Günümüz siyasetini anlamaya çalışmak, Netflix’te yeni bir diziye başlamak gibi: İlk bölümde hiçbir şey anlamıyorsun ama herkes izliyor diye devam ediyorsun. Üçüncü bölümde hâlâ kimin iyi kimin kötü olduğunu çözemedin, beşinci bölümde fark ediyorsun ki herkes gri. Final mi? Daha yazılmamış.
Eskiden siyaset dediğin şey mitingdi, meydandı, nutuktu. Şimdi siyaset dediğin şey “story atmak.” Lider sabah bir paylaşım yapıyor, öğlene kadar ülke ikiye bölünüyor, akşama doğru herkes başka bir gündeme geçiyor. Ertesi gün? Yeni sezon.
Artık politikacılar konuşmuyor, “içerik üretiyor.” Basın açıklaması dediğin şey, algoritmaya uygun mu değil mi diye kontrol ediliyor. Cümleler kısa, vurucu ve mümkünse caps yapılabilir olmalı. Eskiden “tarihe geçecek söz” denirdi, şimdi “trend olacak cümle” aranıyor.
Halk desen ayrı bir evrende. Ekonomi konuşuluyor mesela… Ama öyle teknik falan değil. Direkt pratik: “Bu ay kira mı ödeyelim, yoksa moral mi düzeltelim?” diye bir denklem var. Enflasyon oranını TÜİK açıklıyor, gerçek oranı ise pazarda teyzeler belirliyor. Ve teyze datası genelde daha güncel.
Muhalefet başka bir dert, iktidar başka bir dert. İktidar “her şey kontrol altında” diyor, vatandaş dolabı açıyor, kontrolün kimde olduğu biraz tartışmalı. Muhalefet “biz gelince düzelecek” diyor ama nasıl düzeleceği kısmı genelde “detaylarda.” O detaylar da bir türlü basın toplantısına yetişemiyor.
Bir de tartışma programları var… Aslında tartışma değil, çok sesli monolog. Herkes aynı anda konuşuyor, kimse kimseyi dinlemiyor ama program bitince herkes “çok güzel tartıştık” diyor. İzleyen zaten 10. dakikada sesini kapatıp altyazı bekliyor.
Sosyal medya ise siyasetin açık hava sahnesi. Herkes politik analist, herkes stratejist. Adam sabah işe giderken ekonomi çözüyor, öğle arasında dış politika, akşam da anayasa değiştiriyor. CV’ye yazsan “çok yönlü uzman” diye geçer.
En ilginç tarafı ne biliyor musun? Herkes her şeyin farkında. Yani kimse saf değil. Ama yine de hiçbir şey değişmiyor gibi hissediliyor. Bu da insanı şöyle bir noktaya getiriyor: “Ben mi abartıyorum, yoksa gerçekten mi böyle?” Cevap: Evet.
Ama bütün bu karmaşanın içinde bir gerçek var: Bu ülke siyaseti sıkıcı olmayı asla başaramıyor. Kaotik, yorucu, bazen absürt… ama asla sıkıcı değil. Bir gün ekonomi konuşuyorsun, ertesi gün diplomasi, üçüncü gün bambaşka bir kriz. Gündem dediğin şey zaten hiperaktif.
Sonuç olarak günümüz siyaseti biraz reality show gibi: Herkesin bir rolü var, herkes bir şey söylüyor, izleyenler yorum yapıyor ama kazananı tam olarak kim, o hiç net değil.
Yine de izlemeye devam ediyoruz. Çünkü kanal değiştirmek de bir seçenek ama alışkanlık işte… Hem belki bir gün gerçekten “final bölümü” gelir diye umut ediyoruz.

