yarattığı o “Batı taklitçisi, ezik” tipler, aslında bizzat Atatürk’ün savaştığı ve tarihe gömdüğü zihniyettir.
Atatürk Batı taklitçisi miydi? Asla! “Biz bize benzeriz” diyerek ayağa kalkan, Türk medeniyetinin Batı’dan aşağı kalmayacağını o meşhur Türk Tarih Tezi’yle tokat gibi yüzlerine çarpan bir milliyetçiydi.
Pamuk’un “modernleşme” diye yutturmaya çalıştığı o aşağılık kompleksli karakterler kim biliyor musunuz? Kurtuluş Savaşı’nda Sivas Kongresi’nde “Aman Amerikan mandasına girelim” diye ağlayanlardır. İstanbul’da İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nde efendilerine selam duran Ali Kemal’lerdir!
Atatürk, o karanlık günlerde Batı’nın himayesine sığınan o köksüzlere inat, bir tek Türk milletinin gücüne güvenerek Millî Mücadele’ye liderlik etti. Pamuk, aslında kendi “mandacı” ruh halini Cumhuriyet’in eseriymiş gibi pazarlayarak tarihsel bir yalan uyduruyor.
Eregenekon’da amigo, 2010’da “Yetmez Ama Evet”in baş aktörü
Edebiyatı geçelim, biraz da yakın siyasete bakalım. “Masum” yazarımız, konu Türkiye’yi karanlığa sürüklemek olunca nasıl da militanlaşıyor…
Sene 2010. FETÖ ve AKP, yargıyı ele geçirmek için referandum tezgâhı kurmuş. En önde kim bayrak sallıyordu? Orhan Pamuk. Milleti “Askeri vesayet bitiyor, sivilleşiyoruz” diye zehirleyen “Yetmez Ama Evet” korosunun başındaydı. Devletin şalteri FETÖ’ye teslim edilirken, Cumhuriyet’in tabutuna çivi çakanların sivil kalkanı bizzat kendisiydi.
Ya Ergenekon ve Balyoz kumpasları? Türk Ordusu’nun şerefli subayları, Atatürkçü aydınlar sahte belgelerle zindanlara tıkılırken Pamuk neredeydi? “Türkiye derin devletiyle yüzleşiyor” diye Avrupa’da el ovuşturuyordu. Kumpasların sivil amigosuydu. Kendisi için her fırsatta “düşünce özgürlüğü” çığlığı atan bu sahte demokrat, Cumhuriyetçi aydınlar hapse atılırken adeta zil takıp oynuyordu.
Sahte taçlara değil, Türk’ün gücüne güvenenler
Kimse kendini kandırmasın. Tam Bağımsız Türkiye kavgası sadece siyasi veya ekonomik bir cepheden ibaret değil. Asıl savaş; milleti “katil”, devleti “zalim”, Batı’yı ise “kurtarıcı” gören bu zehirli kültürel emperyalizme karşı verilmeli.
Orhan Pamuk masum değildir. Onun kitap sayfaları arasına sakladığı o sinsi Cumhuriyet düşmanlığını yüzüne vurmaya devam edeceğiz.
Biz, sahte Nobel taçlarını kafasına geçirip emperyalizme boyun eğenlerin değil; Manda ve Himaye’yi elinin tersiyle itip sadece Türk’ün gücüne güvenenlerin tarafındayız!

